Reklam çubuğunu görmek istemiyorsanız ve daha hızlı olmak istiyorsanız lütfen bu adresimizi kullanın..

Muhammed’im Doğarken !..

// 19 Mart 2008

Bu hafta Kutlu Doğumu idrak ediyoruz. O büyük zatın dünyayı şereflendirmesi; ona sevdalı gönüller tarafından çeşitli şekillerde kutlanacak, zevk edilecek. Bütün açıları, bütün bilinçleri, bütün algıları kendinde cem eden Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’(sav) yı sevenler çok renkli bir ümmet tablosu oluşturuyor. Kulluk gayretinde olan herkesi seviyoruz. Onu sevdiğimiz için seviyoruz hepsini. Bütün insanlığı, bütün mahlûkatı seviyoruz..

Her yıl Rebiülevvel ayının 12. gecesi yaklaştığında İslam Tarihinden onun doğumu ile ilgili kısımları yeniden okurum. Bu defa, doğum esnasında Hicaz, Ortadoğu ve hatta dünyanın muhtelif coğrafyalarını etkileyen olaylara yoğunlaştım.

İslam Tarihçilerinin kaydettiği o geceki olayları eminim sizler ta ilkokul günlerinden biliyorsunuz. Gelin bir daha hatırlayalım:

Hz.Muhammed (sav) ın doğduğu gece yaşanan harikulade haller:

1- Kâbe’de mevcut 360 put devrildi.

2- Müşriklerin kutsal saydığı Sâve gölü kurudu.

3- Yıllardır kuru olan Semâve vadisi sularla doldu taştı.

4- Mecusilerin 1000 yıldır yanan ateşi söndü.

5- İran Kisrâsının sarayındaki 14 burç- sütun- hisar yerle bir oldu!

6- O gece yıldızlar yere o kadar yakın ve berraktı ki biri şöyle dedi:

“Elimi uzatsam alacak gibiydim.”

7- O sabah Mekke’ye gelen Yahudi bir tüccar (kâhin aynı zamanda) Mekke ulularına sordu: “Bu gece aranızdan birinin oğlu oldu mu?”

Ona dediler: “Evet, Haşimoğulları mahallesinde bir yetim doğdu.”

Kâhin feryat etti:

- Eyvaaaahhhh! Yıllardır İsrailoğullarında bulunan Risalet- Nübüvvet artık Araplara geçti. Bundan sonra çok şerefli olacaksınız! Ama biz bittik!..
. . .

Bu hadiseleri zahiri bilgi tekrarı için buraya almayacağımı tahmin ediyorsunuz. Bu defa şöyle düşündüm:

Hz.Muhammed (sav) in doğum gecesi arzda zâhiren yaşananlar; bâtinen Muhammedî Bilinç açılmaya, doğmaya başladığında bizde de yaşanıyor olabilir mi?..

Düştüm bu sorunun peşine. Yer isimleri, sayılar, işaretler, sembolizm, tevil kitapları derken epey bir bilgi kaynağına yoğunlaştım. Fakat gördüm ki kelimeler zâhir- bâtın manalar saklarken bazen onlara takılmak insanı daha büyük gerçeklerden perdeliyor. Kelime araştırmayı bir kenara koyup olayın oluş şeklini ve gelişenleri okumaya gayret ettim.

Küllde ne varsa zerrede de vardı. Mikro; makronun minyatürü, makro; mikronun mega haliydi. Dışarıda olan içeride, içeride olan dışarıda da mevcuttu. Zerre- Küll- Makro- Mikro- İç- Dış bir yana her şey Tekti, Tektendi. O halde kendimizde bu halleri pekâlâ düşünebilir, tefekkür edebilirdik.

Bir hafta boyunca bu konuları paylaştık dostlarla. Tefekkür ibadetinin bilincine ermiş gönüllere yansıttık sorularımızı. O kadar güzel açılımlar, o kadar berrak yorumlar, o derece hoş tespitler geldi ki; Rabbimize şükretmekten, aczimizi itiraf ile secde etmekten kendimizi alamadık.

Evet Dostlarım;

Biraz sonra okuyacağınız tahlil ve değerlendirmeler Hz. Muhammed (sav) sevdasını iliklerine kadar hisseden, o bilinci yaşamaya, o doğrultuda düşünmeye gayret eden kardeşlerimize ait.

Fakir, sadece bunları düzenlemiş, cümle kalıplarına dökmüştür.

Efendimizin kutlu doğumunu idrak ettiğimiz şu günlerde “Muhammedî Bilinç bizde nasıl açığa çıkar?”, “Doğum esnasında neler yaşanır?”, “Yaşananlar nelerin habercisidir?” sorularına, doğum gecesi olanlardan hareketle getirilen açıklamalar şöyle:

Bir deprem ki: Putların devrilmesi, göllerin kuruması, nehrin taşması, saray sütunlarının yıkılması gibi hadiseler açıkça göstermektedir ki o gece Ortadoğu’yu kaplayan büyük bir deprem yaşanmıştır.

Muhammedi Bilincin bizde açığa çıkışı da genellikle beden ve ruhumuzun yaşadığı sarsıcı bir etki ile başlar! Tasavvufa; Hakikat İlmine yönelenlerin büyük çoğunluğu; mal kaybı, evlat acısı, iş kaybı, ticarette zarar, dostların ihaneti, alıştığı çevreden uzağa hicret, hayattan umduğunu bulamama, ideallerin bir anda kırılması gibi bazı haller yaşayarak bu ilme yönelmişlerdir. Dışarıda yaşanan depremin, içeride şuur faylarını çatır çatır kırması sonucu Muhammedi Hakikat özden fışkırmaya başlar!.. Bu deprem bir takım hayati değişiklikleri de beraberinde getirecektir. Bazı değerler (yada değer sanılanlar) yerle bir olacak, kutsanan, benimsenen dayanaklar elden çıkacaktır.

Doğum geceleyin: Gece; vahdet anıdır. Kesret yanılsamasını önümüze koyan gündüzün çekilip yerini geceye bıraktığı anda renkler ve çokluk varsayımı biter ve kişi kendi yalnızlığı ile, kendi gerçeği ile yüzleşir.

