<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress/2.3" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>
<channel>
	<title>Sezgi (Intuition) 1. Bölüm yazısına yapılan yorumlar</title>
	<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/sezgi-intuition-1-bolum/</link>
	<description>Zamansız-Sonsuz Boyutun Kapısını açmak için.. Kozmik bilinç için..</description>
	<pubDate>Mon, 12 May 2008 07:59:35 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3</generator>
		<item>
		<title>kuant, hangi evrenin dalgaboyları tarafından</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/sezgi-intuition-1-bolum/#comment-2050</link>
		<dc:creator>kuant, hangi evrenin dalgaboyları</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Apr 2008 21:08:16 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/sezgi-intuition-1-bolum/#comment-2050</guid>
		<description>&lt;strong&gt;Kuantsal şuur -kuant insan, kim biraz daha açar bu konuyu rica etsem?. Örnekleyerek lütfen.&lt;/strong&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kuantsal şuur -kuant insan, kim biraz daha açar bu konuyu rica etsem?. Örnekleyerek lütfen.</strong></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>YAHCI VILLAGE tarafından</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/sezgi-intuition-1-bolum/#comment-2044</link>
		<dc:creator>YAHCI VILLAGE</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Apr 2008 11:45:14 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/sezgi-intuition-1-bolum/#comment-2044</guid>
		<description>“DÖNÜŞÜM - DEĞİŞİMİN” SON HALKASI!

    “Evrim” deyince kimilerinin sigortaları atar, kimilerinin ise yüzü güler. “En gelişmiş-modern!” dediğimiz ülkeler olsun, en “gelişmemiş-geri kalmış!” dediğimiz toplumlar olsun, bu konuda hep aynı yerde saymışlar ve kıyasıya çatışmış, tartışmışlardır.
    
Üniversite ve kilisenin çatışmasını konu alan bir Amerikan filmini hatırlıyorum, “evrim” konusunda; Kendi İnciliNdeki ayetlere sözüm ona iman ettiğini sanan bir rahip ve üniversitede bilimin getirdiği en son yeniliklerle öğrencilerine evrimi anlatan profösör arasında sonu mahkemede biten bir filmdi.

    Papaz, dünya ve güneş yaratılmadan önce ilk yaradılışı 9 eylül saat 13:30 gibi gerçekleştiğini iddia ediyordu, sözüm ona İnciliNdeki sözüm ona ayete dayandırarak....
    Savunma avukatı gülümseyerek; “Eğer güneş ve dünya yaratılmamışsa, İncil nasıl olur da dünya ve güneş arası ilişkiden pay biçilerek, “Kabul edilmiş” tarihi ve saati verebilir,” diye sorunca, papazın ve dinleyenlerin bir anda imanları çalındı ellerinden! Zaten sözüm ona bir imandı...

    En güzeli; avukatın filmin son sahnesinde, üniversiteye ait bilim kitabı ile sözüm ona İncil’i yanyana koyarak çantasına yerleştirmesi oldu..

    “Bilim-ikan, iman ile izdivaç ettirilmeli ve evimİZin temeli bunu üzerine atılmalı”, diye düşünmüştüm, Kur’an ve Hz. Muhammed (a.s)’ın çapımızca kadar da olsa hakkı ile değerlendirilebilmesi için....

    Evrimin acaba sadece et-kemik-hücre yapıya, biyolojik yapıya ya da nebat veya madeni yapıya göre mi değelendirilmesi lazım? Yoksa, evrimi dönüşerek değişme-sübhan-ye dayalı bir şekilde “wave-frequency” yapıyı da içine alacak şekilde genişletmek mi lazım?...
    Sanırım; “genişletmemiz” lazım ve “dedi”-“kodu” ikilisine dayalı şekilde zihinlerde yer etmiş olan evrimi yazımın geri kalan, hatta hayatımın geri kalan kısmında “dönüşerek-değişim” olarak adlandırmak istiyorum.

    “Dönüşerek Değişim”, bilinen manada insanlıkdan milyonlarca yıl önce başlamış olduğu algılanmış olsa bile, “zamanüstü boyutlarda” başlamış olduğunu KABUL ETTİĞİMİZ bir mekanizmadır.

