Reklam çubuğunu görmek istemiyorsanız ve daha hızlı olmak istiyorsanız lütfen bu adresimizi kullanın..

Okyanusta dalga: Bir an “var”, bir an “yok”

3 Kasım 2007 | Ahmed Bâki | 9 Yorum »

Otuz basamaklı “Nonilyon“dan itibaren her defasında bin misli azaltarak saymaya başlasak, büyükten küçüğe doğru sırasıyla “oktilyon”, “septilyon”, “seksilyon”, “kentilyon” derken “katrilyon”, “trilyon”, “milyar” ve “milyon” geliyor…

“Senseptenkatragintilyon”un bin misli olan “senoktokatragintilyon” ise okunabilen en büyük rakam olarak kayıtlara geçmiş… 450 basamaklı… Senseptenkatragintilyon’dan milyona inebilmek için ise sırasıyla sağındaki 443 sıfırın silinmesi gerekiyor… Devamı »



Şakası yok, Oyun hiç değil !..

2 Kasım 2007 | Mehmet Doğramacı | 20 Yorum »

Kalıcılığı tartışılsa da duygu bağı mantık bağından etkin. Geleneksel İslam’la büyüdük. İslam’ın zengin algılarla yaşandığı bir ülkeyiz. Ne ki; İslam’a bağımız SİSTEM GERÇEĞİNİ fark etmek anlamına gelmiyor. Bahsetmek istediğimi misallerle açayım:

1- Kişi kalp kırıyor. Hatasını fark edip özür diliyor. Karşıdaki: “Olur böyle şeyler” demişse, kurtuldum, diye seviniyor.. Devamı »



Fatiha Suresi ve Besmelenin Sırrı

2 Kasım 2007 | Ahmet Efendi, Tasavvuf | 5 Yorum »

Fatiha Suresi 7 ayettir. Birinci ayeti, Besmele-i Şeriftir. Bu sureye Sebulmesan yani “iki yedi veya iki yerde (biri Mekke de, biri de Medine de ) nazil olmuştur” denilmiştir. Zira peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)in Semavi kitapların bütün sırrı Kur-an da, Kur-an’ın sırrı Fatiha-ı Şerifte, Fatiha’nın sırrı da başındaki Besmele-i Şerifte mevcuttur. (H.Ş.) buyurdukları gibi hem Adem’in hem de alemin bütün sırlarını ihata ettiği anlaşılmaktadır. Allah lafzının başındaki Elif Zat’ını, Lamelif sıfatlarını, sonundaki Hu da Efal-i ilahiyesini remzettiği gibi, Besmele-i Şerifte de Bismillah Allah ın Zat ını, Rahman Allah ın sıfatlarını, Rahim de Allah ın Efalini remzetmektedir. Devamı »



Sinsi ve Habis (2. Bölüm)

31 Ekim 2007 | Mehmet Doğramacı | 11 Yorum »

Kulluk sıhhatimize kasteden virüsleri konuşuyorduk. Yaygın biçimde algılara çöreklenen Tapınma olgusunu bazı misallerle geçen hafta seyrettik. Bu hafta onunla bağlantılı ve en az onun kadar yaygın ikinci virüsü tanıyalım. Geçen haftaki kadar uzun uzadıya örnek konuşmalar nakletmeyeceğiz. Ama konuya ısınma babından bazı cümleleri alalım: Devamı »



Hakkın Gözleriyiz Biz

31 Ekim 2007 | Nazım Akpınar | 7 Yorum »

Hakkın gözleriyiz biz. Her daim gönüllere nazar ederiz. Kıblemiz gönül kâbesidir, gönüllere hitab ederiz. İşitişimiz Semicedir. Görüşümüz Basirce. Alimce biliriz her gizliyi. Her dileğimiz Müridindir bizim. Tevrat bizi “Rabbin yeryüzünde gezen gözleri” olarak vasfeder. Bizde kendini her an vasıfsız olarak seyreder. Batınen sırların sırrına vakıfızdır. Devamı »



Seyir Defteri (e-Kitap)

30 Ekim 2007 | E-Kitap, Mehmet Doğramacı | Yorumlayın »

- Hakikat yolunda kendimize nasıl bir rehber buluruz ?..
- Kimlerle görüşsek, kimi takip etsek ?..
- Filancayı ziyaret edip bağlansak mı ?..
- Rehbere en kolay nasıl ulaşırız ?..

Bunlar ilim ve feyiz arayışı içindeki kişide oluşabilecek doğal istekler, içten sorular. Bu arayışı bir şartlanma yada geleneksel tutku olarak görmüyor, ruhun samimi talebi sayıyorum.
Her şeye rağmen geçmiş yıllarda “Rehbersiz olmaz, illa usta lazım” diye yazılar kaleme alan, tahliller yapan da benim! Bunu biliyorum. Peki şimdi fikrim değişti mi? Hayır. Ama açmam gerekenler var, onları paylaşayım…” (Mehmet Doğramacı) Hemen İNDİRİN !..