İster gece vakti ibadet ve zikirle Muhammedi Hakikatin açıldığını düşünün, ister geceyi zulüm, karanlık, baskı anı diye değerlendirin, bu hakikatin yalnızlık hissedildiği anda, Allah’tan başkasından ümidin kesildiği anda açıldığı bir vakıa.

Kabe’de mevcut 360 put devrilir: Kâbe; içini benliğe ait sahipliklerle doldurduğumuz gönlümüz. O kadar çok ki gönül Kâbemizi işgal eden putlar, hangi birini sayalım. Sahiplikten hırsa, benimsemeden tutkuya, gelenekten alışkanlığa, duygusallıktan hırçınlığa, hasetten öfkeye kadar bir dizi putla doldurduğumuz gönül boyutumuz, öz boyutumuz ,iç dünyamız, Muhammedi Hakikatle yüzleştiğinde bunların hepsi ciddi bir sarsıntı geçirir. İşte bu sarsıntı temizlenmemiz gereken kirleri gösterir bize. Muhammedi Bilinç açılır açılmaz putlar dışarı atılamasa da yerlerinde rahat duramamaları, altlarındaki zeminin kayması kaçınılmaz sonuçtur.

Tek tek ele aldığımız, her birini ayrı sandığımız algılardır putlar. Tek kare resmi göremeyenin parçalarda kudret ve güzellik varsaymasıdır. Parçaların paramparça edilip bünyeden sökülüp atılışı Muhammedî doğumla start alır.

Daireyi oluşturan açılar toplamı: 360. Önceleri dar açılarla hayata yaklaşan, hatta belli bir açıya mahkum yaşamayı, düşünmeyi kutsayan kişi; Muhammedi idrakle tanıştığı anda açıları gezmeyi, turlamayı niyete almış demektir. Seyir başlamıştır artık. Dar açı genişleyecek, daire ilerleyecek, pergelin iğnesi Şeriat noktasına çivili olarak Hakikat turu devam edecektir. Bunu yaşarken kendinizi bazen tanıyamaz “Eskiden şu halleri kınayan ben, şimdi nasıl hoş görüyorum, bu ben miyim?” demeye başlarsınız. Beğenmedikleriniz, kızdıklarınız, çirkin gördükleriniz yavaş yavaş düşer gözünüzden. Çünkü siz açınızı genişletmektesinizdir.

Müşriklerin kutsal saydığı Sâve gölü kurudu: Göl; ne kadar derin ve geniş olursa olsun sınırlıdır değil mi?.. Suyu hiç yenilenmez. Göle akan nehir yoktur pek. Göl; kendi başına denize de akamaz. Sıkışmıştır kara parçası içine, vadiler arasına. Denizi tanımayanlar, her an yepyeni bir çağıltı ile akan nehirlerden haberi olmayanlar için göl kutsal kaynaktır.

Göl; kendi kendini överek yaşayan benliğinizdir. Size bu halinizin en iyisi olduğunu telkin eder hep. Yaratılışınız bu haliyle ne güzeldir. Hatta sizden iyisi de yok gibidir.

Gölü kutsal sayan kimdi? Müşrikler. Bizde, bizi şirke çeken kim? Benlik!.. Benlik; terkip kayıtlarını yücelterek sınırlı kapasitesini bize sınırsız gösteren sahtekâr bir sihirbazdır.

Muhammedî doğumla göl suları çekilir. Bildikleriniz geçersiz, kabul ettikleriniz değersiz hale gelir. Bir tükeniş yaşarsınız. Her şeyiniz iflas etmiştir. Yegâne su kaynağınız; nefsiniz kurumaya yüz tutar. Hiç bitmez sandığınız bitmiştir. Ve öyle bocalarsınız ki, Kur’anın ifadesi ile insan yere (benlik arzına) “Buna da ne oluyor böyle?” (Zilzal-3) diye sormaktan kendini alamaz.

Tasavvufi hakikatlerle yüzleştikleri anda klasik din öğretisinin yetmediğini gören bazı dostların; “Bana da ne oluyor? Yoksa dinden mi çıkıyorum?” diye hayıflanarak kendilerini sorguya çekmelerini tebessümle hatırlarım. İşte bu hayıflanma sahiplenilenin elden çıkışına duyulan kaygıdır.

Peki, göl kurumuşsa su hiç mi olmayacak? Olayları okumaya devam edelim.

Semâve deresi sularla dolar taşar: Kupkuru bir dere Semâve. İçinde yıllardır su yok. Orada su olmadığı için halk mahkûm olmuş Sâve’nin suyuna. Muhammedî Bilinç açılmadıkça şuur; kuru bir dere yatağından farksızdır. Yeni idrakleri, tefekkürleri, akletmeleri, değerlendirmeleri yoktur. O öylece kendi sığ ve çorak haliyle yaşamayı hayat zanneder.

Muhammedî doğumla birlikte şuur açılmaya, bilinç yeni değerlendirmeler yapmaya başlar. Artık her şeyin bir anlamı vardır. Olaylar ve oluşlar arasında bağlar kurulur, seyir sürerken gözlenenlerde hikmetler, yaşananlarda ibretler okunmaya başlanır. Bilinçte yoğun bir enerji kanalı açılmıştır artık. Hem de öyle bir kanal ki suyu ne göle benzer ne dereye.

Vahdet denizine, Hiçlik deryasına erinceye kadar akmaya, çağlamaya, gürlemeye devam edecek, yerinde duramayan, sürekli taşmak isteyen açılımdır bu.

“Allah’ım eskiden düşünemediğim ne çok şey varmış!? Ayetleri, hadisleri, sözleri, kitapları anlar oldum, bu tespitleri yakalayan ben miyim?” demeye başlarsınız. İçinizde öyle yoğun enerji akar ki okumaya, dinlemeye, ziyarete, sohbete, sevmeye doyamazsınız.

Mecusi ateşi söndü: Kişinin benliğe esir oluşunun açık delili; öfkesidir. Sabrı, tahammülü, hoşgörüsü yoktur Muhammedî olmayanın. En ufak şeyde parlar, yanar. Yaktığı; çevre gibi görünse de kendisidir aslında. Benlik; bilince egemen olduğu sürece o yakıcı ateş sönmeyecek, an be an kavurmaya devam edecektir kendi kendini.

