Reklam çubuğunu görmek istemiyorsanız ve daha hızlı olmak istiyorsanız lütfen bu adresimizi kullanın..

Onlar da fark etsin (mi?)

// 22 Ekim 2007

Tasavvufla ilgilenenlerin sıkıntı çekebileceği bir konu da bildiklerini yakın çevre ile paylaşım. İnsan, yaşadığı güzelliği, fark ettiği gerçeği açmak ister. Bunun altında; “Onlar da fark etsin, onlar da dertlerinden kurtuluversin” şeklinde samimi niyetler yatar.

Niyetin samimiyeti, fiilin doğruluğu anlamına gelir mi?.. “Cehennem; iyi niyet tuğlaları ile örülmüştür” sözü Hz. Ömer(r. a.) e ait. Mutlak Cehennem bir yana; kişi çoğu kere iyi niyetinden dolayı acı ve azap çeker.

Tefekkür ediyor, zikir- dua çalışmaları ile farkındalığa ilerliyorsunuz. Gün be gün, gerçeği anlamaya başlıyorsunuz. Paylaşmak, ışık olmak, şifa reçeteleri önermek istiyorsunuz. Heyecanla anlatıyor, faydalansınlar istiyorsunuz. Ne var ki gayretiniz çoğu kere ters tepiyor. Fikirleriniz ya uçuk geliyor, ya da sizi tuhaf diye niteliyorlar. Öneriniz tepki, aşağılama, yalnızlığa itilme, hatta adınızın deliye çıkmasına bile sebep olabiliyor. Üzülüyorsunuz. Niçin? Unuttuklarınız var heyecandan:

- Her şey nasiple. Her programı, her işletim sistemi kaldırmaz!
- Yoğun gayretle bulduğunuzu, bir anda nasıl anlasınlar?
- Tasavvuf; her başı ağrıyana verilecek aspirin değil. Bir içimlik ilaç hiç değil.
- İnsanlar kapıdan satışa değil, arayarak bulduğuna değer verir.
- Kolay gelen; çoğunluğa uymaktır. Tasavvuf; geleneğe, alışılmışa muhalefetle başlar. Muhalifler, etrafı tedirgin eder.

Bunları dikkate almadığınız için üzüldünüz. Ama unutmayın; “Onlar” dedikleriniz de Haktan! Beşeriyetten soyunmak herkese göre mi? Kutsal örtüler, yapışılan tabular, alışılan arzular, sığınılan unvanlarla gayet mutlu olana soyun demek hakaretin en ağırı (!..) Kimseye hakaret etmeyin! Ama tebliğ vazifemiz var, diyorsanız şu ilahi hitaplar hatırınızda olsun:

İman etmiyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin!” (26/3)
Sen sadece bir hatırlatıcısın!” (88-21)
Onları hidayete erdirmek sana ait değil. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir.”(2-272)

En etkin tebliğ; yaşamaktır.
Hele bir yaşayın, yaşadığınıza talip olacak dostlar da çıkar!

Mehmet DOĞRAMACI
www.yorumsuzblog.net.tc
m_dogramaci@yahoo.com

Kategori: Mehmet Doğramacı

Bu Yazıyı yazdır Bu Yazıyı yazdır


17 Yorum >> “Onlar da fark etsin (mi?)”

Bu yazı için yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden Geri izleme yapabilirsiniz.
  1. hayri Yazmış:

    Çok yerinde tesbitler, hatta tasavvufa soyunanlarin ister istemez cevresinden, en yakinlarindan, sevdiklerinden de hic ayrilamayiz dediklerinden de birer birer ayrildigini hayretle ve üzüntüyle gözlemliyor insan, ama heyhat sonunda her kus kendi sürüsüyle ucar prensibi gecerliligini koruyor.

    Bu gercek sadece bizim icin degil; insanligin önderleri olan rasul, nebi ve velilerin hayatlarina baktigimizda daha belirginlesiyor, esinden, isinden, evladindan, cevresinden ayrilmak zorunda kalarak hizmetlerine devam ediyorlar. Demek ki herseyden önemlisi “Allah ismiyle isaret edilen”in ve insanligin hizmetini yeglemek.


