Reklam çubuğunu görmek istemiyorsanız ve daha hızlı olmak istiyorsanız lütfen bu adresimizi kullanın..

Sinsi ve Habis

// 23 Ekim 2007

Yaşı 40 ve üzeri olanlar hatırlayacaktır. Din ve Ahlak Bilgisi dersleri vardı. Ahlak kısmını hiç sormayın. Ortaokul çocuklarına erdem, vicdan, tutum kavramları çerçevesinde felsefi bir ahlak sunulurdu ki; anlayana aşk olsun!.. Dine dayanmayan ahlakın ne kadar sığ, sıkıcı ve de ruhsuz olduğunu o yıllardan bilirim. Eflatun, Aristo gibilerden kırık dökük tercüme ile kültürümüze adapte edilmeye çalışılan konularda, insanın gönlüne hitap eden titreşimleri hiçbir zaman duyamadık.

Kuru ahlak kısmı konumuzun dışında. Asıl değinmek istediğimiz; Din Bilgisi bölümüne girişte verilen ve ne acı ki bugün hala Allah İnancının en kuvvetli delili diye sunulan cümleler. Nasıldı? Hatırlayalım:

“Tapınma; bir tanrıya inanma ihtiyacı insanın doğasında vardır. İlkel kabilelerden tutun da, en modern toplumlara kadar tüm insanlık; üstün bir kuvvete inanma, tapınma ihtiyacı duyar. İşte bu da Allah inancının temel delilidir!..”

Şimdi bunları okuyunca, “Bize Allah inancının ispatı diye Tanrı kavramını pazarlamışlar” diye düşünüyorsunuz değil mi ?.. Ne sandınız? Yıllarca okuduk ve hala da din derslerine bu açıklama ile giriliyor.

Şimdi buradan hareketle verilen bilgiyi tahlil ederek bizi sağlıklı kulluk yaşamından alıkoyan, kanımıza işlercesine düşüncemize karışan sinsi ve habis iki virüsü teşhise çalışalım.

Din Dersine girişte Allah İnancını ispat (!) sadedinde söylenen cümleler özetle ne diyor:
Tapınmak bütün insanlarda görülen ortak ihtiyaçtır!.. Üstün bir kuvvete dayanma; beşeriyetin ruhunda vardır!..

Tespit doğru mu?.. Düşünen beyinler: “Hayır, insansılar için doğru olabilir ama düşünen insanlar için doğru değil” diye itiraz edecek. Ben de karşı itirazda bulunuyorum; tespit doğru!.. Hem de hepimizde farklı kılıklarda açığa çıkacak kadar doğru!..

Tapınma; öylesine kanımıza işlemiş, hayatın her alanına öyle sızmış ki farkında değiliz!..
Tapınılan şeyler yani putlar neler olabilir?.. Kısaca tarif edelim; benliğimize yapıştırdığımız, kendimize ait gördüğümüz, öne çıkışı ile haz aldığımız, sahiplendiğimiz ne kadar unvan- bağ- sevgi- ilişki varsa hepsi !..

Öylesine çok ki; bilinçler bu haliyle dışarıdan pırıl pırıl bir plaza, ama içerisi zifiri karanlık put galerisi… Hayatın içinden misallerle şimdi o galeriyi dolaşalım…Önden buyurun… Konuşulanlara kulağınızı dört açın..

- Şekerim ben titiz bir hanımım. Ortalığın dağılmasına, düzensizliğe hiç tahammülüm yok…
- Bilimsel konuları sizinle konuşabiliriz. Hurafe, efsane dinleyemem. Bilimden yanayım.
- Kültür mirasımız var. Geleneğe nasıl sırt döneriz? Hem vefa olgusu ne olacak? Ecdada, büyüklere ihanet mi edelim?..
- Fikirlerin mezhepsizlik kokuyor. Müctehid imamlar bu yola ne emekler verdi. Ekolleri asırlardır sürüyor. Onların fetva verip onaylamadığı şeye ben de onay veremem.
- Dayandığın hadis sahih değil. Buhari’de geçmiyor, onunla amel edilmez.
- Kıssa ve hikaye ile geçirecek vaktim yok. Akıl ve mantık ekseninde konuş dostum.
- Senin din anlatımını savunan meşhur hoca var mı? Hem diyanet bunlara onay vermiyor.
- Mensupluk duygusu önemli. Bütün insanları seviyorum ama hemşerilerim bambaşka.
- Kamil insanın aile hayatı düzgün olur. Eşinden boşanmış biri, bana ne anlatabilir ki?..
- Tasavvuf; şer güçlerce kullanılıyor. Batılılar 2007′ yi Mevlana Yılı ilan etti. Ilımlı İslam için Mevlana kullanılıyor. Onun için tasavvufa mesafeliyim.
- Fikirlerin güzel ama bu yolun metodu bellidir. Yeni yollar sakattır. Büyükler çizgiyi çizmiş!..
***

