Reklam çubuğunu görmek istemiyorsanız ve daha hızlı olmak istiyorsanız lütfen bu adresimizi kullanın..

Onun Farkı !..

// 21 Ağustos 2007

Tasavvuf tarihi kendini, özünü aramak üzere bir dizi çalışma yapan ve geride paha biçilmez bir kültür mirası bırakan nice örneklerle dolu. Tasavvufi miras; insanın kendini arayış numunelerinin eşsiz hazinesi.

Gelmiş geçmiş büyük zatlardan hakikati kendi meşreplerince okuyanlar, farklı ekoller oluşturdular. Onlar içinde sırlar ummanına dalan ve hakikati en açık biçimde anlatanlar ise oldukça az. Günümüz, o zatlardan birinin eserleri ve yazılarıyla müşerref olduğumuz kıymetli bir zaman dilimi.

Onu diğerlerinden ayıran ne?…
İşte bunları yine onun eserlerinden ilhamla tahlile çalışalım:

1- DİN; SİSTEMDİR: Bugüne değin din kavramını ötede bir tanrının seçtiği elçiler aracılığı ile insanlığa yolladığı hayat rehberi kitaplara dayalı gelişen; eskidikçe başka elçiler ve kitaplarla yenilenen bir olgu olarak biliyorduk.

Dinin; Allah Sistemi olduğunu, Rasül ve Nebilerin özlerinden açığa çıkardıkları hakikat bilgisi ile kendi çağlarında işleyen sistemi okuduklarını ondan öğrendik. Dinin sadece ahlak,
muamele, ibadet gibi çalışmalar bütünü değil; evrende işleyen bir sistem olduğunu onunla fark ettik.

2- RASÜLULLAH MERKEZLİ DİN: Bizim kafamızdaki din anlayışı Allah merkezli idi. Fark etmesek de kafamızdaki Allah kavramı; tanrı kavramının biraz maneviyat yüklenmiş boyutu olduğundan aslında tanrı merkezli bir dine inanıyorduk. Tanrı elçisini seçmiş, uzaktan emirler yollamış idi. Tanrı merkezli din olgusu; ayetleri ayrı bir kefeye, hadisleri ayrı bir kefeye koyuyordu. Kur’an Müslümanlığı gibi acayip çıkışlar, hadis inkarı gibi saplantılar da işte buradan doğuyordu.

Nedense “O kendi heva ve hevesinden bir şey söylemez. Onun söylediği ancak ve ancak vahiydir “ ayetini göremiyorduk. Kafamızda farzlar vardı -ki onlar Allah’ın emri, sünnetler vardı -ki onlar elçisinin emri idi. Böyle bir ayrımdaki sakatlığın asırlarca görülemeyişine hala şaşarım.

“Rasülullah’a itaat Allah’a itaat ” şeklindeki ayetlerle de uyanamadık. O geldi ve cesur bir çıkışla şöyle dedi: RASULULLAH MERKEZLİ DİN!…

Rasülullahı merkeze oturtunca ayet-hadis, farz –sünnet ayrımları bir anda düşüyor; Sünnetullah kanalı açılıyordu!

3- SÜNNETULLAH: Dünyada oluşan gelişmeler diye baktık sünnetullaha. Adetullah diye, çok hafife alarak kullandık bu kavramı. O ise SİSTEMDE DUYGULARA YER YOK, HATTA ACIMA KAVRAMINA YER YOK, YAPTIKLARINIZIN KARŞILIĞINI ALMA VAR işareti ile önce içimize sinmeyen, belki merhametsiz ve korkunç gelen bir hakikati dillendiriyordu. Ama dediği tamamen hakikat idi. Düşünceler fiilleri, fiiller yarını bina ediyordu. Sünnetullaha uygun düşünen ve uygun yaşayan kazanırdı. Duygusal davrananın başına geleceklere sızlanma hakkı yoktu. Çünkü sistemde kimseye haksızlık edilmesi söz konusu değildi..

4- DUA VE ZİKİR: Dua ondan önce ötede bir varlıktan isteme idi zihnimizde. O bazen verir, bazen ertelerdi. İster dururduk. Duanın insana verilmiş eşsiz bir mekanizma olduğunu onunla kavradık. Özündeki manaları açığa çıkarma talebiydi dua. Allah’ın bize bizden hitap edeceğini, iyi yöneldiğimiz takdirde gönlümüzden icabet edeceğini ondan öğrendik.

Zikir; tarikat disiplinlerinde sabahtan akşama kadar yapılan bir ödev addedilirken O, zikrin beyinde kapalı duran devreleri açtığını söylüyordu. Dua ve Zikir insanın elindeki en muhteşem, en güçlü silahtı!..