  2. > birdenbire Yazmış:

    Selam dostlar.. Paylaşmak isteyenlerin bildiği kadar değil, idrak ettiği kadar paylaşması gerekliliğini öğrendik.. Ve de anlayamayacak olana kapasitesinin fazlasını aktarmanın zulüm olduğunu.. Bizim çözemediğimiz nice bilgiler varken paylaşmak çabası da vehmin bir oyunu olsa gerek..

    BENİM ŞU AN EN ÇOK öğrenmek istediğim ise sayın Ahmed Hulusi’nin “Evrensel Sırlar” kitabındaki şu cümleyle alakalı..

    “Kendini başkasına köle ederek hürriyet arama değil; tartışma ve idrâk yoluyla izâfî (göresel) kişilik vehmimden arınıp, gerçek hüviyetine geçme.. Ve bu yolculuk sırasında da öğreticine, karşılıklı dayanışmanın îcâbı olarak hizmet verme !..”

    BURADA BELİRTİLEN hizmet verme hususunu nasıl algılayıp, sesiyle öğretide bulunan yetiştiricime nasıl hizmet verebileceğimi bilemiyorum. Lütfen bilenler varsa açıklar mı??? Saygılar.


  3. Arzu Yazmış:

    Ilk önce bildiğimi sandiğim şeyi paylaşmamayı öğrendim..


  4. cmberra Yazmış:

    Selam
    “Onlar da fark etsin (mi?)” yazısı çok güzel, Sn. Doğramacı’nın ifade ettikleri yaşadıklarımıza tercuman olmuş…. Tasavvuf’u öğrenme aşamasndaki aşk çoşturup taştırıyor insanı, herkese bu bilgi ulaşsın diye çok çabalanıyor, bu çabalar genelde dışlanmak şeklinde sonuç veriyor. Ancak yazının son paragrafı beni çok etkiledi, ”ilmi yaşamak”, yaşanan hal çevreye nefis bir tebliğ oluyor demek… Saygılar… cmberra


  5. bir'ol Yazmış:

    Selamlar sevgili ‘birdenbire’: Benim o yazıdan anladığım şu. Öğreticin eğer Allah resulu (Hz. Muhammed) ise, onun yaşamını örnek alıp o yolda yaşamak!. Tabii ki taklit yollu değil, tahkik yollu..


  6. mustafa Yazmış:

    Bakmakta oldugum pencereden SEVDİKLerimin de bakmasını istiyorum! Onların pencerelerini değiştirmek kolay olmuyor! Zaman zarfında olusturdugum bilgi penceresinden bir anda bakmak onlara zarar veriyor! Belki de yanlış yol izliyorum! Penceremden bakmalarını istemek yerine; onların penceresinden anlatmam ve göstermem gerekiyor bazı şeyleri (!) Sonrası mı ! Bırakın şekillensin !


  7. faik Yazmış:

    Biz de fark edelim; hidayetin Allah’a ait olduğunu, bizim sadece hatırlatıcı olduğumuzu. Unutmayalım; zorlayıcı, baskıcı olduğumuzda Allah’a değil, nefsimize hizmet etmekteyiz. Etki tepkiyi doğurur. Yaşatmak istediğimiz hakikatı yaşayamaz hale de gelmeyelim. Yazarın “en etkin tebliğ yaşamaktır” sözüne katılıyorum. Eğitimde de en etkin yöntem yaparak öğretmektir.


  8. kenan Yazmış:

    Üsdadımın dediği. En etkin tebliğ; yaşamaktır.
    Hele bir yaşayın, yaşadığınıza talip olacak dostlar da çıkar!..


  9. a.a Yazmış:

    Bu yorumu geç farkedebilmiş kişi olarak yazıyorum. Bu geç kalışın en büyük sebebi olarak ta, bu kıymetli bilgilere sahip olan sunucuların, tam olarak neyi taktim ettiklerini, yeterince net sunamadıklarına bağlıyorum. Zaten tasavvuf öğretisi, deyim yerindeyse bir öğreti olarak değil, bir talim olarak ancak netice verebiliyor. Adım adım uygulanarak… Basamak basamak terakki ederek…


  10. ??????? Yazmış:

    “Ve bu yolculuk sırasında da öğreticine, karşılıklı dayanışmanın îcâbı olarak hizmet verme !..”

    ÖĞRETENe hizmet vermek onun yoluna hizmet vermek demektir. Hal ile tebliğden başlanabilir, geriside gelir…


  11. bir'ol Yazmış:

    ‘Hele bir yaşayın, yaşadığınıza talip olan dostlar da çıkar’..
    İşte işin sırrı bu..

