Sır ifşası modasına özümden yansımalar

// 19 Şubat 2008

Sır’lardan anlamam… Hele herkesin konuştuğu bir şey nasıl sır olur onu hiç anlamam… Çamaşır yıkamak için illa tam otomatiğin evime gelene kadar geçirdiği tüm aşamalarını bilmem gerekmiyor diye düşünüyorum… Bana lazım olan kadarını öğrenirim olur biter… Sır dedikleri şey herkesin bildiği DUA etmekten başka bir şey değil ki.. Ama illaki bizim değerlerimizi bize cafcaflı ambalaj da tekrar sunacaklar ki kıymetlensin..
Esas ben size bir sır vereyim mi?…

Kısmetse dua edilir, kısmetse edilen dua gerçekleşir. O da kişinin rızkıyla alakalı.. Sistemin sonsuz dişlilerinden bazılarını bilmek her şeyi bilmek anlamına gelmiyor ne yazık..
Sonsuz yaratılışın yaratıcısından bir talebim olmuştu 1978 de:

Ruhum karmakarışık
Gönder yarabbi bir IŞIK
Bileyim öğreneyim
Ruhum kime neye AŞIK

Karşılığında 6 yıl sürecek Ankara günlerim başladı.. İçecek suyum yiyecek aşım görecek görgülerim olduğu için.. Saftan safa geçirilerek terbiye edildim hala da ediliyorum elhamdülillah..

Gurbet bu hasret dolu
Ayırmış nice aşıkları
Seni hatırlatır
Karanlık gecede Ankara ışıkları…

Demişim aileden ilk ayrıldığımda…. Kimseleri bulamamışım da 5. kat yurt yemekhanesinden ışıklara seslenmişim.. Işık ışıtırmış uygun dozda gelirse… Yokluğu da çokluğu da cehennemi hatırlatır bana.. Arınmanın uzun yolunu.. Alemlerin rabbı sıratı müstakimden ayırmasın her daim bizi.

Mevlam kaderime yazmış
Alnımın kırışığına
Derdimi döktüm
Dün gece Ankara ışığına

Bitti tükendi kalmadı sabır
Çile akşamlarına
Elveda artık
Meftun olduğum Ankara ışıklarına

Sonraları hiçbir zaman yalnız olmadığımın bilincinde
Mevlama dönmüşüm … İnsandır adım .. Unutmuş ve isyanda olmam ezeli takdirim.. İş hatırlamak ve isyanlardan uzak durma çabasında..

Geceyle gündüz gibi biri diğerini takip eder..

Hayat denen şey garip bir muamma
Bazen ağlanır gülünmez ya daima
Güzeldir sızı davadan yanaysa amma
Sızılarımın dili Ankara ışıkları
Gerçekler zamanla biraz gölge
Şahıslar gölge acılar gölge
Unutmaksa güneşteki gölge
İstisna-i gölgem Ankara ışıkları

..unut hatırla.. hatırla unut.. tik tak.. tik tak…

Söz dinlemiyorlar bir türlü
Açamazken gözlerimi
Birden bir ses
Tik tak tik tak
Hayır HAK HAK
Hemen fırladım
Zira saatten utandım.
* * *

MIŞ’lı şeyler hiç bana göre değil, hep uzak durmuşumdur
mışlı-mişli hikayelerden.. Adı üstünde hikaye, birileri yaşamış bir başkası da görmüş, diğeri de anlatmış, anlatan da geçmiş.. Dün dünde kaldı cancağızım diyor, gel dedi diye başına dünyayı topladığımız… Gel demekle ne dediğine kafa yormak yerine, gelenler arasında birileri bir şeyler yazsın da dua mekanizması (sır olmayan sır yani) misali, bizi bize anlatsın da anlayalım diye bekleşir dururuz… Beklemek de gelecek ötelemek ertelemek.. Acıkınca yarın yerim diyen kaç kişi var.. Bunca uğraş, gaile bir lokma için değil mi? Sonuçta desem de lokma da ne lokma ama.. Daha iyi nasıl yerim (beslenirim değil), giyerim, gezerim diye düşünüp faturaları ödemeyi kredi kartlarına bırakarak bu konuda düşünmeyi yine erteleyen bizler… Ömrümüzü, kaldığı zaman dünyanın da işine yaramayacak şeylerle harcarken, tüketirken kendimizi, toplumu ve de dünyamızı da tükettiğimizin farkındayız gibime geliyor..
En trajikomik olanı da bu galiba.. Üretenlerimiz yadsınamayacak kadar çoğunlukta aslında.. Onlar yolu tutanlarımız .. Ne öteler, ne erteler, ne de geçmişle vakit harcar.. Vakit bu vakittir.. Şimdi daha iyi ne yapabilirim kaygısındalar.. Bense kendimi bildim bileli arayışlardayım:

YOL
Arayışlar içinde
Yol ararken
Bir rehberim olmuştu
Yolunu bulmuş
Tutmuşken yolunu
Yardım elini uzatmıştı
Vermeyi sevmeyi
İnanmayı yaşamayı
Bilirim sanırdım
Yeniden öğreniyordum ki
Tali yollara gözüm takıldı
Anlık gafletin acı faturası
Yollarımız ayrıldı

O zamanlar bilmiyordum ki.. Herkesin yolu farklı.. Aynı yolu yürüyenlerin ayak izleri farklı.. Üst üste bassa da keza.. Çıkışta aynı, varışta aynı nokta olsa da.. Yol levhaları ve rehberler yolu gösterir sadece.. Yürüyecek olan sensin.. Yürümezsen o yol bir yere gitmez… Her ne yaparsan yap, kendine yaparsın.. Yap dedim de aklıma bir SIR daha geldi.. Asıl iş
YAP-makta
YAP-amamakta
YAP-mamakta
YAP-tırılmakta
YAP-tırılmamakta
Sır bir nevi bilmece ya.. Bunu da ben uydurdum.. İşaret levhaları koydum her heceye..
Herkesin yolu açık ola..

A. Berrin
www.yorumsuzblog.net.tc

Kategori: Yorumsuz 'Oku'r Yazarlar

Bu Yazıyı yazdır Bu Yazıyı yazdır


(1) Yorum >> “Sır ifşası modasına özümden yansımalar”

Bu yazı için yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden Geri izleme yapabilirsiniz.
  1. kenan Yazmış:

    rabbim bana mülkünden lutfettin,mesajdaki sırları öğrettin,evren içre evrenlerin arzın fatırı(noktadan yaratan) dünyada ve ahirette dostum sensin,beni islam olarak vefat ettir..dostlarının arasına kat,çünkü onları özden seviyorum.esfeli safiliinden kurtulamasamda…


YORUMLAYIN


hologramm

Yorumsuz Blog'un Yayın İlkeleri 'ndeki Yayın İlkeleri ve Yayın Şartları başlığı altındaki koşulları okudum.