“İsteyin vereyim” “Beni zikredin ki bende sizi zikredeyim” hitaplarındaki sırra biraz olsun Onun öğretisi ile yaklaşıyorduk.

5- BEYNİMİZLE TANIŞTIK: Eskiden duygusal biçimde kalbe bağlardık her şeyi. Aklımız beynimizde, duygu ve gönlümüz kalbimizde idi. Vücut sanki iki ayrı yerden kumanda ediliyordu. Oysa sistem teklik üzerine işliyordu. Bir ülkede iki kralın olması kaos ve savaş demekti. O hepsinin beyinde bittiğini, İslâmî eserlerdeki Kalp söyleminin de şuura, yani bilince işaret ettiğini söyledi.

Beyni ve işleyişini tanıdıkça ikilikten çıkışımız, vücut sarayını, beden- ruh bütünlüğünü görmemiz, madde-mana ikileminden çıkışımız kolaylaşıyordu. Beyin aynı zamanda evrensele açılan kapımızdı. “Mikro evrendir beyin, makro beyindir evren” söylemini onunla oturttuk..

6- HALİFE İNSAN: Gelenek kalıpları içinde her nasılsa erkek egemen bir dine inanıyorduk. Sanki hitap sadece erkeklere imiş gibi. Buna kılıflar da bulduk; kadından nebi ve rasül yoktu. Bu iş erkek işi idi. Halife hitabının hem erkek, hem kadın tüm insana şamil olduğunu yine onunla kavradık. Oysa Kuran Meryem’e vahyedildiğini söylüyordu. Görmek istemedik. Hacer’i, Asiye’yi, Hatice’yi okuduk ama bu kadınların fonksiyonlarına hep sırt çevirdik. Din erkek işi idi.

O, insan halifedir kadın erkek ayırmaksızın dediğinde zihnimizde lambalar yandı. Kur’an önümüzde idi ve gerçekten halife hitabı cinsiyet ayrımı olmaksızın insana idi.

7- ALLAH İSMİ İLE İŞARET EDİLEN !.. Beni en çok çarpan söylemi de bu oldu!..
İslam Tarihini inceledim. Tasavvuf büyüklerinin söylemlerine baktım, bunu ondan başka söyleyen yoktu! “Enel Hak” diyen var, “Cübbemin içinde Allah’tan başkası yok” diyen var ama bunu söyleyen yoktu! Ve bence İslam Düşünce Sistematiği içine bomba gibi düşen kavram da bu: ALLAH İSMİ İLE İŞARET EDİLEN!…

Gerçekten devrim gibi bir açıklama idi bu! Allah dediğimizde kafamızın içine yapışan Tanrı kavramına -bilinçli yada bilinçsiz- bir geçiş yapıyorduk. Ama Allah ismi ile işaret edilen deyince; olay bağlanılan somut bir yapı olmaktan çıkıyor, bambaşka bir mana açılıyordu.

Henüz o işareti gereği gibi kavrayamadık. Ama bunun; eskilerin sır dediği, kelle götürür dediği, bela açar dediği bir hakikatin, en bilimsel en içten en çarpıcı bir açıklaması olduğuna gönülden inanıyoruz! Bir gün o işaretin ne olduğunu kavramak nasibimiz olsun bi iznillah!

Elbette ondan aldıklarımız 7 maddeye sığmaz. En çarpıcı en sarsıcı olanlarını derledik.
Ondan çok şey öğrendik. Onunla çok kalelerimiz yıkıldı. Onunla benliklerimiz deprem yaşadı.
İnanıyorum yine onunla fışkıracak içimizden eşsiz kaynak!

Biliyorum O, şahısların övülmesini, putlaştırılmasını sevmediği için, benim yaşamımla değil ilmimle ilgilenin. Kendiniz için bir şeyler yapın ve Sistemi Okumaya çalışın diyor.

Biliyorum, övgüyü sevmiyor. Ama şunu söylemeden de edemeyeceğim:
ÖMRÜN UZUN, FEYZİN VE IŞIĞIN DAİM OLSUN! İLMİN ARTARAK ÇOĞALSIN,
KAVRANARAK DAHA NİCE GÖNÜLLERE AKSIN AB-I HAYAT MİSALİ..

İnsanlık, hakikat önderlerini genellikle yaşarken anlayamadı.
Seni sağlığında anlamak ve değerlendirmek nasip olsun bizlere.

Ak Saçlı Hak Dostu;

Yüreklerimiz, beyinlerimiz, gönüllerimiz senindir.

