Global kültür sağanağı evrensel açılım getirdiği kadar; bize has; öz değerleri de yerle bir etmeye devam ediyor. Gün be gün, derin yalnızlıklara sevk ediliyoruz bilim ve teknoloji adına. Eskide kalan yaşamlar tîye alınıyor.
Yeşilçam filmleri; komedi konusu. “Nayır, nevet, nolamaz” söylemleri; iyimser komiserler, dar gelirli ama mesaiden çalmayan babalar, ailenin moral direği anneler, temiz aşklar, kısacası insani olan ne varsa dalga geçiliyor..
Alay edilen Yeşilçam; gözden kaçırdığımız ciddi bir işlevi uzun yıllar sürdürdü. Anadolu’nun bağrından gelip hamallık yapan genç, bir gün şöhret oluyor, işçi çavuşu fabrikatör kızı ile evleniyor, hırsızları yakalayan komiser; “Hadi bakiyim bi daha olmasın” deyip salıveriyor. Evet bunlar hayatın gerçeklerine tersti. Ama bir şey başarıldı: Kişisel ve toplumsal moral diri tutuldu… Acıdan çok sevinç, buhrandan çok ümit öne çıkarıldı. Vaziyet ne kadar kötü olursa olsun, “Bir gün her şey düzelir” mesajı ustaca verildi. Darbe ve kayıplar karşısında “Mühim olan sevgi, esas olan dostluk!” denebildi.
An bilincine kenetlenmeye çalışanları nostaljik yorumlarla meşgul etmek değil gayem. Yaşadığımız günler malum. Toplum; kutuplaşmalara çok çabuk endekslenebiliyor. Böylesi anlarda iki uç beliriyor hemen. Ve 3. çıkış genelde unutuluyor, unutturuluyor.
Manevi ve evrensel değerleri yaşatma azminde olan siz bilinçli dostlar! Üçüncü yolu yakınlarınıza göstermek gibi bir göreviniz var! Ümit kapısını, huzuru, sevgiyi, barışı sunmak gibi kutlu bir ödev bu! Yeşilçam’dan değil, Kur’andan ilhamla söylüyorum:
“Müminler sadece kardeştirler. O halde kardeşleriniz arasında barışı sağlayın ve Allah’tan sakının ki, size merhamet edilebilsin.” (Hücurat-10)
Selam olsun ümit ve barış elçilerine!
Mehmet DOĞRAMACI
www.yorumsuzblog.net.tc
m_dogramaci@yahoo.com
| Kategori: Mehmet Doğramacı |
|
|
19 February 2008 23:11
Sayin Dogramaci’nin her zamanki gibi günümüz gerceklerini Kur’an ísiginda yorumlama usulüyle ya$ananlara baktigimizda, yazinin özünü iceren sonundaki (Hucurat-10) ayeti ve “Cennete iman ile girilir. Birbirinizi sevmedikce tam iman etmis olmazsiniz. Birbirinizi sevmek icin aranizda selami yayiniz.” muhte$em hadisini birlikte degerlendirdigimizde; Rahmete yani cennnete yani huzura yani bari$A yani selamete erebilmemiz icin imana, iman icin sevgiye, sevgi icin de aramizda selami yaymaya ne kadar ihtiyacimiz oldugu a$ikar olur. Bu acidan bakarsak; cennete girmenin birinci $arti selami aramizda yaymak degil mi?. Yazinin icinde gecen cennet kavramina isaret eden kelimeleri(sevgi, baris, ho$görü, $efkat, merhamet, paylasma, ümit verme, güven verme gibi kavramlari bir araya getirdigimizde, SELAM I aramizda yaymak demek cennet yasamini birlikte bir arada yasadiklarimizla paylasmak demektir, diye bir anlam cikaramaz miyiz?. Bu davrani$ bicimininde aynen SALAT oldugunu dü$ünebilir miyiz?. Yöneldigimizin HAK oldugunu idrak edebilmek SELAM i yasamimizda uygulamakla mümkün olsa gerek. Ne mutlu yasami selam ile selamette olanlara….
20 February 2008 01:09
Alay edilen Yeşilçam; gözden kaçırdığımız ciddi bir işlevi uzun yıllar sürdürdü. Anadolu’nun bağrından gelip hamallık yapan genç, bir gün şöhret oluyor, işçi çavuşu fabrikatör kızı ile evleniyor, hırsızları yakalayan komiser; “Hadi bakiyim bi daha olmasın” deyip salıveriyor.