    “Din” ismi ile isimlendirdiğimiz kaynaklarda “TAKDİRİN” önce “Tahakkuk”un ise sonra olduğu veya en son tahakkuk edenin aslında ilk “Takdir” edilen olduğu şeklinde yaklaşımları içeren veriler bize ulaştırılmıştır, düşünelim üzerinde diye....

    Hatta bu konu, ayette apaçık bir şekilde “ahseni takvim-esfeli safilin” ikilisi ile dillendirilmiş, “data-wave ve molekül-hücre” yapısı dönüşümü ile anlatılmıştır anlayabildiğim kadarı ile..

    Hz. Muhammed (a.s) bu konuda insanlığın “Dönüşüm Değişim”inin son halkasının insan olmadığına işaret etmiştir, hem Fetih Suresinin başındaki ayetle hem de “Ölmeden Önce Ölünüz” derken bizlere...

    Anladığım kadarı ile iki türlü “Dönüşüm Değişim” var:

    Birincisi; herkesin bildiği ve tarih-kronoloji sırası ile takip edebildikleri yere kadar takip ettikleri ve kendilerince “molekül-hücre” insanda son bulan, ancak bana kalırsa “Ölümü Tadacaksınız” gerçeği ile bize bildirilmiş ve ölüm sonrası “dalga-beden” ve “nur” diye isimlendirilmiş “kuantsal” bedene değin devam eden ve “cennete rahmet ırmağında*(1) yıkanılıp girilecek” diye mecazla anlatılmış olan görünen-bilinen-vâad edilen “Dönüşüm Değişim”.

    Bir de görünmeyen-bilinmeyen ve yukarıda yaptığım sıralamayı henüz molekül-hücre yapısallığı içinde iken beyninde tamamlamış olan gizli “Dönüşüm Değişim”.
    “Ölmeden Önce Ölünüz”ün işaret ettiği, “Feth-i Nuran”i diye kodlanmış anlatım.
    Yine buradan yola çıkarak, hisettiğim o ki; “Dönüşüm Değişim”in son halkası “molekül-hücre” insan değil, “kuantsal bilincin” kendine açıldığı “&lt;strong&gt;kuant insan&lt;/strong&gt;”dır.

    Belki de, Efendimiz Muhammed Mustafa (a.s), Regayip Gecesi ile başlayan bu oluşumu kendi ile beraber İnsanlık Projeksiyonunda yer buldurmuş ve “ÜMMETİM” dediği “&lt;strong&gt;bilinç-insanlara&lt;/strong&gt;” bu hediyeyi bahşetmiştir.

    Ve O’ndan sonra &lt;strong&gt;“VELİ”lerde (bilinç insan), kuantsal şuur varlıkların kuvveleri, emirleri, oluşları açığa çıkmış ve eskiden MELEKLERİN yaptıkları işlevler, bu birimlerden açığa çıkmaya başlamıştır.&lt;/strong&gt;

    “Dönüşüm Değişim” asla engellenemez!.

    Ya algılanıp değerlendirilir, ya da bunun getirisi ıskalanır birimlerce!.
    Enseyi karartmamak gerek. “Moleküler-hücre” bilincinde kitlenmiş insandan “&lt;strong&gt;kuant&lt;/strong&gt;” &lt;strong&gt;insan&lt;/strong&gt;a gidiş, pek meşakkatli ve imkânsıza yakın olsa da, denememek için tek bir nedenimiz yok!. “&lt;strong&gt;Dedi&lt;/strong&gt;”-“&lt;strong&gt;kodu&lt;/strong&gt;”&lt;strong&gt;suz düşünebilen&lt;/strong&gt;lerimiz için.