Muhammedî idrak doğumu ile ateş; İbrahim’ce yaşamı seçen; Hanif Dine yönelenler, Tekten bakışı bilenler için serin ve selamet olmaya hazırdır artık. Sultası bitmiş, kudret görüntüsü veren alevleri sönmüş, hâkimiyeti boşa çıkmıştır.

Kisrâ sarayının burçları, sütunları devrilir: Sütunlar sabittir. Kubbeyi taşımaya, çatıyı olduğu yere kuvvetle sabitlemeye yarar. Burçlar, hisarlar ise dışa karşı aşılmaz setler, duvarlar örer.

Muhammedî doğum yaşanmadan önce olduğu yere, sabit bir noktaya bağlı, kayıtlı, kilitlidir algılar. Ne hareket imkânı vardır ne de değişim. Hareket olduğu anda saltanat yıkılıyor diyerek feryadı koparır nefis. Dış etkiye, başkalarına, farklı algılara kapalıdır Muhammedi olmayan. Öylesine kapalı ki bir duvar kadar soğuk, bir hisar kadar ürkütücü ve ruhsuz!..

İdrakte yaşanan depremle sütunlar yıkılacak, sahte saltanat yerle bir olacak, karanlık hisar içine nur sızacak, burçlardan (terkip kayıtlarından) seyredilen alem; geniş bir ufukla tanışacaktır. Rabbinden, Rabbul Alemiyne uzanan bir yolculuk başlayacaktır.
. . .

Kisrâ; Farsça’da, kral, hükümdar, firavun anlamlarına gelse de Arapça söylenişte KESRET kelimesi ile aynı kökten. Yıkılan; Kisrâ sarayı. Yıkılan; Kesret hegemonyası!… Kesret bakışı yerle bir olduğunda bilinç, Vahdet Seyrine geçmek üzere hakikate sülûk edecek.

Bir başka açıdan sütunlar yada burçlar; hepimizin tâbi olduğu Astrolojik yıldız kümeleri. Belki ilk planda şaşıracaksınız ama; Muhammedî olanlar için tek burca bağlılık bitmektedir!.. Muhammedî idrakte yaşayanlar; her kulda kendini gören, herkesle cem olan, girdiği her yere rengini veren ama kendisi ne şekle, ne kalıba, ne tanıma sığmayan zatlardır. Onun için onları astrolojik burç kayıtları içinde düşünmek bize göre yanlıştır. Muhammedîler için burçlara tabiiyet bitmiş, bütün burçlarda sınırsız seyir başlamıştır.

14 Sütun. Kabaca düşünürsek… Ay, 14 evreden sonra bütünlenir. Hz. Mevlana ayın seyrinden ilhamla hakikat yolcularına şöyle diyecektir: “Elinden çıkanlara üzülme. Unutma ki ay da paramparça ola ola dolunaya erişir de nurlar yansıtır. Bil ki parçalandıkça nurlanmaktasın!”

Göğüs kafesini çevreleyen kaburgalar önde 7 ana kemik halinde birleşir. İman tahtası, can evi tabir edilen sadrımız; sağlı sollu uzanan 14 kemikle korunur! Açık kalp ameliyatı bu 14 kemiği tutan ana bağ kesilerek yapılır. 14 bağ kopunca kalbe inilmiştir artık.

Kalbe; öz bilince inmeye engel teşkil eden 14 direk neler acaba? Şeytanın, birimsel benlik vehminin, nefis ateşinin 14 oku, 14 perdesi, 14 temel azabı aslında.

Neler mi?.. Aklımıza gelenleri sıralayalım hemen: Öncelikle beş duyu. Kesitsel algıya bizi mahkûm eden beş duyu. Diğerleri: öfke, kibir, haset, riya, şehvet, hırs, para, makam, şöhret, ibadetine güvenmek, vesvese, saltanat, vehim.

Bunlar yıkılacak. Ayakta kalmak istese de değil mi ki bir kere deprem olmuştur, sağlam diye yüzlerine bakılmayacak artık. Gün be gün azalacak tesirleri. An be an tükenecekler.

(Allah’ın Zati ve Subuti sıfatlar toplamının da 14 olduğunu farklı bir noktadan düşünün)

Yıldızlar yere yaklaşacak ve çok berrak görünecekler: Yıldızlar; her biri yol bulmada rehberlik eden işaret levhaları. Yıldızlar; karanlık semanın ışıltılı aynaları.

Yıldızlar; sınırsız sonsuz ESMA mertebesidir. Muhammedî Bilinçle tanışan; esmanın kendinde önce SIFATa sonra EF’ALe dönüşümüne hazırdır artık. Bu dönüşüm ZATında cem yaşamaya kadar devam eder nasibi olan için. Muhammedî doğum; tüm esmaları birleştirmenin ilk adımıdır. Önceleri ayrı gayrı görenler, Muhammedî açılımlarla esmalar arasında fark görmenin şirk olduğunu, birini diğerine tercih etmenin hakikatten perdelenme getireceğini anlayacaklardır.

Yıldızlar; Hak Dostlarıdır. “Sahabem yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız yolunuzu bulursunuz” buyurmuş Alemlerin Efendisi. Onun sahabesi; biricik mirasçıları; her dönemde yaşayan, hiçbir çağı boş bırakmayan; gönül ehli, ilim ehli, aşk ehli zatlardır. Onlardan hangisi size sevimli gelmişse, hangisinin meşrebi size uymuşsa sağlam ipe tutunmuşsunuz demektir.

Bilinci deprem yaşayan; yere yaklaşan yıldızları seyredercesine yakındır Gönül Ehline. Sorulara cevap, ruhlara gıda, kalplere şifa Hak Dostları bir bir çıkar önüne. Elini uzatıp alıverecekmişçesine yakındır onlara. Kimini şahıs olarak yanında, kimini ilim olarak kitap satırlarında, kimini sözlerle nasihat ikliminde, kimini muhabbet ve sohbet meclisinde, ama hepsini çok yakınında bulacaktır.

Feryat eden Yahudi: İdrak sıçraması yada zorlu bir ameliyat gibi inşirahla gelen Muhammedî zuhur; derinlerde bir yerlerde saltanat kuranları tedirgin edecek, hükümranlığın elden çıkışını hazmedemeyen benlik; canhıraş feryatlarla ortalığı gerecektir.