Bizi bırakma olmaz mı?..

Vefa CEYLAN
www.yorumsuzblog.net.tc

Kategori: AHMED HULÛSİ, Vefa Ceylan

Bu Yazıyı yazdır Bu Yazıyı yazdır


11 Yorum >> “Onun Farkı !..”

Bu yazı için yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden Geri izleme yapabilirsiniz.
  1. MilkyWay Yazmış:

    Teşekkürler bu yazı için. Gerçekten bazı şeyler kafamıza vurulmadan anlaşılmıyor. O’nu kaybetmeden O’nun kıymetini bilmek hapimizde yazılmış olsun.. Biz O’nun vesilesiyle bu yazıda ki yedi şeyi ve daha bir çok -yedi-yi kavradık. O’na ne kadar teşekkür etsek yine az, yine az. Allah O’nda seyrini katbekat arttırsın… “Amin”


  2. metin hamurcu Yazmış:

    Hocam gönlünden gecene gönlümle katiliyorum. Yüregine yüregimize saglik INSALLAH.


  3. etem atik Yazmış:

    Vefa Ceylan beynimden geçip te kelimeye dökemediğimi söyledin… Sağolun varolun.. Ahmet Hulusi bize düşünmeyi öğrettin, geçek anlamda DÜŞÜNMEYİ…


  4. filiz54 Yazmış:

    Bir söz vardır; Aşk tanım olarak, “Hak edilmemiş bir armağandır,” diye… Hak etmeden sevilmek, gerçek aşkın eksiksiz kanıtı gerçekten.. Bunca ilim sunumu, bunca karşılıksızlık.. Hak ettiğini düşünenlerden özür dilerim pek tabii.


  5. mediha Yazmış:

    Değerli Üstadımın ilmini hak ettim mi bilmiyorum ama şunu biliyorum ki onu çok seviyorum…
    Şu alemde yaprak gibi etrafa savrulan bir sürü insan….Ve;
    O’nun sayesinde farkındalıkları görerek, sistemi okumaya çabalayan, bilincini en üst seviyeye getirmeye uğraşan daha nice bir sürü insan…
    Allah tüm insanlara bu ilmi nasip etmiş olsun bi iznillah…
    Üstadım; Yaşamdaki amacımızı, ne için yaratıldığımızı hissettirdin bizlere.. Şükürde aciziz..
    Dualarım sizinle…


  6. faik Yazmış:

    “Dinde reform olmaz, dini anlamada reform olur” diyen ÜSTAD, dini anlamada reformu da bizZAT kendisi yapmıştır. Dini anlayışlar YENİLENmiştir. GÖRENE, KÖRE NE!…


  7. filiz54 Yazmış:

    Dip Not: Seni seviyorum çünkü… Çünkü ile başlanmayan Aşk türünden bahsetmek istedim.. Bize İlim sunmasının çünküsü olmadan karşılıksız paylaşmasına değinmek istedim. Bu anlamdan bakarak Hak etmeden sevildik, armağandır dedim, gerçek Aşk ‘ı anlatabilmesinin başka güzel bir yolu var mıydı?, demeye getirmek istedim konuyu.. Yoksa hayatta her şeyin bir bedeli vardır.. Muhakkak ilim taleb eden bedelini ödeyip almiştir ilmini, kimsenin bu anlamda hakkını yiyemeyiz. Demiyor mu otundan çöpüne kadar benden iste vereyim, yani taleb olmadan da ilim gelmez elbette..
    Hayatta her şeyin bir bedeli olduğunu bilen bir kişi kendini seçilmiş hissedemezmiş bir bilim adamına göre.. Seçilmiş olma duygusu bebeğin anne bakımı ile oluşan, kendini layık olmadan gördüğü bir sevgi türü yaşadığı için anne tarafından, seçilmişlik yanılgısına kendini kaptıran bireylerin anne bakımından kendini kurtaramamasıyla gerçekleşiyormuş.. Ve bu kişiler “seni seviyorum çünkü…” ile başlayan bir yaşam şeklini bildikleri için karşılıksız sevgiyi anlayamıyorlarmış.. Seçilmiş olma yanılgısı olmadan, ilmini karşılıksız paylaştığını görerek, vermeyi ön plana çıkardığını hazmederek, ilmi değerlendirenlerden olmak isterim… Demek istedim özetle..