    *(1) “Burayı gezerken bir ağaç gördüm ki, bir yaprağı bu ümmeti bürür. Ağacın kökünden bir memba akıyor ve ikiye ayrılıyordu. Cebrail’e bunu sorduğumda dedi ki: ‘Şu Rahmet Nehri, şu da Allah (c.c.)’ın sana verdiği Kevser Havuzu’dur.’ Rahmet Nehri’nde yıkandım. Geçmiş ve gelecek günahlarım affedildi. Sonra, Kevser yolunu tutarak cennete girdim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>“DÖNÜŞÜM - DEĞİŞİMİN” SON HALKASI!</p>
<p>    “Evrim” deyince kimilerinin sigortaları atar, kimilerinin ise yüzü güler. “En gelişmiş-modern!” dediğimiz ülkeler olsun, en “gelişmemiş-geri kalmış!” dediğimiz toplumlar olsun, bu konuda hep aynı yerde saymışlar ve kıyasıya çatışmış, tartışmışlardır.</p>
<p>Üniversite ve kilisenin çatışmasını konu alan bir Amerikan filmini hatırlıyorum, “evrim” konusunda; Kendi İnciliNdeki ayetlere sözüm ona iman ettiğini sanan bir rahip ve üniversitede bilimin getirdiği en son yeniliklerle öğrencilerine evrimi anlatan profösör arasında sonu mahkemede biten bir filmdi.</p>
<p>    Papaz, dünya ve güneş yaratılmadan önce ilk yaradılışı 9 eylül saat 13:30 gibi gerçekleştiğini iddia ediyordu, sözüm ona İnciliNdeki sözüm ona ayete dayandırarak&#8230;.<br />
    Savunma avukatı gülümseyerek; “Eğer güneş ve dünya yaratılmamışsa, İncil nasıl olur da dünya ve güneş arası ilişkiden pay biçilerek, “Kabul edilmiş” tarihi ve saati verebilir,” diye sorunca, papazın ve dinleyenlerin bir anda imanları çalındı ellerinden! Zaten sözüm ona bir imandı&#8230;</p>
<p>    En güzeli; avukatın filmin son sahnesinde, üniversiteye ait bilim kitabı ile sözüm ona İncil’i yanyana koyarak çantasına yerleştirmesi oldu..</p>
<p>    “Bilim-ikan, iman ile izdivaç ettirilmeli ve evimİZin temeli bunu üzerine atılmalı”, diye düşünmüştüm, Kur’an ve Hz. Muhammed (a.s)’ın çapımızca kadar da olsa hakkı ile değerlendirilebilmesi için&#8230;.</p>
<p>    Evrimin acaba sadece et-kemik-hücre yapıya, biyolojik yapıya ya da nebat veya madeni yapıya göre mi değelendirilmesi lazım? Yoksa, evrimi dönüşerek değişme-sübhan-ye dayalı bir şekilde “wave-frequency” yapıyı da içine alacak şekilde genişletmek mi lazım?&#8230;<br />
    Sanırım; “genişletmemiz” lazım ve “dedi”-“kodu” ikilisine dayalı şekilde zihinlerde yer etmiş olan evrimi yazımın geri kalan, hatta hayatımın geri kalan kısmında “dönüşerek-değişim” olarak adlandırmak istiyorum.</p>
<p>    “Dönüşerek Değişim”, bilinen manada insanlıkdan milyonlarca yıl önce başlamış olduğu algılanmış olsa bile, “zamanüstü boyutlarda” başlamış olduğunu KABUL ETTİĞİMİZ bir mekanizmadır.</p>
<p>    “Din” ismi ile isimlendirdiğimiz kaynaklarda “TAKDİRİN” önce “Tahakkuk”un ise sonra olduğu veya en son tahakkuk edenin aslında ilk “Takdir” edilen olduğu şeklinde yaklaşımları içeren veriler bize ulaştırılmıştır, düşünelim üzerinde diye&#8230;.</p>
<p>    Hatta bu konu, ayette apaçık bir şekilde “ahseni takvim-esfeli safilin” ikilisi ile dillendirilmiş, “data-wave ve molekül-hücre” yapısı dönüşümü ile anlatılmıştır anlayabildiğim kadarı ile..</p>