Şuurun derinliklerinden Yahudi boyutu (dünyaya- menfaate düşkün yanımız); “Senelerce benimleydin, şimdi nerelere gidiyorsun?” diye kocası ölen kadın gibi yas ederek kendine acındıracak, sonra “Senin Nübüvvet (zahir boyutun) ile Risalet (batin boyutun) hep benimle yaşadı. Ben olmazsam sen ne yaparsın? Ne dış dünyan olur, ne iç alemin! Yıkılırsın, mahvolursun, bak benden söylemesi” diyerek uyanık ve de cambazca söylemlere girişecektir.

Tasavvufa yönelenlere çevreden ilk tepki şudur: “Dış dünyadan kopuyorsun! Sana da bir haller olmuş. Bak bizden söylemesi, normalden uzaklaşıyorsun!”

Dışta bunları duyan Marifet Yolcusu içte ise şu vesveseyi sıkça hissedecektir:

“Ya sapıtırsam. Ya raydan çıkarsam! Acaba doğru yolda mıyım? Çoğunluk haklı olmasın? Yoksa ben gerçekten anormal miyim?”

İşte tüm bunlara elinin tersi ile meydan okuyabilenler; Harem Bölgeden (Özbenliklerinden) Yahudiyi (esfele çeken vehmi) bir daha geri dönmemek üzere sürüp çıkarmış olacaklar!…

Vehim; maddeye, bedene dönük algı sürülüp çıktıktan sonra şu ses yankılanır bilinç semalarında:

- Artık Esfelden çıkıyor, Ahsene yürüyorsun. Kayıtlardan kurtuluyor, Sınırsız- Sonsuza açılıyorsun. Artık çok şerefli olacaksın! Yolculuğun mübarek olsun!…
* * *

Rasülullah’ı anıyor dışarıda müminler. Doğumu kutlanıyor mevlidler, kasideler, ikramlar ve ziyaretlerle. Ve sen, evet sen Marifet Yolcusu dostum!

Arzı sarsan, göller kurutan, sütunlar yıkan, ateşler söndüren, nehirler çağlatan, yıldızları yere yağdıran, köle tüccarını sürgüne yollayan o muhteşem doğumun aslında nerede, nasıl yaşandığını fark ediyorsun değil mi?..

Mübarek olsun!

Mehmet DOĞRAMACI
www.yorumsuzblog.net.tc
m_dogramaci@yahoo.com

Arkadaşına gönder -EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Kategori: Mehmet Doğramacı

Bu Yazıyı yazdır Bu Yazıyı yazdır


46 Yorum >> “Muhammed’im Doğarken !..”

Bu yazı için yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden Geri izleme yapabilirsiniz.
  1. natilus Yazmış:

    İşâretler kaç tane? Üç mü? Beş mi? Yoksa sayısız mı?
    Sayısız ise önce üç beş işareti tanımak en doğrusu…
    Sonra sonsuz işaretlere çevrilmeli göz.
    Ve olmuş…ve olan… ve olacak olan,
    Tüm “oluşlar”
    Siyahıyla-beyazıyla
    Önemlisiyle-önemsiziyle
    Olulusuyla-olumsuzuyla
    O’nu anlatır…
    O’nun doğumunu anlatır.
    Fakat; doğmayanın doğumunu
    İşaretsiz olanın işaretlerini
    Anlatır…

    Anlatır ki her “nokta” “mim” olduğunu anlasın.

    Şükran kesîra… emeğinize sağlık.


  2. gülşen_i raz Yazmış:

    İdraki içinde olmadan geçirdiğim kandil gecelerinden ve gününden farklı olacak bu gün. Belki de yaşadığım ilk kandil… Bütün dostlara ve size farkettirdikleriniz için teşekkür ediyorum. Herkese ulaştırılması gereken bir yazı. Allah razı olsun.


  3. Gülümser Yazmış:

    ALLAH sizlerden RAZI olsun…
    MARİFET YOLCULARINA SELAMLAR OLSUN…
    RASÜLULLAH YOLDAŞIMIZ OLSUN…


  4. Ş.Yirçi Yazmış:

    Susuzlar âlemde su ararlar, fakat su da cihanda susuzları arar durur.

    Bu yolda uğraş, çabala; son nefese kadar bir an bile boş durma!

    Olabilir ki son nefeste bir dem inâyete erişirsin. O inâyet de seni sırdaş eder.

    Topal olsan, sakat olsan bile, uyuklar gibi, hattâ edepsizcesine de olsa ona doğru kımıldan, onu ara!

    Hor musun, zayıf mı? Buna bakma da ey kadri yüce kişi, himmetine, gayretine bak!

    Dudak kuruluğu, suyu haber verir. Bu eziyet, bu susuzluk, muhakkak suya ulaşacağına delâlet eder.

    İbret almayı, uyanmayı, Allah’tan dile; kitaptan, sözden, harften, dudaktan değil!. Bu aramak yok mu, kutlu bir iştir. Hak yolundaki bu istek, engelleri kaldırır.

    Bu istek, dileklerinin anahtarıdır. Bu istek, senin ordundur, bayraklarının yardımcısıdır.

    Oğul, kimi (Hakk’ı) arayıcı görürsen ona dost ol, önünde baş eğ!

    Hz Mevlana sözü kısa kesmek lazım vesselam demiş… fazla söze ne hacet.. Ellerinize, yüreğinize sağlık hocam… Allah razı olsun…


  5. hayri Yazmış:

    Semsi-Muhammedinin öksüz ve yetim bilinclerin viranelerini ihya ile aydinlatmasina vesile olan düsünce askerlerine selam olsun


  6. VEYSEL Yazmış:

    Yıkanan yürekler. Yaşadığınız her neresi olursa olsun, nereden nereye ya da nerelere kadar giderseniz gidin, olabildiğince uzağa ya da alabildiğince semaya yükselin, doğduğunuz köyün sokaklarında, tarla başlarında, meralarında, ailenizle birlikte, yakınlarınızla, evinizin etrafını saran her türlü bitki ile ve hayvanlarla.. Çalışırken, dilenirken ya da uzanmış evin damından yıldızları seyre dalmışken, her ne halde iseniz.. Ne düşünüyorsanız, neyi düşünmek İSTİYORSAnız..
    Gidebildiğiniz her yerde de o hal ile kalırsınız.
    Bunu zaten herkes bilmekte. ben kalkıp köyden şehre indiğim zaman yerime başka bir kişilik gelmiyor ya da düşüncelerimde herhangi bir değişim söz konusu bile olmuyor. çok gezdim ve uçağa bile bindim. gökyüzünden yeri seyrettim uçak inene kadar ama orada da aynı ben vardı bunu fark ettim. sevindim mi? üzüldüm mü?.. bilmiyorum?
    Hani dedim, içimde olur ya yeryüzünde hep aynı şeyler, aynı yüzler, aynı karakterler ve olaylar var ya.. ben bunlardan uzaklara gidince mesela, başka bir kente ya da ülkeye veya uçsam gökyüzüne nasıl olurdu ACABA? değişebilir miydi herhangi bir yanım?.. ya da bulabilir miydim ARADIĞIMI? neyi arıyordum ben? kimin kapısının ardında kilitli kalmış?