Konuşulanları duydunuz. Bazılarımız “Çok normal, bazen biz de konuşuyoruz böyle” diyebilirler. Söylemlerin ardında ne var, bunlara tutunmak nasıl bir şirk oluşturuyor madde madde tefekkür edelim:

• Hamarat ev hanımından başlıyoruz. Titizlik kötü değil. Hamaratlık, düzenli- tertipli olmak da.. Ne var ki bir şeyin ahlaki kabul görmesi; perde olmaması anlamına gelmiyor. Herkesçe sevilen bir konu nasıl puta dönüşür?.. Şimdi söyleyin, kendini hamarat diye tanımlayan hanım, otomatik olarak dağınık insanları gayrı görme pozisyonunda değil mi? Hamarat hanımın dağınık bir hanımı Haktan görmesi, zorlu bir süreç almaz mı?.. İşte size puta dönüşen iyi ahlak, perde çeken iyi huy

• Hurafe ve efsaneye sırt dönüyor bilim adına. Bilimsel düşünmek kötü mü?.. Hayır gayet güzel. Ama unutuyor; bilimin henüz her şeyi çözemediğini. Bilim dahilinde konular olduğu gibi, fizikötesi gerçeklik de var. Tavır; “Laboratuara konmayanı benimsemem” şeklini alınca karşımıza hakikate perde çeken bilim putu çıkıyor.

• “Hak adına ne söylenecekse eskiler söylemiştir, yeni bilgi olamaz” diyen bir bakış. “Ben köklerime sadığım, ecdada vefalıyım” kılıfına sığınan bir algı… Her an yenilenen hayatın farkında değil. Eski ve Köklü diye tarif ettiği putu öyle sevimli ki; perdelendiğini düşünmek bir yana huşu (!) ile devam ediyor yoluna. İşte size vefa, sadakat, bağlılık gibi kutsallar giyinmiş put !

• Bilmediği konuları bilene danışıyor. Bu iyi bir tavır. Ama öyle alışkanlık yapmış ki; bilenler demedi ise “Ben aklederek hiçbir şeye eğilemem” noktasına gelmiş. Aklını, düşüncesini kullanmak ona göre alimlere ihanet. Bilenler putu ile gayet mutlu.

• Sünnete, Rasülullaha son derece bağlı. Yalan ve uydurma hadisten kaçınıyor. Allah dostu bir zatın naklettiği hadis açıklandığında ilk sorusu: “Buhari’de geçiyor mu?..”
Delil aramanın manaya set çekebileceğini düşünmüyor bile. Rivayet zinciri kadar hadisin ruhunun da önemli olduğunu ihmal ediyor. Delilcilik ve araştırmacılık; putu olmuş, farkında değil.

• Akıl ve mantık dairesi dengeli insanın tutunacağı sağlam ölçü. İtirazımız yok. Eskilerden bir kıssa ile konuyu renklendirmek, yeni mesajınızı onun ardında vermek istiyorsunuz. “Hikaye dönemi bitti kardeşim, geç bunları da akıllı uslu bir şeyler söyle” diyor. Kur’an-ı Kerimin 2/3 ünün kıssa olduğunu (*), kıssa ve hikaye ile bize bizin anlatıldığını akıl- mantık diyene nasıl anlatırsın?!.. Akıllılık putu dev bir perde olarak önünü kesmiş, görmüyor.

• Onay bekleme algısı var bir de. Biri bir şey söylemişse, yüksek ve muteber bir onay lazım. Resmi bir kuruluş buna doğru demeli. Tasavvufi hakikatlerin, gündemdeki din algısına ters olduğunu düşünüyor. Henüz yolun başında olduğu için tersliğin kendi zihninde olduğunun farkında değil. İlk tepkisi şu; “Diyanet bunlara ne diyor?.. Din alimlerinden size katılan var mı?..” Onay bekleme; putu olmuş, haberi yok.

• Bir yere mensup olmak ilk planda iyi. Kendini sosyal bazı üyeliklerle tanımlıyor. Mensup olduğu dernek, katıldığı program, görüştüğü çevre hep o bağın izlerini taşıyor. Hemşerilerini fazlaca sevmek görünüşte kötü değil. Ama bunun ileri safhada aşırılığa dönüşeceğini, bir tarafı tutkulu sevmenin öbür tarafa mesafe açacağını düşünmüyor. Mensuplukla kendini tanımlamanın, mensup olmadıklarına perde çektiğini henüz bilmiyor. İşte size mensupluk putu !..