  8. filiz54 Yazmış:

    HAK KATINDAKİ BÜYÜKLÜĞÜ

    İrfan denizine gark olmuş din büyüğü Hz. Ömer(r.a) saadet devrinde birgün, güneş altına oturmuş hırkasını yamıyordu. Arkası açık olduğundan güneş iyice kızdırıp canını yaktı. İmanlı gözlerini güneşe çevirip şiddetle baktı. Hikmeti İlahi güneşin önüne bir perde geldi… Hemen Sultan Melek Cebrail(a.s) Arşdan yere süzüldü ve Allah Resulü’ne hitab etti:

    -Ey Allah’ın Resulü! Ömer’e emredin, güneşe şefkat nazarıyla baksın. Yoksa güneş kıyamete kadar böyle kalır…

    Nihayetsiz olan Mülkün Seyyidi, Hz. Ömer’i çağırtıp buyurdular:

    -Ya Ömer! Cenab-ı Hak güneşe şefkatle bakmanı emrediyor!

    Kainatın adalet ağacı Hz. Ömer(r.a), gözlerinde billur billur yaş, güneşe tebessümle baktılar.
    O anda gökyüzünde, göklerin aydın ışığı da gülümsedi…

    Allah Rasulü’nün dostlarının Allah indinde ne büyük kadir ve kıymetleri olduğunu görelim ey insanlık..

    MUSTAFA NECATİ BURSALI
    HAK VE ADALET GÜNEŞİ HZ. ÖMER (kitabından alıntı)


  9. ışık Yazmış:

    1999 depremi uyanmama sepep olmuştu . Kaçacak hiç bir yer olmadığını fark ettirmiş, yaratılış gayemizin ne olduğunun sorgulamasını yaptırtmıştı. . Okuduklarım beni tatmin etmiyor. Din adına anlatılan bilgiler bilincimde gönlümde ve yaşantmda HİÇ bir değişiklik yapmıyordu. 2000 senesinde üstadın kitaplarıyla bir tanıdık vesilesiyle tanıştım. Üstad Ahmet Hulusi’nin yazılı ve görsel tüm bilgilerini ilme susamış biri olarak tekrar tekrar okuyup dinledim. Bu arada yaşamış Allah ehli zatların da ilimlerindenden de nasiplenmiştim. Allah aşkı ile de yolumu kolaylaştıran Allah’a şükründen aciz olduğumu itiraf ederek, hedefe doğru kilitlendim. İlmim genişledikçe, anlayışım, olaylara bakışım değişiyordu. Zahirde ilim ehli zatların ilimleri, gönlümde dostun aşkı ile çok şeyler yaşamıştım. Gün ve gün şuurda açığa çıkan manalarla hayretlerin yaşandığı yerlerde dolaşıyordum. Artık o bildiğim yerler değildi ne yer ne de gök.

    Sonunda da çok şükür Allah kulu olduğumu fark ettirdi. Allah ilminin ulaşmasına vesile olan tüm ilim ehli dostlara şükranlarımı sunuyorum. İlmin paylaştıkça çoğaldığını fark etmiş biri olarak sizlerle paylaşmak istiyorum. Duam, “rabbim ilmimi anlayışımı artır” diye dua eden Allah rasulünün duası olacaktır. Dilerim hepimizin de duası olur.

    Üstadın ilmini doğru bir şekilde herkesin anlayacağı bir dille paylaştığını düşünüyorum. Tüm insanlığa hibe ettiği bilgilerini anlamaya çalışan ve yazılarını merakla bekleyenler olduğunu bilmesini istiyorum. Bizleri bildiklerinden ve yaşadıklarından mahrum etmemesini diliyorum.


  10. Mehmet Yazmış:

    Sebep-sonuç ilişkili bu hayal içinde hayal varsaydigimiz dünyada, vehmin cukurunda ki o da bir programsal sonuc; fitratsal ile ilgili bir sey.. Sebep olarak Üstad’ in ilmi ile karsilastim, sonuc olarak ta Hiç’liği görebildim. Ki tek’ bir bilincten hayy’ iz. Kozmik bilinc imajinda her an yeni bir şan’ da açığa çıkmayı O’ nun o bilince ve sebebi olarak ta bizlere verilmesiyle idrak edildi.

    Sistemin acimasi yok, sistem de mazerete yer yok.

    HÜ!

    Ves Selam


  11. ilyas Yazmış:

    Selam olsun okyanus ötesinden dünyaya lisanıyla ilim irfan saçan muh. üstadıma

    ömrümün son deminde rab’bim nasip etti
    ilminden istifade etmeyi, mekanın cennet,
    olsun, ALLAH yardımcın, RASULULLAH YOLDAŞIN OLSUN.


YORUMLAYIN


sufizmm

Yorumsuz Blog'un Yayın İlkeleri 'ndeki Yayın İlkeleri ve Yayın Şartları başlığı altındaki koşulları okudum.