    SEN dostum okuyorsun, araştırıyorsun SEN bilirsin belki? Beni anlayabilir misin? Yukarda bir satırda “önüne çıkar, sevimli gelir size” diye yazdığın kişiyi bilir misin? şimdi ne düşünürsün acaba “kimi nerede arıyor bu?” diye bir soru mu geçiyor içinden?. haklısın.. HAKlısınız hatta herkes HAKlı kimse HAKsız değil. çünkü HAK yaratmışsa o şey HAKlıdır.

    İYİ OLUR İNŞAALLAH. Herkes birgün gelir, bulur umduğunu hayattan. Ama HAKİKATE dair her ne varsa onu bulmayı, onu yaşamayı, onu PAYLAŞMAYI nasip etsin bizlere, hepimize, birimize değil. Ben tek başına kopup gitsem sana ne faydası olur ki? Yok sen, ben, o olmasa; biz olsak, bir olsak, sonra okuya okuya anlatarak birbirimize.. Çoğalarak çığ gibi büyüse içimizde her zerre. Ama hepimiz de diyorum bak; sende bende değil.. milyarlarla insanı düşün, aynı anda aynı duygu ile aynı duayı okuyan milyarlarla İNSAN… Köyde kentte ya da her nerede olursa olsun kolay değil okumak. İdrakını nasip etsin cümlemize.


  7. Su gibi Yazmış:

    Sevgili Veysel, ne güzel işte hiçbir yerde değişmeden öylece kendin olabilmek gibi bak bir de olaya.. :)
    Demek sorun aynı şekilde kalmak heryerde değil, başka birşey olmalı, ne dersin? Senin hüzün olarak gördüğünü kendinde, ben sende müjde olarak gördüm. Hep şanslı! olmalısın ve ne güzel farkında değilsin. Sistemin çarkları da böyle dönüyor olmalı. Sonsuz sevgiler selamlar.


  8. bir'ol Yazmış:

    Çalışma çok güzel olmuş fakat o gece doğan Muhammedi bilinç değildi!. O gece doğan Ahmet ti!..
    Zaten Muhammedi bilinç yüzlerce yıl önce doğmuş, adına da İsa denmişti. Zira, İsa (A.S) doğumu (Muhammedi hakikatın açığa çıkışı), Hz. Ahmet’in müjdecisiydi (Zati tecellinin)…
    İşte O Ahmet’in doğduğu gece (Zat tecelli edince), tanrıların ve putların hükmü gitmişti……
    Not: Hz. İsa da Muhammedidir.. Abdulkerim el-Cili. (İnsan-ı Kamil)…..


  9. Incoming Yazmış:

    Evet o gece doğan Ahmed idi. Evet Hz. İsa da Muhammedi idi.
    Yine de hem bedenen! hem bilinç olarak o gece doğan ile Muhammedi bilinç olgunluğa ulaşacaktı denge bularak.


  10. Rumuz: (nefs-i emmare'nin biraz üstü) Nefs-i Levvame Yazmış:

    Muhammedi bilinç!!! Ahmedi bilinç!!! Nokta, Tek, Öz, Elif, B …………….!!!
    Bunlar benden çok uzak kavramlar.
    Daha tevhidi yaşamamışım, bırak yaşamayı zaten hakkıyla da anlamamışım. Geçtim evrenle bir olamaktan, kendi terkibi yapımla kayıtlandığım için karşımdaki kişi ile empati dahi yapmayı beceremeyen ben, ne anlarım Muhammedi bilinçten, Ahmediyetten, Nokta’dan, virgülden?

    Bana göre bu sitede mertebesi çok yüksek zevat bulunuyor.

    Burası pek bana göre değil, en iyisi ben yavaş yavaş kendi çapımda konuları açıklayan ve benim gibilerin mertebesinde olan kimselerin mekanına doğru akayım.
    Size hayırlı günler, dualarınızı eksik etmeyin saygıdeğer üstadlarım..


  11. nASİb Yazmış:

    Veren de sensin alan da..:) Yine de Lutfun dilenir.


  12. Esin Esen Özkan Yazmış:

    MUHAMMEDÎ AŞK GÖNÜLLERE YAĞSIN; HEP NÛR SAÇSIN. ALLAH RAZI OLSUN!!


  13. veysel Yazmış:

    ( Sn. su gibi) Sonsuz selamlar hepimizin olsun dilerim. Cevabınız için de sağolun. Sorun tabii ki hep kendin kalabilmekte değil. Ya da aynı düşünce yapısına sahip olabilmekte değil. Yeryüzünde ya da uzayda aynı kişi olabilmekte değil. Ama çözülemeyenler vardır; hayatta çözmek İSTEDİĞİn. Ya da şöyle anlatmaya çalışayım;

    Gidiş gelişlerin olur, bi AN bir ANa uymaz. Şimdi diyeceksin ki, peki nasıl hep aynı kalıyorum diyorsun? Düşünsel yapıdan işlev boyutuna girememe, engellenme, olayı var. Hep içinde büyüttüğün hayaller olur diyelim. Ama o hayaller hep sadece düşünüşlerinde kalır. Bunların tatbikine ulaşamazsın ve sonuçta doğal olarak kuşkular oluşur. Bu senin kendinden gelen bir şey değil ama! tamamen çevresel etkilerin girdabında bulunuyorsun ya ondan. Ve her an arayışın bu doğrultuda sürüyor. Hani o söz çıkıyor yine karşımıza.! “önüne çıkar, sevimli gelir size” yapamadıkların, düşünemediklerin, uzaklaşamadıkların hep içini kurcalayıp durur. Yalnızlık ne kötüdür, dersin. Hiç değilse bir dost olsa da öğretebilse bir kelimenin manasını, dersin. Ama ararsın bulamazsın. Kimse sana bu denli sevimli gelmez. Korkuların oluşur ama umursamazsın, sen yine bildiklerini tekrar etme yoluna düşersin. Hiç değilse öğrenebildiğim kadarını öğreneyim. Bileyim en azından. Gidebildiğim kadarını gideyim şu yolun, YALNIZ başına. Hakikatte yalnız mısın?..
    Tabii ki hayır. Hatta daha derinlere indiğinde, İNDİNDE TEKLİK MERTEBESİ GELİR AKLINA. Ama biz burada birer beşer gibi DÜŞÜNDÜĞÜmüz için yalnızlık olayını kaale almak gerek.