<p>    Hz. Muhammed (a.s) bu konuda insanlığın “Dönüşüm Değişim”inin son halkasının insan olmadığına işaret etmiştir, hem Fetih Suresinin başındaki ayetle hem de “Ölmeden Önce Ölünüz” derken bizlere&#8230;</p>
<p>    Anladığım kadarı ile iki türlü “Dönüşüm Değişim” var:</p>
<p>    Birincisi; herkesin bildiği ve tarih-kronoloji sırası ile takip edebildikleri yere kadar takip ettikleri ve kendilerince “molekül-hücre” insanda son bulan, ancak bana kalırsa “Ölümü Tadacaksınız” gerçeği ile bize bildirilmiş ve ölüm sonrası “dalga-beden” ve “nur” diye isimlendirilmiş “kuantsal” bedene değin devam eden ve “cennete rahmet ırmağında*(1) yıkanılıp girilecek” diye mecazla anlatılmış olan görünen-bilinen-vâad edilen “Dönüşüm Değişim”.</p>
<p>    Bir de görünmeyen-bilinmeyen ve yukarıda yaptığım sıralamayı henüz molekül-hücre yapısallığı içinde iken beyninde tamamlamış olan gizli “Dönüşüm Değişim”.<br />
    “Ölmeden Önce Ölünüz”ün işaret ettiği, “Feth-i Nuran”i diye kodlanmış anlatım.<br />
    Yine buradan yola çıkarak, hisettiğim o ki; “Dönüşüm Değişim”in son halkası “molekül-hücre” insan değil, “kuantsal bilincin” kendine açıldığı “<strong>kuant insan</strong>”dır.</p>
<p>    Belki de, Efendimiz Muhammed Mustafa (a.s), Regayip Gecesi ile başlayan bu oluşumu kendi ile beraber İnsanlık Projeksiyonunda yer buldurmuş ve “ÜMMETİM” dediği “<strong>bilinç-insanlara</strong>” bu hediyeyi bahşetmiştir.</p>
<p>    Ve O’ndan sonra <strong>“VELİ”lerde (bilinç insan), kuantsal şuur varlıkların kuvveleri, emirleri, oluşları açığa çıkmış ve eskiden MELEKLERİN yaptıkları işlevler, bu birimlerden açığa çıkmaya başlamıştır.</strong></p>
<p>    “Dönüşüm Değişim” asla engellenemez!.</p>
<p>    Ya algılanıp değerlendirilir, ya da bunun getirisi ıskalanır birimlerce!.<br />
    Enseyi karartmamak gerek. “Moleküler-hücre” bilincinde kitlenmiş insandan “<strong>kuant</strong>” <strong>insan</strong>a gidiş, pek meşakkatli ve imkânsıza yakın olsa da, denememek için tek bir nedenimiz yok!. “<strong>Dedi</strong>”-“<strong>kodu</strong>”<strong>suz düşünebilen</strong>lerimiz için.</p>
<p>    *(1) “Burayı gezerken bir ağaç gördüm ki, bir yaprağı bu ümmeti bürür. Ağacın kökünden bir memba akıyor ve ikiye ayrılıyordu. Cebrail’e bunu sorduğumda dedi ki: ‘Şu Rahmet Nehri, şu da Allah (c.c.)’ın sana verdiği Kevser Havuzu’dur.’ Rahmet Nehri’nde yıkandım. Geçmiş ve gelecek günahlarım affedildi. Sonra, Kevser yolunu tutarak cennete girdim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>metin tarafından</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/sezgi-intuition-1-bolum/#comment-2043</link>
		<dc:creator>metin</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Apr 2008 11:44:10 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/sezgi-intuition-1-bolum/#comment-2043</guid>
		<description>Sezebilmek demek herhalde biraz da algılamak demek, her an akmakta olan sonsuz bilgi yayınından bir damlayı. Varlığın özündeki tek kare resimden bir esinti.