• Biri sohbet ediyor. Güzel şeyler de anlatıyor. Aklına da yatmış. Bir süre sonra öğrenmiş ki, o kişi boşanmış. Dinlemeyi de okumayı da bırakıyor. “Başkasına akıl verecek olanın önce iyi bir aile hayatı olmalı” tezini prensip edinmiş. Kişilere konan şablonlar putunu gel de ona anlat!..

• Mevlana’yı okumamış. Tasavvufun iç dünyasına girmemiş. Eserini okumadığı, düşüncesini tahlil etmediği Yunus, Mevlana, Hacı Bektaş gibi zatlara mesafeli. Sebebini sorunca da şer güçlerce kullanıldıklarını ileri sürüyor. Dışarıdan bakış ve aktüel yaklaşım putu, nelere perde çekmiş, bir görse!

• Belli bir çizgi ve eğitim tarzı içinde yetişmiş. “Başka tarzlar, başka yollar da var ” denince çileden çıkıyor. “Metot bellidir”, tezi perdesi olmuş. Gelişen dünyada daha hızlı, daha çağdaş, daha etkin yollar açıldı desen de duymuyor. Benimseme putu, basiretine duvar örmüş!..
….
…….
…………

Evet dostlarım,
Gördünüz, neler put olabiliyormuş! Neler virüs gibi kanımıza yerleşip ur yapabiliyormuş!
İnsanların ortak paydası tapınma; farklı versiyonlarla nasıl hala arz-ı endam ediyormuş!

Kendini tanıma, Rabbine ulaşma yolunda perdesiz ve yorumsuz düşünmeye gayret eden dostları bu genellemeden hariç tutmak isterim. İnsanların ortak paydası yerine beşerin ortak zaafı diye de düzelteyim.

İnsan olmayı gaye edinenleri bilince sızan habis ve sinsi virüslere karşı uyarımız, birinciye bağlı ikinci konu ile devam edecekti. Ancak ilk madde; TAPINMA epey uzadı…

Diğer virüsü haftaya konuşalım nasipse.

Selam; perdeleri fark etmeyi, sonra da yırtıp yakmayı niyete alan cesur gönüllere olsun!

(Sürecek)

Mehmet DOĞRAMACI
www.yorumsuzblog.net.tc
m_dogramaci@yahoo.com

(*) http://siratimustakim.blogcu.com/4234729/

Kategori: Mehmet Doğramacı

Bu Yazıyı yazdır Bu Yazıyı yazdır


9 Yorum >> “Sinsi ve Habis”

Bu yazı için yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden Geri izleme yapabilirsiniz.
  1. ayse Yazmış:

    PUT= semboller ve simgeler yığını diye bildiklerimizin dışında ne kadar da PUT varmış meğer bizim hayatımızda. Meğer önemsiz diye bildiğimiz alışkanlıklarımız, insanları kırarcasına yaptığımız aşırıklarımız, Zamanımızın değerini bilmeden geçirdiğimiz AN’larımız, büyüklerimize yaptığımız saygısılıklarımız, okuyup ilim öğrendik diye kendimizi adam olduk sanmalarımız, yaşadığımız hayatın amacını unutmalarımız ve hatırlamak için hala harekete geçmemelerimiz, aman Allahım saydıkça devamı geliyor, NE KADAR DA ÇOKLARMIŞ. Hepsi de sarmış çepe çevre kuşatmışlar içimizi dışımızı. Temizlemez isek bu PUTLARI nasıl gelip yerleşek bu vucudun GERÇEK SAHİBİ? Temizleyenlerden olalım el birliğiyle İNŞALLAH.

    Beni saran bu PUTLARIN Farkına vardırdığınız için teşekkürler Mehmet Hocam.


  2. YAREN Yazmış:

    Her put ya da takıntı yapılan her nokta Allah’ın o noktada ki bir esmasının pik seviyede açığa çıkması diye düşünüyorum. Bu kötü mü? Hayır orda Allah kendi esmasıyla kendisini olabildiğince zahir kılmaya çalışmış. Peki burada bizi algı yanlışlığına düşüren durum nedir? Anladığım kadarı ile; evet Allah kendini orada o esması ile zahir kılmış ama Allah sadece o esmayla sınırlı değil. Sınırladığı anda putlar oluşuyor, yok bende böyle onda da böyle diyince Hakkı her noktada anlamaya ve yaşamaya O’ nun hayat verdiği her noktayı yaşamaya ve yaşam alanımızıda sonsuza doğru uzatmaya başlıyoruz.