    Evet, DİNler! MEZHEBler! MEŞREBler! IRKlar! ADETler! ÇEVRE! YAKIN ÇEVRE ve HATTA AİLLE yapısını oluşturan her FERTTE! düşüncelerine uyuşmayan HAKİKATLE uyuşmayan gerek yaşam tarzları ve gerekse değer yargıları sebebiyle senin bunu daha erken bulmana değil; senin hakıkatten (bunlara uyduğun taktirde) uzaklaşmana sebep oluyor. Sen BÖYLESİNE örtülmüş ve artık hakikatle alakası bile olmayan BATIL inanışlar çerçevesinde kaldığın için zorlukların artıyor. ARIYORSUN BULABİLMEK NİYETİYLE. Farkında olamadığımın farkındayım. Ama sen vesile oldun dün okuduğumda cevabını, bazı şeylere. Bu yüzden ALLAH RAZI OLSUN senden de, Senin gibi düşünüpte paylaşmak niyetiyle var edilen herkesten de. Yol birdir ama bunu görebilmek için senin gibi düşünenlere ihtiyacımız var. SAYGILARIMLA


  14. su gibi Yazmış:

    Sevgili Veysel, aramak zorunda değilim :) . Şimdi bunun açılımını yapayım. Çevresel zorluklar batıl olana sürüklese de arayışın onların zorlukları ile oluştuğuna inanmıyorum. Sadece duygusallıkta fazla kalındığında her söylenen sana gibi geldiğinden cevap verme zorunluluğun oluşur, buradan çıkıldıktan sonra ki karar vermek yeterli, kişiselleştirme olayının tek sorun ayrıca da soruna tek cevap olduğunu fark ederiz. Yani cehennem seni yakmaz olur. Kişiselleştirme hem çöle giden hem de okyanusa vardıran yegane hazine.. Sınırsız sevgi ve selamlarımla..


  15. veysel Yazmış:

    Evet haklısın bu konuda hemfikiriz ama buradaki duygusallık sözünün çevreye olanı mı yoksa beklentilerinin karşılığını beklerken oluşanı mı? yani benim okumak istediğim sistemin bende oluşturmuş olduğu yaşam tarzı mı oluyor bi anlamda. gerçekte evet duygusallık benliğimde en önde tuttuğum kuvvem. ve isterken şahsa değil genele hitap eder şekilde istemek en büyük duygum. yaratılış fıtratım bu, yani en azından ben öyle anlayabiliyırum. bi yandan etrafımda tanıdığım, tanımadığım herkesin benimle aynı şekilde hakikate ermesini dilerken öte yandan aynı şahıslarla yaşadığım soğuk savaşlar bu konu üzerinde yoğunlaşmamı engelliyor. ve dediğin gibi cevap verme zorunluluğu oluşuyor.

    cehennemim beni yaktığı hissi bi yana dursun, kimi zaman aldığım haller karşısında gerçekten olağanüstü duyguları yaşıyorum. kişiselleştirme konusu hakkında evet haklısın, ama en büyük zorluğum sadece okuduğumu anlıyorum ama bi süre sonra yabancı oluyor bana. tekrar ettiğimi ifade ettiğim şey de buydu yukarıda. artık günlük programlar içinde birşeyler idrak etmeye çalışıyorum. zor olmayanın bana zor olması bu yüzden..

    beni gerçekten çok iyi anlamışsın. cevabın için sağol Allah razı olsun. belki bazı değer yargılarım da olabilir. çünkü hala kendimi çok eksik hissediyorum. varsayımlar olabiliyor. sıkıntılar bazen artıyor. inşallah bunları da atlatabilirsem en kısa zamanda Allah’ın izniyle ve izin verdiği müddetçe KENDİMİ TANIYACAĞIM. kusura bakma böyle çetleşir gibi oldu, ama aramak zorunda olmasak ta birbirimize ihtiyacımız var diye düşünüyorum. yardımlaşma dayanışma ve paylaşma bir olmanın kapılarıdır. sonsuz teşekkürler.


  16. Veysel'e Yazmış:

    …..buradaki duygusallık sözünün çevreye olanı mı yoksa beklentilerinin karşılığını beklerken oluşanı mı? demişsin.. Önemli değil ben’den yola çıksan da mikro olarak, bizden yola çıksan da makro olarak gelişimde ölçüler aynı olacaktır. Hangisine ağırlık versen sonunda diğerine otomatikman ihtiyaç oluyor zaten. Ben çok yaşadığında bizi özlüyorsun, bizi çok yaşadığında beni geliştirmek için ben de kalmak istiyorsun gibi… Önemli olan bu duygulanımları sağlıklı düşüncelere dönüştürmek, bende de olsan, bizde de olsan.. Her türlü birbirimizi anlayabiliriz kapı dan çıkış tek çünkü, kapıya varış tek çünkü.

    ….yani benim okumak istediğim sistemin bende oluşturmuş olduğu yaşam tarzı mı oluyor? demişsin. Sistem seni alıştırıyor okuduklarına yaşam şeklin gibi gösteriyor, sonra da okuduklarına alışmandan korumak için, alıştığından kopmanı sağlıyor ki var olan tek varlık ortaya çıksın sende. Bu kopuş ve alışkanlık insandan insana değişiyor süreleri, idrakları… İnsan tekrar ederek öğrendiği için alışmak zorunda öğrendiklerine, yeni yeni için de alışkanlıklarını bırakıp yerine yeni alışkanlıklar konulması gerektiğinden, alışarak alışmamayı öğreniyorsun. Değişmeyen sistemin ise bu oluyor.