    Uzun süreler düşünerek çözemediğin bir konuyu bir anda yakalarsın ucundan. Bir şimşek çakar, parçalar, yerli yerine oturur birden. Sezmek herhalde özümüzdeki meleki boyutun dile gelmesidir bir an. Sezmek 'dinlemek' demek değil mi biraz?.

    Kuru düşünceye can katar sezmek. 1 asırlık yolu bir anda aldırır insana. An olur E=mc2 fısıldar insana, an olur çağlayan bir senfoni fısıldar kulakların ötesine.

    Yerçekimini yazmıştınız bir yazınızda. Evreni büken bu madde görüntüsünün etkileşimi eğer gravitonlar sağlanıyorsa ve tüm yapı benzer bir şekilde etkileşim halindeyse... Var mıdır o zaman acaba birimler arası bir farkındalık akışı?. Gün gelir de bulunur mu acaba dört kuvvetin Bir'i. Farkları kaldırmaya giden yolun ilk basamağında, acaba farkına varmak mıdır sezgi?.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sezebilmek demek herhalde biraz da algılamak demek, her an akmakta olan sonsuz bilgi yayınından bir damlayı. Varlığın özündeki tek kare resimden bir esinti.</p>
<p>    Uzun süreler düşünerek çözemediğin bir konuyu bir anda yakalarsın ucundan. Bir şimşek çakar, parçalar, yerli yerine oturur birden. Sezmek herhalde özümüzdeki meleki boyutun dile gelmesidir bir an. Sezmek &#8216;dinlemek&#8217; demek değil mi biraz?.</p>
<p>    Kuru düşünceye can katar sezmek. 1 asırlık yolu bir anda aldırır insana. An olur E=mc2 fısıldar insana, an olur çağlayan bir senfoni fısıldar kulakların ötesine.</p>
<p>    Yerçekimini yazmıştınız bir yazınızda. Evreni büken bu madde görüntüsünün etkileşimi eğer gravitonlar sağlanıyorsa ve tüm yapı benzer bir şekilde etkileşim halindeyse&#8230; Var mıdır o zaman acaba birimler arası bir farkındalık akışı?. Gün gelir de bulunur mu acaba dört kuvvetin Bir&#8217;i. Farkları kaldırmaya giden yolun ilk basamağında, acaba farkına varmak mıdır sezgi?.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>kenan tarafından</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/sezgi-intuition-1-bolum/#comment-1920</link>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 03:23:53 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/sezgi-intuition-1-bolum/#comment-1920</guid>
		<description>Rabbim!... Gerçekten sen bana Mülk’den verdin ve bana hadiselerin te’vilinden öğrettin... Semavat ve Arz’ın Fatırı!.. Dünya’da ve Ahiret’te Sen’sin Veliym... Müslim olarak beni vefat ettir ve beni salihlere kat!”</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Rabbim!&#8230; Gerçekten sen bana Mülk’den verdin ve bana hadiselerin te’vilinden öğrettin&#8230; Semavat ve Arz’ın Fatırı!.. Dünya’da ve Ahiret’te Sen’sin Veliym&#8230; Müslim olarak beni vefat ettir ve beni salihlere kat!”</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>natilus tarafından</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/sezgi-intuition-1-bolum/#comment-1918</link>
		<dc:creator>natilus</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 03:08:12 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/sezgi-intuition-1-bolum/#comment-1918</guid>
		<description>“Var olan” her birimde yüzünü gösteren arı-duru, saf ve katkısız, isimsiz ve sıfatsız, henüz ne birimsel ne de evrensel olmayan Akıl’dır. Saf akıl yerine “som akıl” diyelim ona. (isimlendirme o kadar önemli değil, tanımlamaya dikkat etmek gerek.)

“Som akıl” bazı renkler ve tadlar alır. Birimin kişisel özelliklerine göre; akıllı, akılsız, cimri, cömert, zekî, aptal, kurnaz, şaşkın ve benzeri sıfatlarla sıfatlanır. Fakat “akıl” her zaman “som”dur. O sıfatlar aklın sıfatları değil “bedenin” özellikleridir. Daha doğrusu “beyin”in çalışma kapasitesi”nin “aklın göstergesi” zannedilmesidir.
Bundan sonrası “beyin” ile ilgili bir konudur. Beyin hangi yönde açılım yapıyorsa “akıl” o açılımla isimlendirilmeye mahkum olmuştur artık.

Beyin geçmişe ve geleceğe “düşünce ve bilgi kanatlarıyla” uçabiliyorsa ve “hiçbir zaman şaşırmadan “şimdi” pistine iniş yapabiliyorsa “som aklın” ismi “ bilimsel sezgisel akıl” olur. Halbuki;  bilimsel sezgi “som aklın” özelliği değil “beyinin özelliğidir”.