Beyin Fırtınası (15)

30 Ekim 2007 | Beyin Fırtınası | 26 Yorum »

Ehli Tasavvuf, İncitme ve İncinme konusunda insanları 3 grupta değerlendirmiş:

1-Avam; incitir ve incinir.
2-Havas; incitmez, incindiğini belli etmez.
3-Hasül Havas; incinmeyi incitene karşı günah işlemek sayar!

Alınganlık, kırılmak, içerlemek beşer hali. Bu hallerde alınan tavırlara göre insanlar mertebelere ayrılmış. Avamın halini değerlendirmeye dahi gerek yok. Havas ve Hasul Havas üzerinde düşünülmeli. Hepsinden önemlisi, ehli şöyle demiş: Devamı »



Somut - Soyut

29 Ekim 2007 | AylinER | 3 Yorum »

Ressam soyut bir resim yaptığında sınırsızlığı hissederek çizer. Somut olarak bir ağaç, bir kuş vs. çizmez. Beklediği de resmine bakanların o çizdiği resimdeki sonsuzluğu hissetmesi ve ona belirli bir anlam yüklememesidir. Ancak, biz o resmi incelemeye başladığımızda kendimize, kendi iç dünyamıza “göre” şekiller vermeye ya da o resimdeki renklerden ve renklerin akışından bir şekil, bir anlam çıkarmaya çalışırız. Elbette bu çıkarım bizim kendimizdeki duygu ve düşüncelerimiz doğrultusunda olacaktır. Öyle ki, 10 kişi bu soyut olarak çizilmiş resme baksa, muhtemelen 10 farklı somut benzetmeler ve yorumlar almak mümkün olacaktır. Ancak ressama dönüp sorsak, kendisi ne hiç birine “yanlış”, ne de hepsine “doğru” der. Yorum yapmaz. Sadece dinler ve seyreder yorumları, yorumcuları… Devamı »



Evrenin Ulu Mimarı (!?)

26 Ekim 2007 | Data, Günün Yorumu | 8 Yorum »

Evet, başlık belki de size Kabala görüşünü hatırlatacaktır, Matrix filmi ile de bir ilgi kurabilirsiniz.
Amma ve lâkin hiç de düşündüğünüz gibi olmayacak, ben size hayâlimdeki adı “Evren” olan bir mimardan bahsetmek istiyorum.

Evren ile geçen gün öylesine oturduk, ramazan-oruç-açlık susuzluk diyorduk, üç ayların başıydı belki de havalar daha sıcak ve günler daha uzundu akşam ezanı sanırım 21:00 a yakın bir saatte OKUnuyordu… Devamı »



Harut ve Marut kimdir ?..

25 Ekim 2007 | Ahmet Efendi, Tasavvuf | 5 Yorum »

Kur’an’ı Kerim‘ in Bakara Suresi 102. ayetinde ”Vettebeu ma tetlüş şeyatıynü ala mülki süleyman* ve ma kefera süleymanü ve lakinneş şeyatıyne keferu yüallimunen nasas sıhra ve ma ünzile alel melekeyni bi babile harute ve marut* ve ma yüallimani min ehadin hatta yekula innema nahnü fitnetün fe la tekfür* fe yeteallemune minhüma ma yüferrikune bihı beynel mer’i ve zevcih* ve ma hüm bi darrıne bihı min ehadin illa bi iznillah* ve yeteallemune ma yedurruhüm ve la yenfeuhüm* ve le kad alimu le menişterahü ma lehu fil ahırati min halakıv ve le bi’se ma şerav bihı enfüsehüm* lev kanu la’lemun bahsedildiği gibi Hz. Süleyman (a. s.) zamanında bir çok insan grubu şeytanların okudukları sihir ilmine tabi oldular. Gayeleri de Süleyman (a. s.)’ın saltanatını yıkmaktı. Süleyman da bu saltanatını bu ilimle ayakta tutmaktadır diyerek, iftira da yapıyorlardı. Halbuki Süleyman (a. s.) Hak’tan gayrisinin hiç tesiri olmadığını bildiği için o küfür yapmadı diyerek ayette, bu ilmi kötüye kullananlara meydan okumaktadır. Devamı »



Sinsi ve Habis

23 Ekim 2007 | Mehmet Doğramacı | 9 Yorum »

Yaşı 40 ve üzeri olanlar hatırlayacaktır. Din ve Ahlak Bilgisi dersleri vardı. Ahlak kısmını hiç sormayın. Ortaokul çocuklarına erdem, vicdan, tutum kavramları çerçevesinde felsefi bir ahlak sunulurdu ki; anlayana aşk olsun!.. Dine dayanmayan ahlakın ne kadar sığ, sıkıcı ve de ruhsuz olduğunu o yıllardan bilirim. Eflatun, Aristo gibilerden kırık dökük tercüme ile kültürümüze adapte edilmeye çalışılan konularda, insanın gönlüne hitap eden titreşimleri hiçbir zaman duyamadık. Devamı »



Sayfalar: 1 ... 20 21 22 23 24 ... 30