***Evet bunlar hayatın gerçeklerine tersti.***
Ve bu olduğu gibi görünmekten ya da göründüğü gibi olmaktan, uzak toplumun riyakarlığını çok net fark etti gençlik.Ve bu hale isyan etti ,”ben olduğum gibi görünmek istiyorum” dedi. Ama malesef bunu tövbe kapısından gecerek değil de isyan kapısından geçerek yaptı.Çok daha samimi bir gençlik var artık, ama geçmişinden utanan bir gençlik ve doğal olarak köklerini inkar eden bir gençlik…
bana göre çözüm: lütfen bir harf bildiğini düşenen herkes bunu tam anlamıyla sadece yaşasın. Hakikatinde ki manayı yaşasın. Mış ,miş olarak anlatılanların yaşanabilir olduğunu göstersin.TEŞEKKÜRLER…
20 February 2008 02:36
Üçüncü yol aslında sessiz çoğunluğun yolu. Farkında olsalar da olmasalar da…
Kutuplaşmalar ise belli zümrelerin çıkarları doğrultusundaki manipülasyonlar…
Sesi duyulanlar onlar ne yazık ki. Çünkü hakikati perdeleyebilmek için avaz avaz bağırıyorlar.
Üçüncü yolun sesini duyurmaya çalışanlar ise ”şimdilik” her tarafta ötekileniyorlar… Ama şimdilik…
inanıyorum ki onların zamanı gelmek üzere… Hakikat, -er ya da geç- kendini görünür kılacak, o zaman da üçüncü yol ve o yolun yolcuları tüm topluma ışık tutacak… İnşallah!
Not: Yazarımız Yeşilçam filmlerinden örnek verince benim aklıma da bizim zamanımızdaki Kemallettin Tuğcu romanları geldi… Şimdiki gençler ve çocuklar için ne kadar uzak ve yabansı kaldı o naiflik, o umut dünyası… Ne yazık…
20 February 2008 09:06
İslam Dini, kardeşlik dostluk üzerine kurulmuştu. Bir süre de böyle gitmişti. Nefs gereği, belli bir zaman sonucunda da bu başlıklardan uzaklaştırılmıştır. Bu bence sistemin bir gereği. Sisteme göre herkes iyi-kötü ya da evliya olamaz. Kurulu sistemin çalışması için 3 unsurun da beraber olması gerekmektedir. 1 tanesi olmaz ise sistem çalışmaz. Bakın bu konu ile ilgili bir hadiste ne diyor;
“Müslim’de Ebu Hüreyre’nin bir rivayeti şöyledir: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Nefsim kudret elinde olan Zât’a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi.”
Sistemi bir makina gibi görün. Bir makinanın çalışması için;
Makina=Enerji+mekanizma+PROGRAM
Makina= Sitemin geneli
Enerji= Nefs ten gelen enerji sistemi.
Mekanizma= İyiliğin getirdiği yapıcılık sistemi
PROGRAM= Gözle görülemeyen sistemi idare eden
Bu formülden bir tanesini çıkardığınız anda sistem çalışamaz hale gelir.
Sistem gereği iyi de olacaktır kötü de. İnanın ki kötüler daha çok olacaktır. Geçmişte de böyleydi gelecekte de böyle!!! Bir de 3. gruptakiler vardı ya; onlar kötünün enerjisini, iyiliğin mekanizmasını çalıştırmak için kendine verilmiş program ile makinayı(sistemi) çalışır duruma getirir. 3.gruptakiler çok azdır bu alemde onlar özel seçilmiştir, tasarlayıcısı tarafından. Onları, düzenlerken tasarlayıcı ayrı bir özen göstermiştir.
Gelin seyredin sistemi, müdahale etmeden. Gerekiyorsa sana seslenecektir; “sendeki program”
20 February 2008 10:37
Gurdjieff ‘in “Az Seçilen Yol”, Ouspensky ‘nin ”Kendini Tanıyan İnsan” isimli eserlerini okuduğumda yıllar önce, sözü edilen konuda önemli açılımlar deneyimlemiştim. İlgilenenlere öneririm.
20 February 2008 13:46
İyiye proğlamlı olanlar asla kötünün olmadığına inanırlar.. kötüyü görseler bu benim aynadan aksim derler.. ve daha iyi olabilmek için çırpınırlar.. hay ve diri olan tek ana ruh un seyrinde -kendini -bilmesine izin verilenlere; selam selam olsun demekten başka ne yazık ki bir şey elden gelmez..
20 February 2008 16:13
Asıl yazmak istediğim bu değildi ama güvenlik kodunda HAKİKATT yazısını görünce başka noktaya kaydı yazacaklarım.