Beyin geçmişe ve geleceğe “hayal ve bilgisizlik  kanatlarıyla” uçuyorsa ve “şimdi pistine” tutarsız iddialarla iniyorsa “som aklın” ismi “tutarsız ütopik akıl” olur. Halbuki; tutarsız ütopyalar “som aklın” özelliği değil “beyinin” özelliğidir.

Ve beyin “som akla” kendi etiketini vurarak fiziksel ölümle atomlarına kadar dağılır gider. Ve “som akıl” da zamansız boyutta “an” da kendisini etiketleyen “beyin” in hatırasını sonsuza kadar yansıtır.

“Sezgisel akıl” ve ya “kör akıl” üzerine tekrar düşünmemiz gerektiğine inanıyorum. Aklın ve beyinin özelliklerini birbirinden ayırıp aklın her zaman “som” kaldığına inanmak istiyorum.
“Beyin beyinden üstündür” ve bu kesindir. Fakat “akıl akıldan üstün değildir”. Fakat “üstün beyinlere üstün akıl” etiketi veriliyor.

Aklın som olup olmadığına karar verebilmem için “beyinlerin yorumlarına” ve bu konuya yardımcı olacak “bilimsel yazılara ve çevirilere” ihtiyacım var.
Yorum yapmak isteyenlere ve değerli Yazar’a şimdiden teşekkür ederim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>“Var olan” her birimde yüzünü gösteren arı-duru, saf ve katkısız, isimsiz ve sıfatsız, henüz ne birimsel ne de evrensel olmayan Akıl’dır. Saf akıl yerine “som akıl” diyelim ona. (isimlendirme o kadar önemli değil, tanımlamaya dikkat etmek gerek.)</p>
<p>“Som akıl” bazı renkler ve tadlar alır. Birimin kişisel özelliklerine göre; akıllı, akılsız, cimri, cömert, zekî, aptal, kurnaz, şaşkın ve benzeri sıfatlarla sıfatlanır. Fakat “akıl” her zaman “som”dur. O sıfatlar aklın sıfatları değil “bedenin” özellikleridir. Daha doğrusu “beyin”in çalışma kapasitesi”nin “aklın göstergesi” zannedilmesidir.<br />
Bundan sonrası “beyin” ile ilgili bir konudur. Beyin hangi yönde açılım yapıyorsa “akıl” o açılımla isimlendirilmeye mahkum olmuştur artık.</p>
<p>Beyin geçmişe ve geleceğe “düşünce ve bilgi kanatlarıyla” uçabiliyorsa ve “hiçbir zaman şaşırmadan “şimdi” pistine iniş yapabiliyorsa “som aklın” ismi “ bilimsel sezgisel akıl” olur. Halbuki;  bilimsel sezgi “som aklın” özelliği değil “beyinin özelliğidir”.</p>
<p>Beyin geçmişe ve geleceğe “hayal ve bilgisizlik  kanatlarıyla” uçuyorsa ve “şimdi pistine” tutarsız iddialarla iniyorsa “som aklın” ismi “tutarsız ütopik akıl” olur. Halbuki; tutarsız ütopyalar “som aklın” özelliği değil “beyinin” özelliğidir.</p>
<p>Ve beyin “som akla” kendi etiketini vurarak fiziksel ölümle atomlarına kadar dağılır gider. Ve “som akıl” da zamansız boyutta “an” da kendisini etiketleyen “beyin” in hatırasını sonsuza kadar yansıtır.</p>
<p>“Sezgisel akıl” ve ya “kör akıl” üzerine tekrar düşünmemiz gerektiğine inanıyorum. Aklın ve beyinin özelliklerini birbirinden ayırıp aklın her zaman “som” kaldığına inanmak istiyorum.<br />
“Beyin beyinden üstündür” ve bu kesindir. Fakat “akıl akıldan üstün değildir”. Fakat “üstün beyinlere üstün akıl” etiketi veriliyor.</p>
<p>Aklın som olup olmadığına karar verebilmem için “beyinlerin yorumlarına” ve bu konuya yardımcı olacak “bilimsel yazılara ve çevirilere” ihtiyacım var.<br />
Yorum yapmak isteyenlere ve değerli Yazar’a şimdiden teşekkür ederim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
