Okur okumaz başlık savaş çağrısı hatırlattı ve biraz korku verdi değil mi? Haklısınız. Ne acı ki bazı kavramlar düşünsel süreçte asli manasından farklı imajlara büründürüldüğünden tüylerinizin ürpermesi çok normal. Hangi kesime mensup olursa olsun geniş çoğunluk cihadı zihinsel bir refleksle savaş ve silahlı mücadele olarak anlıyor.
Acaba öyle mi?.. Devamı »
İçselliğe dönük yaşam tabiri, öze, hakikate yönelerek kendindeki hakikati dillendiren zevat için kullanılır. İçselliğe dönük yaşamla içine kapanık yaşam tamamen birbirinden farklıdır. İçselliğe dönük yaşamda varlığın hakikatine yönelik olarak düşünsel bir yöneliş söz konusu olup bu teveccüh neticesi insan kendi aleminde derinleşerek makro alemle bütünleşir. Böylece tekliği şuur düzeyinde yaşayarak müşahede eder. Bu müşahedeye erenler ise Şehit kelimesiyle isimlendirilir. Her birimde açığa çıkanın O olduğu bilincinde oldukları için halk arasındayken dahi Hakla olabilmektedirler. Bu yönleriyle, toplumdan ve sosyal yaşamdan soyutlanmış olan içine kapanık insan modelinden ayrılırlar ve farklılık arz ederler. Devamı »
Değerli Okurlar,
Defalarca uyarmamıza rağmen, bazı okur-yorumcuların isimler üzerinden tartışma yapılması yolunda gayret sarfettiklerine halâ şahit olmaktayız.
Biz bunun böyle olmaması için bıkıp-usanmadan uyarılarımıza devam etmek zorundayız:
Yorumsuz Blog’u okur yorumlarına açık tutmamızın bir tek nedeni vardı; kardeşlerimizin ilimi paylaşmaları ve aralarında-aramızda hoşgörüye dayanan sıcak bir ruh bağlantısı kurmak idi. Bunu kesinlikle aklımızdan çıkarmayalım!..
Yorumsuz Blog; Düşünür Yazarların, sporda olduğu gibi takım tutma tarzında paylaşılmasına ve sonrasında savunma ya da tersinin yapılmasına izin vermeyecektir..
Aksi taktirde yorum mekanizmasını durdurmayı dahi düşünebiliriz. Bunun da getirisini ya da götürüsünü lütfen düşünelim biraz.. Buna katlanmayı bizi de dahil edin lütfen(!)
( Not: Maalesef, Yönetimimiz bu uyarının yapılmasından 3 saat sonra Yorum Sisteminin geçici bir süre durdurulmasına karar vermiştir. 1 Ekim 2007, saat: 18:00)
Sevgilerimizle.
Yorumsuz Blog
- Tümü de programları (şâkılesi) doğrultusunda fiiller yapar… (İsra-84)
- Yürür hiçbir mahlûk hariç olmamak üzere hepsini alnında çekip götüren o’dur! (Hud- 56)
- Siz dileyemezsiniz, isteyemezsiniz… İstek sadece “ALLAH”a aittir”.. (İnsan-30)
- Sizi ve yaptıklarınızı Allah yarattı. (Saffat- 96)
- Biz HER ŞEYİ KADERİYLE halkettik. (Kamer-49)
- Size yeryüzünde veya nefislerinizde isabet eden bir olay, bizim onu yaratmamızdan önce, mutlaka bir kitapta yazılmıştır!… Bunu, önceden takdir edilmiş ve yazılmış olduğunu bilip; elinizden çıkan şeylerden dolayı üzülmemeniz ve elinize geçen ile de sevinip şımarmamanız için açıklıyoruz… (Hadid- 22/23) Devamı »
Herkesin bildiği meşhur hadis: “Kendini bilen; Rabbini bilir!..”
Rabbini bilmenin yolu kendini bilmekten geçiyor. Kendini bilmeyen için Rabbe giden yol tıkalı.