    Malesef toplumsal hastalığımız, yaşayamadığımız doğruyu yaşatmaya zorlamak! Bu da tembel bir toplum olduğumuzdan kaynaklanıyor. Tembeller arasında daha az tembel olmak, çalışkan olmak da değildir maalesef!.
    Orta yaş gurubunun çoğu sigara kullanır ve hepsi de çocuklarına sigarayı yasaklar ve zararlarını anlatır. Hani derler ya ‘bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’. Oysa bilmezler ki; çocuklar duyduklarını değil, gördüklerini uygularlar.. Ya da örnek alırlar…..


  12. birdenbire1 Yazmış:

    Öncelikle sayın bir’ol cevap için saygı ve teşekkürlerimi sunarım. Umarım o yolda yaşamak takdirdendir ve kolaylaştırılır.. GERÇEKten yaşarsak yaşadıklarımıza talip olup, yaşamak arzusunda olanlarla karşılaşılacağını da öğrenmiş olduk… ŞEHADET imiz olmayan konuda insanları ne derece bilgilendirebiliriz ki?… Allah rasulune, seslenişine nankör olmaktan O’na sığınırım… Saygılarımla…


  13. ayse Yazmış:

    İlmi Ehli olana veriniz deniliyor, peki ya ehli olmayanlara yazık değil mi diyemeden geçemiyorum. Ya İlmi verebilecek ilmi ve hali yaşamaktayız buna kim karar verecek ? Hemen olgunlaşılıyor mu öyle ? Bence hayır.

    Elma ağacı bile hemen tohumu ektiğimizde elma mı veriyor? Seneler, seneleeer geçiyor da gene de tam istenildiği gibi olgunlaşmamış da olabiliyor. Biz o küçücük tohumun zamanının geleceği güne kadarki geçirdiği evrelerden, yalnız kalsa da toprağa sımsıkı bağlanma çabasından, tevazusu ile ağırdan ağıra boy atmasından hiç mi ibret almıyoruz acaba? O yüzden beklemek, beklerken de o hali giyebilemek, ilim ile halimizi örtüştürmek ne kadar önemliyse, olgunlaştık zannıyla aman yanlız kalmayayım derdiyle dost arama avına çıkarsak avlanma ihtimalimiz yüksek olur düşüncesindeyim. En doğrusunu Allah bilir. Selam ve Dualarımla.


  14. birol Yazmış:

    Slm. Bizler bu ilme ulasmak icin ne sıkıntılar; meraktan uyuyamama vs. cileler cektik nicin? İnfak tabi ki. Ulvi bir davranis ama kayaya su dökseniz ne kadarini saklar? Ya da kolay bulunan seylerin degeri ne kadardir? Kiymet bilene arayana acilir yollar!


  15. birol Yazmış:

    Arayan, aramasini bilen `ben neyim` diye merak eden herkes aradigini bulacak ins.


  16. metin Yazmış:

    Hele bir yaşayın, yaşadığınıza talip olacak dostlar da çıkar!..
    slm ve saygilar


  17. Zeynep Yazmış:

    Ben tebliğ olayını pek anlayamıyorum.
    Sevgili peygamberimiz islamı tebliğ etmiştir. Veda hutbesinde de şahit ol yarab deyip tebiğ görevini tamamlamıştır.
    Bundan sonra tebliğ yapıyorum diyenleri anlamak çok zor geliyor bana.
    İslam dini onu tebiğe en yetkili ve en kutlu kişi peygamberimiz tarafından yapılmıştır. Bundan sonra ancak Müslüman olmayan ve dini tanımayanlara din tebliğ edilebilir.
    Yüzde 99 müslüman halka tebliğ yapmak ne derece doğru .
    İlmim yeterli değil belki ama doğru bulmuyorum
    Tebliğ yapılmıştır; Müslüman Müslümana dini tebliğ edemez. Ancak ilmi daha fazla olan diğerine yardım edebilir.
    Allah hepimize doğruyu hazmettirsin, amin.


YORUMLAYIN


sevmekk

Yorumsuz Blog'un Yayın İlkeleri 'ndeki Yayın İlkeleri ve Yayın Şartları başlığı altındaki koşulları okudum.