Bir Allah dostu ile sohbetimiz de demişti ki; şu an konuşulanlar ya da anlatılanlar bir sonra ki biraraya gelişimize kadar etkisini kaybeder, bu yolun özelliğindendir.
Acaba neden böyle derken şöyle bir açı ile karşılaşmıştım. İnsan bu yolda yaradılış gayesine ulaşmak için hakikat ilmindeki bilgisinin açlığını duyarak yaşar. Yaşamındaki hali ile de bilginin uygulanamıyışında ki sıkıntısı ile de kendisini bir üst bilince mahkum(dua) etmektedir. Mahkum olunca da ancak tahliye olma anına kadar bir takım olaylar içerisinde kah yanarak kah sevinerek ilerleyişine devam eder. Gayesine ulaşmak için ettiğini sandığı dua bir sonra ki gayenin duasıdır. Razı olana kadar ya da varoluş gayene ulaşana kadar devam eder. Mevcut durumu için edilecek duanın zamanı gelir “OL” hükmüyle olur gider fark ederiz veya edemeyiz.
Bu sebepledir ki; bazen yaptıklarında ve algıladıklarında bir yanlışlık var mı diye kuşku ederek; bazen de mutlak kader ile ben bu noktaya geldim ve bu benim için sevindirici bir durum diyerek kendimizi motive ederiz.
Hakikat yolunda kimi zaman da mürşidine ya da ilmine saygı duyduğu Allah dostuna şöyle bir durum oldu nedir iyiye mi yormalıyım kötüye mi yormalıyım gibi motivasyon sıkıntısı içerisinde günlerini geçirir. Evet motivasyon sürekli olmayınca yanmalarda alıp başını gidiyor.
İnsan her daim bu yolda motive olacak bir duruma gelebilir mi?
İnsana sürekli kendini iyi hissettirecek olaylar mı olması gerekir?
Sanırım yanlışımız şu olsa gerek; biz kendi değerlendirişimize bakmayıp olayın şiddetini ya da sevindirici yönünü artırmaktayız. Bu da bu yolun özelliğinden olsa gerek.
Körebe oyunu hepimizin bildiği bir oyundur. Bir ebe (gözleri bağlanan) ve diğerleri de ebenin etrafında yakınında ya da bir yerlerde saklanarak (nasıl saklanmaksa:-) ve ses çıkartarak ebeyi kendisine yönlendirmeye çalışan yakalanmak isteyen oyunculardan oluşur. Körebe oyununda sürekli aynı şahıs ebe olsa oyunun anlamı kalmaz ve lezzeti olmaz. Gelen sesleri algılayan (SEMİ) ebe o yöne yönelir bazen saklanan kişilerden biri sıkılır veya ebeye merhamet eder, ebe olmak ister.
Bu sebepledir ki oyuncular oyunun her haline razı oldukları için bu körebe oyunu bugünlere kadar gelmiştir. Bir başka oyuncuyla aynı oyun aynı devam eder gider.
Bizlere sunulan da aslında bir körebe oyunu değil midir?
Ebe görevi gereği gelen seslere doğru hareket etmek zorundadır, bu oyunun kuralıdır. Oraya gitmem gidersem düşerim, yok ayağım takılır, yok falan olurum. Bu endişeleri bırakıp ya ben ebe olarak var edildim zaten göremiyorum gelen sese yönelirsem; bir boşlukta olmam en azından sesin geldiği yere yönelmiş olurum nasıl olsa beni benden iyi gören değerlendiren Rabbimdir. Yöneltildiğim noktada biri var diyerek yönelirsem ve sesin sahibinin merhametinden faydalanmış olurum.
Şayet ben ebe olmak istemiyorum diyerek oyunu kendine zehir eder de ayrılmak istersen de. Her iki durumda da bir merhamet eden olur. Neticede oyundan mahrum edilerek merhamet edilir ya da oyunun kuralları gereği oyunculardan biri şefaat eder ebe körlükten kurtulur. Neticede her iki şekilde de bir merhamet ve bir oyunu sonlandırma olacaktır.
“Ebe olan oyuncunun hangisi kolayına geliyorsa.”
Oyunun senaryosunu yazan her ihtimali düşünmüş her bir oyuncuya göre de seçenek sunmuştur. Bu oyuna böyle bir kural koyan ve oyunun kurallarına riayet edilmesini istemekle aslında oyuncuları düşünmesindendir. Böyle bir oyun olmazsa ve bu oyunu da yazmamış olsa iyi ve güzellik adına yaşadığımız bunca şeyleri bir düşünün yok olsa bu ikiliğide yaşatmazsa ne olurdu?