    Soğuk savaşlar yaşadıkların duygu bağı kurdukların olduğunda ise yeni bir öğrenim gelişiyor. Allah’ı tüm sevebilmek gibi bir kavrama taşıyor bu yaşantı da.. Hem cehennemini kabullenmek hem cennetini.. Hem kahrın da hoş diyebilmek, hem de lutfunda diyebilmeyi öğretiyor.. Sevdiklerinle savaşmak aslında onları tüm olarak sevme çabalarından başka ne ki.. Onlarla savaştığını düşündüğünde kendi eksikliğimize odaklanır ve negatif boşlukların yerini, yerince olumlu manalarla, mümkünse ayetlerle doldurmaya çalışma sürelerimizi başlatmış oluruz.

    Karşılıklı olmayınca bu kadar çıkıyor paylaşım,hoş gör:) ve teşekkür ederim içtenliğin için.


  17. veysel Yazmış:

    İçtenlik senden çıkan birşeydi, asıl ben şükranlarımı sunarım. yüreğimdeki tüm güzellikler için. inşallah bigün nasip olur karşılıklı otutur daha detaylı daha derinlemesine paylaşırız bunları. ben bu güne dek öğrenmeye çalıştıklarımı hep kendi başına yapıyordu zaten pek uzun bi süre olmadı başlayalı. ama Ahmet HULUSİ gibi bir ustadı ve onun vesilesiyle senin gibi gönül dostlarını tanıdıktan sonra çalışmalarımı bu doğrultuda yapmaya ve hızlandırmaya başladım, çünkü ustadın dediği gibi sistem aralıksız işliyor sonuçta. RABBİM ne kadarını nasip etmişse o kadarını bulacağım. ama yine de son sözüm dilerim gün gelir hepimiz yani bütün kardeşlerimizle birlikte BİRliğin okyanusuna dalar mutluluğu huzuru bulabiliriz. ALLAH RAZI OLSUN


  18. NasiB Yazmış:

    Sevgilerimle, saygılarımla selamlı sabahlı gecede, buluşmak niyetiyle sevgili Veysel.. Unutma, kimileri odaya geldiğinde ışık verir, kimi de gittiğinde.. Sen ışığınla geleni de, gideni de kucakla ki, ışığın sonsuzluğunu sunmuş ol. Işığın, gelenle gidenle eksilip çoğalmasın. Kendiliğinden daim olsun.


  19. bir'ol Yazmış:

    Bizler doğduğumuzda ebeveynlerimiz isimlerimizi koyarlar ve biz bu isimlerle ölene dek yaşarız. İsimlerimizi değiştirme şansımız da pek olmaz, ismimiz ne ise onu kabullenir gideriz. Ebeveynlerimiz tüm iyi niyetleriyle ya sevdiklerinin isimlerini bize takmıştır, ya da karakterli ve güzel canlıların. Örneğin, kimine ”Şahin” ismi takılmıştır, kimine de ”Volkan”. Oysa ismi Şahin olan değil uçmak, uçağa bile binemez. Volkan da ateş kusamaz!..

    Anladığım şu. Bizlere takılmış isimler bizim vasıflarımızı değil; başka nesne veya canlıların vasıflarına işaret etmekte..
    Peki, Allah resulünün isimlerini de ebeveyleri mi takmıştı, yoksa o isimler o’nun ”bilinç” düzeyinin işaretleri miydi? Ahmet, Muhammet, Emin, Mustafa vs. vs. gibi?…..


  20. boyutsallık Yazmış:

    Belki şahin’in kanadı kırıktır zamanını bekliyordur uçmak için, belki volkan da can yakmadan ateş püskürmeyi öğrenmek istediği için zamanını bekliyordur.


  21. İzân Yazmış:

    Güzel bir müzakere konusu açan bir’ol dosta teşekkür ediyorum.

    Tefekkür sorusu iki aşamalı:

    1- Bizim isimlerimiz sıfatlarımızı yansıtır mı? Babadan kalma oldukları halde?

    2- Hz. Muhammed (sav) Efendimizin isimleri babadan mı geliyor? Yoksa onun bilinç düzeyinin mi işareti?..

    Önce 1. den başlayalım:

    Her ne kadar babalarımız taksa da bizim de isimlerimizin zaman içinde sıfata dönüştüğü bir gerçek! Çevrenize şöyle bir bakın, bunu göreceksiniz. İstisna olarak adı Volkan oldugu halde mülayim olanlar, adı Mülayim oldugu halde fırtına gibi olanlar da var.

    Ancak, şu gerçek ki isimlerimiz zaman içinde yaşamımız oluyor.

    Bir de ezeli takdire, insan elinde hiçbir şey olmayışına bakarsak, babalarımızın analarımızın verdiği isimler de Onun Dilemesi dahilinde diye düşünüyorum…

    2. Kısma gelirsek;

    Farklı rivayetler olsa da Efendimize Muhammed ismi, annesinin beyninde yankılanan bir isimden ilham ile verilmiştir. Babasının adının ABDULLAH, annesinin AMİNE oluşu da bence tesadüf değil.

    AHMED-MAHMUD-EKREM-MUSTAFA gibi isimleri ise sizin de çok yerinde ve çok hoş işaret buyurdugunuz gibi SIFATLARIDIR; BİLİNCİNİ YANSITAN isimlerdir. MUHAMMED ismi de hem ismi hem sıfatıdır.

    Böyle düşündüm.
    Muhabbetle.