  3. Vahdet BÜLBÜL Yazmış:

    Selam Değerli Dost,

    O güzel yazınıza yaşanmış bir hatıra ile eşlik etmek isterim;
    Güzelmi güzel Türkiye’de bir zamanlar yüksek düzeyde görev yapmış bir insanın babası olan tasavvuf ehline sormuşlar; “Allah’ın üzerindeki ilahları bilir misin,” diye. Tasavvufa yıllarını vermiş bu dost tam 20 yıl aramış bu sorunun cevabını. Sonunda kitapçı dükkanında bulunan 19 unda bir gençten almış cevabını. “Allah birdir, ondan gayrısı yoktur diyorsun, amma benliklerinden kibirlerinden, malından vazgeçemiyorsun? Neden bunları Allah tan daha çok seviyorsun? Dünya malını her zaman üstün tutuyorsun. Arzularını ilahlaştırıyorsun. “La ilahe illallah”ın anlamını anlamıyor musun?

    Evet canlarım,
    Biz insan olanlar, bedene girdikten sonra verdiğimiz sözü unuttuk. Bizi hoşnut edeni putlaştırdık, kızdıranı da şeytanlaştırdık. Her şeyi kendimize mal etmeye başladık…
    Olmayınca da Allah dedik…
    Her failin sahibi olan Allah ise sorgulamak niye!!!
    Geleni geldiği gibi kabul etmek…
    İşte buna yürek gerek…

    Selamı ve duasıyla


  4. hayri Yazmış:

    Bu yazidan cikardigim sonuc: özetle, bilinci öz degerleriyle yasamaktan alakoyan gerek EGO, gerek duygusal, gerek bedensel ve gerek dis etkenli hersey bilincin putunu olusturuyor…


  5. bir'ol Yazmış:

    Biliniyor ki Hz. Muhammed’in nübüvvet yıllarında Kabe’de 360 put mevcuttu, işte bu 360 put bir daire’yi simgeler. Daire de sonsuzluğun simgesidir. Evren’in sonsuzluğu, yıldızların ve planetlerin daire şeklinde olmasından bellidir aslında..

    İşte Kabe’de ki bu 360 tane put ta insanlarda ki sonsuz put’ları (perdeleri) simgeler di, ta ki kırıldıkları güne kadar. Peki Kabe’nin dışında ki put’lar kırıldı mı acaba?..

    Put’ları ilk kıran Hz. İbrahim di. Haniflik baltası ile kırardı put’ları. Bizim de yapabileceğimiz tek birşey var! O da haniflik bilinciyle yaşamak. Tabi ki Allah kolaylaştırırsa…


  6. faik Yazmış:

    Futbolun ilahı ve ona tapan taraftarları. Sanatçının ilahı ve ona tapan hayranları. Mevkinin ilahı ve ona tapan çalışanları… Herşeyde ilah ve tapan oluşturan insan dini de unutmamış!.. Sonunda da dinin ilahı ve ona tapan insancıkları…

    Sünetullah’ı fark eden insan Allah ve kulu kavramıyla, B sırrıyla yaşamada…


  7. Sadık Yazmış:

    Putlara yeni putlar ekleniyor hiç durmadan! Sevdiğimizi put’a çeviriyor sahipleniyoruz, sevmediğimizi kalıba sokuyor eleştiriyoruz “bu böyledir! şu şöyledir!” diyoruz. Yeni eşyalarımızı putlaştırıyoruz. Bedenlerin ve ruhların putlaşmadığı anlarda Selam ve Sevgiyle,..


  8. hayri Yazmış:

    “Hevasini tanri edineni gördün mü” ayetini, beyninin illizyonu sonucu hayalinde algiladigi ve varlik verdiklerini gercek zannederek put edineni gördün mü, seklinde de anliyabilir miyiz!?..


  9. ışık Yazmış:

    Ben varsam muhakkak benim putlarım da olacaktır. Var sandıklarımızın hakikatini görmek üzere, bu yolda çalışma yaparsak putları kırmamız kolaylaşır. Putlar bizim zannımız sonucunda oluşur. Beden boyutunda yaşadığmız sürece bunlar var olacaktır. Bunları ortadan kaldırmak gibi bir imkanımız, olmadığına göre var oluşlarının, üzerinde tefekkür etmemiz gerekir diye düşünüyorum. Eğer bedensel yaşama indirildiysek, buradaki imtihan sürecini tamamlayıp, tekrar üst boyuta çıkabileceğimiz bize bildirilmiştir. Bilincimizde oluşan bizi meşgul eden, esas hedefimizden uzaklaştıran, ister bedensel ister düşünsel olsun her şey puttur. Asl olan bunların bizi yoldan çkartmamasıdır. ALLAH hepimize kolaylaştırmış ve şuur boyutunun güzelliklerini yaşamayı nasip etmiş olsun.


YORUMLAYIN


guvenn

Yorumsuz Blog'un Yayın İlkeleri 'ndeki Yayın İlkeleri ve Yayın Şartları başlığı altındaki koşulları okudum.