Bence bizim sadece yapmamız gereken her halimize şükürdür.
SELAM HALİMİZ VEDÜD YAŞAYIŞIMIZ OLSUN.
20 February 2008 20:36
Manevi ve evrensel değerleri yaşatma azminde olan siz bilinçli dostlar! Üçüncü yolu yakınlarınıza göstermek gibi bir göreviniz var! Ümit kapısını, huzuru, sevgiyi, barışı sunmak gibi kutlu bir ödev bu! Yeşilçam’dan değil, Kur’andan ilhamla söylüyorum:
“Müminler sadece kardeştirler. O halde kardeşleriniz arasında barışı sağlayın ve Allah’tan sakının ki, size merhamet edilebilsin. “Asra yemin olsun ki insanlar hüsran içre yaşıyorlar ancak…iman edenler, inancının gereğini yaşayanlar… insanlığa HAKKı SABRı tebliğ edenler kurtulmuşlardır…
21 February 2008 01:07
“İnsan her daim bu yolda motive olacak bir duruma gelebilir mi?” diyor Zekeriya Bey… Güzel bir soru.
Bence gelebilir… Motivasyon sürekli çalışma anlamında olmayabilir belki ama sürekli bir farkındalık hali olabilir ki o da nihayetinde kutlu bir çalışmadır, sanırım.
Zaten insan bu yola girdiyse bir şekilde, öyle uçsuz bucaksız bir deryayla karşılaşıyor, öyle açılımlar yaşıyor ki bu açılımlar, bu Haşyet beynin adrenalin ve endorfin hormonlarını aynı anda ve neredeyse eşit miktarda üretmesini sağlıyor… Bu durum da insanı sürekli motive eden bir etkime ve tepkime oluşmasına yol açıyor…
Ne diyelim neden sonuç bağlantısı dahilinde Allah’ın bir lütfu ve teşviği belki de…
Bu yola girip de sözünü ettiğim motivasyona ulaşamayanlar tam olarak odaklanamamış, dünya meselelerinin zihinlerini bulandırıp bütünü görmelerini engellemesine yol açmış olanlardır zannımca…
Yapılacak olan ise bence, her durumda sağlam bir temel inanca sahip olup iman ipine sımsıkı sarılmak ve nereye gittiğimizi asla unutmamak. Bir süre sonra isteseniz de unutmuyorsunuz ve/veya unutturulmuyor zaten…
Aslında düşünüyorum da… insanın fıtratında birşeylere bağımlı olmak var. Sadece kötü alışkanlıkları düşünmeyin lütfen, sürekli ve düzenli egzersiz yaparsanız egzersize dahi bağımlı olabiliyorsunuz. Mekanizma hep aynı…
endorfin ve adrenalin üretimi…
Madem ki yaradılışımızda böyle bir mekanizma var o halde yaradılmış her şeyin bir sebebi olduğu mantığından hareketle bu mekanizmayı İYİ şeylere de yöneltebiliriz pekala.
O zaman neden HAKİKAT yolunda bilgi edinme ve çalışma yaparken bu mekanizmadan yararlanmayalım?!…
Ve bu bağımlılık bildiğimiz bütün bağımlılıklardan daha güzel, daha kutlu ve doğru bir bağımlılık olmaz mı acaba?
Şahsen ben, bu yolda, yani hakikat ilminin peşinde gitme yolunda aldığım keyfi hayatımın hiçbir döneminde hiçbir şeyden almadım. Bu durum, kendimi bildim bileli böyle. Asla bıkmadım, asla sıkılmadım. Hep heyecan duydum. Hep coşkuyla doldum. Canım acıdığı zamanlarda bile o acılardan bir şeylerden öğrenmek hiçbir şeyin boşuna olmadığını bilmek her zaman için büyüleyici… Çok okuyorum, çok düşünüyorum, kendimce çok çalışıyorum (dünya işlerini ihmal etmeden tabii ki) ve her şeyden yoruluyorum da bu çalışmalardan asla yorulmuyorum. Sadece daha fazla enerji ve ilim aşkı ile doluyorum. Hatta… Hatta, okudukça cehaletimi, aslında hiçbir şey bilmediğimi farketmek bile ürkütmüyor tam tersi daha çok teşvik ediyor beni…
Şu satırları okuma zahmetine girdiyseniz sırf bu okuma gayretinizden dolayı sizin de benim gibi hissettiğinizi tahmin ediyorum. (Yoksa niye okuyasınız ki:)
İlminiz,feyziniz ve aşkınız bol olsun.