Bilmek; hakiki manada gereğini yaşamak ise de, günümüzde kuru bilgi ezberi sanıldığı için biz Bilmek ve Bulmak kavramlarını ayrı mütalaa ediyoruz. Okuyan kendini bilebilir, Rabbini de bilebilir. Ama Rabbini Bulmak kuru bilgiden öte, imtihan süreçleri ile gelişen uzun soluklu bir maratondur. Kimler Rabbini bulur ? Devamı »
“Bu makale Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi’nin 5. sayısının 161.-201. sayfaları arasında Ocak-2001′de yayınlanmıştır. http://www.tasavvufdergisi.net/sayi_5/sayi_5_makale_11.pdf “
RİCÂLÜ SALAVÂTİ’L-HAMS: Beş kişidirler. Bunların her biri bir farîzaya mahsus olup, gece olsun, gündüz olsun, hiç bir namazda gevşeklik ve tembellik göstermezler. Hattâ bâzen keşf vâki olur ve gerçekte öyle olmadığı halde namaz ona cisim sûretinde görünür ve o da öyle tahayyül eder. Muhyiddin ibn Arabî der ki: “Sâlih b. el-Berberî bunlardan idi. Ona kavuşup onunla arkadaşlık ettim ve çok faydalar gördüm. Fas şehrinde de Ebû Abdillâh el-Mehdî bunlardan idi; onunla da arkadaşlık ettim.” Yine ona göre: “Namaz, benim gözümün nûru kılındı” (175) hadîsi ve “Namazları ve orta namazı koruyun…” (176) âyeti, Allâh’ın âlemin varlığını kendileriyle hıfz ettigi bu kimselerden bahseder ki bunlar gece-gündüz namaz kılmaktan geri durmazlar. (177) Devamı »
“Bu makale Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi’nin 5. sayısının 161.-201. sayfaları arasında Ocak-2001′de yayınlanmıştır. http://www.tasavvufdergisi.net/sayi_5/sayi_5_makale_11.pdf “
GAVS: Kendisine ilticâ edilen ve kendisine sığınıldığı zamanlarda gavs adını alan kutubdur. (74) Bir başka ifâdeyle gavs; yardımcı, imdâda yetişen, medet ve nusret veren ve Efendimiz’in (s.a.v.) nûrâniyetinde kendini yok edip o nurla sâhib-i vakt olan veliyullah demektir. Gavs-ı a’zam da bütün mâsivâyı unutup Vâcibü’l-Vücûd olan Cenâb-ı Allah ile ünsiyet kuran kimsedir. (75) Yâni gavs, ilâhî tecellîlere merkezlik görevi yapan ve bütün kemâlâtı şahsında toplayan kutubdur. Demek oluyor ki gavslık, kutubluk derecesinden sonra gelen yüce bir makamdır. (76) Devamı »
Uzun yıllar Yaratılış - Evrim çatışması içinde yetişti nesiller… Din Dersinde Adem’i, Biyolojide Maymun’u ata olarak öğrendik!.. Ülke, evrimciler ve yaratılışçılar diye ikiye ayrıldı. Evrim savunmayı çağdaşlık addedenler, yaratılışa inananları örümcek beyinli olmakla suçlarken; diğer taraf evrimi dinsizliğin işareti saydı.
Bilimsel çalışmaların ivme kazandığı şu dönemde artık ikisi de tatmin etmiyor genç beyinleri. Düşünen beyinler, “Nasıl oluştuk?” sorusunun kapsamlı, öz, ama net bir cevabını arıyor. Bu cevabın Kur’an- Bilim ekseninde yeni bir açılım sunması kaçınılmaz bir ihtiyaç.. Devamı »
“Bu makale Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi’nin 5. sayısının 161.-201. sayfaları arasında Ocak-2001′de yayınlanmıştır. http://www.tasavvufdergisi.net/sayi_5/sayi_5_makale_11.pdf “
GİRİŞ
İslâm’ın ana ilkelerinden olup Kelâm ilminin sahasına giren veya fıkhın mü’minlerden istediği görev ve yükümlülüklerle ilgili pek çok hususta birtakım kısa/basit îzahlara ve yüzeysel genellemelere kolayca gidilebilen günümüz ilâhiyat araştırmalarında, Tasavvuf ilminin konu edindiği pek çok alanda görüldüğü gibi ricâlü’l-gayb telakkîsi de hakkında pek çok spekülasyon üretilen ve genellikle de eksik veyâ yanlış anlaşılmadan doğan birtakım hatâlı kanaatlere ulaşılması mümkün olan konulardan biridir.
Bununla birlikte, kadîm kültürde yerini alan kelâmî, felsefî ve fıkhî metinlerden tutun da çok daha yaygın durumdaki şiirlere varıncaya kadar, İslâm’ın kâinâta bakış açısını şekillendirmiş literatüre kabaca bir göz gezdiriş bile, ricâlü’l-gayb zümresinden kimselere âlemde her zaman çok özel bir yer verildiğini gösterecektir. Devamı »
Bizim Yunus’umuzun hayat hikâyesindeki Molla Kâsım sahnesini çoğunuz bilirsiniz. Unutanlar için kısa bir tekrarla konuya girelim.
Yunus’un vefatından sonra şiirlerinin bulunduğu divan Molla Kâsım adlı bir kaba softanın eline geçer. Sakarya kıyısına oturarak şiirleri tek tek okuyan Molla Kâsım kendince dine aykırı (!) gördüklerini bir kenara ayırır. 3.000 adet şiirden ayırdığı 1.000 tanesini yakar. Bir başka gün kalan 2000′ ini inceler ve bunlardan da binden fazlasını nehre atar. İşte tam bu esnada eline gelen şiirde şu dize çıkar karşısına; Devamı »
Yakamozlu bir gecede denize hiç girdiniz mi? Karanlık suda elinizi her atışınızda etrafa parlak simler saçarak yüzmenin keyfini hiç tattınız mı? Tüm vücudunuzu saran karanlığın içinde “yok” gözüken ama sizin bir el hareketinizle bir anda beliren ışıl ışıl simler… İşte “yakamoz” ve onu keşfetmenin keyfi… Peki, nedir bu sim gibi, florasan ışığı gibi parlayan ve “yakamoz” adını alan karanlıkta “giz”li!! ama bir el hareketi ile açığa çıkan? Devamı »