  22. Yorumsuz Blog Yazmış:

     

    Sn. bir’ol,

    Sistemimize girdiğiniz e-posta adresinizden size ulaşamadık.
    İletişim » sayfamızdaki e-posta adresimize mesajınızı bekliyoruz.. Sevgilerimizle. (Yorumsuz Blog)


  23. Doğmamış Doğurmamış Yazmış:

    AHAD’a M eklenmiş; AHMED olarak görünmüştür, dünyaMızda…
    Gerçekte ne AHAD doğurmuştur; ne de AHMED doğmuştur…


  24. Doğmamış Doğurmamış Yazmış:

    bir’ol Yazmış:
    20 Mart 2008 13:01

    “Çalışma çok güzel olmuş fakat o gece doğan Muhammedi bilinç değildi!. O gece doğan Ahmet ti!..
    Zaten Muhammedi bilinç yüzlerce yıl önce doğmuş, adına da İsa denmişti. Zira, İsa (A.S) doğumu (Muhammedi hakikatın açığa çıkışı), Hz. Ahmet’in müjdecisiydi (Zati tecellinin)…”

    DEMİŞ… Hz. İsa’dan önce gelmiş geçmiş sayısız rasul ve nebiye Hz. Muhammed’in hangi ismini yamayacağız… Hz. Muhammed’in isimleri, O(HU)’nun özelliklerine aittir; insana değil… Ne zaman çokluktan kurtulup, tekliğe ereceğiz?.. Ne zaman?..


  25. kur an/kur ban Yazmış:

    Kurgular’ın önemi isimlere anlam katıyor kanımca. Ve kurgu değiştikçe isim şahısları da değişmiş kurguya göre anlam yüklenir. Ya kahramandır, ya işaret, ya semboldur, ya zad.. iyi kurguda(tümden gelimde) isimler orjinal hali yansıtır, kurguda eksiklik (tüme varımda) ise isimler aldatıcı gözükebilir, isabet edememekten dolayı. Önemli olan kurgu..


  26. Doğmamış Doğurmamış Yazmış:

    AHMED: Ahad olan VARLIKtan algılanılan…
    MAHMUD: Hamd(değerlendiren) edilen VARLIKtan algılanılan…
    EKREM: İkram eden VARLIKtan algılanılan…
    MUSTAFA: Arı, temiz olan VARLIKtan algılanılan…

    Bu isimler kimin özellikleri? İnsanın mı(!); O(HU)’nun mu?!!!


  27. sakin egzersiz Yazmış:

    Tüm güzellikler anılmadan, hatırlanmadan şükür oluşamıyacağına göre Doğmamış-doğurmamış olan, onları(nebi ve resulleri) anmakla yaşanır diye düşünüyorum. Kur’an’dan, O ne güzel kuldu, onu da an vb. açıklamalar yeterli, ip ucu için. Çokluktan kurtulmanın tek yolu tüm nebi ve resulleri zikr etmekten, o aşamaları tadımlamaktan geçer..


  28. bir'ol Yazmış:

    Sevgili ”Doğmamış Doğurmamış” rumuzunun ardında ki arkadaşım sormuş..
    “Bu isimler kimin özellikleri? İnsanın mı(!); O(HU)’nun mu?!!!..”
    Bu isimler, O kendini seyretmeyi dileyip de ilk tecelli ettiği ruhun; yani, İnsan-ı Kamil’in isimleridir. O(HU) ise, isimlenmekten, isimlendirilmekten münezzehtir!…


  29. duvar ötesi Yazmış:

    O Ruh yani İnsan-ı Kamil öyle isimlenmiş ki sadece O’nu(Hu) anlatan, yaşatan, idrak edilemiyeceğini idrak ettiren olarak, öyle bir isimlenme ki isimsiz olacak kadar. Öyle bir iç içelik ki, an gelir ayırım hiç göremiyecek kadar. Ve her isim isimsize işaret, sadece direkt yoldan mı yoksa çok tali yolu mu var farkları ile.. Çıkmaz yol bile ondan başka gidilecek yol olmadığını anlatacak kadar isminin hakkında..

    Bakana göre anlam değişir, hedeflenen başka isimlenmiş ise, çıkmaz yol engel gibi görülür, okunamaz, yol vermeyen olarak yorumlanır, sadece O’nu okumak bizi tek tek isimlenmiş olanların hepsi tek isme hizmet ediyor noktasına vardırabilir, sorun O tekliği her an nasıl görebileceğimiz, okuyabileceğimiz? Veya kurgulayabileceğimiz.

    Hiç cenazede şöyle düşünür müsünüz? Acaba faydam olacak kadar bir dua okuyabilir miyim, ulaştırabilir miyim? Duam değişim yaratabilir mi? Veya orada yatan bana almam değerlendirmem gereken neler anlatıyor, değerlendirebilir miyim diye, hiç ölü görünenden diri, diri görünenden ölü çıkarmaya çalıştınız mı? İsimlenmede hissettiğim bu.


  30. Sınır ötesi Yazmış:

    Sn. Duvar ötesi, ölüden diri, diriden ölü çıkarmak istedikçe olanı olduğu gibi görme, okumak, getirisi olan seyr etmek nasıl oluşacak? Seyr etmek için çok detaylandırmamak gerekmez mi? Az ve öz olan devamlı olmaz mı? Amaç güzel olsa da biraz oyalayabilir, belki bu yoldan da ulaşan vardır hak yemeyelim yine de.


  31. ötelemeden ötesizlik Yazmış:

    Sn. duvar ötesi ve sınır ötesi,

    Soruyorum size,
    - Neyin neyden ötelemesi?
    - Neyi, ne kadar ötelersek o kadar çözecek konumuz mu olur, var olabilmek için nedenimiz mi olur, öteleme gayesi ile..
    - Ötelemeden veya bir yerden bir yere ulasiyormus gibi olmadan, okumak nasıl olur ki isimlenmeyi de bu okumanın içinde bulabilelim..

    Yardımcı olmak veya çözmek isterken perde üstüne perdeleniyoruz, gerçi perdesiz de okumak nasıl olacaksa…


  32. TEKBİR Yazmış:

    Sn. Birol ESMA-ÜL HÜSNA niye HU ile başlayıp 99 isim sıralamış…Bu isimler kimin?…HU(Zat) varlığa işaret eder…ALLAH ayrı, HU ayrı, özelliklerine işaret eden isimleri ayrı değildir… “İsmi ALLAH olan” Zat(HU)’ın özelliklerine işaret eden bize numune olarak açıklanmış(gerçekte sonsuz olan) 99 isim…Bu isimler bir varlığın(HU-ZAT) isimleri olarak özelliklerine işaret ediyor…Bu isimler kelime olarak havada mı uçuşuyor?!..Bu isimler varlığın özellikleri olup, varlık(Zat-HU)her an yeni bir oluştadır…Bu isimler elbette bir varlığa(HU-ZAT) ait…Varlık (Zat-HU) isimsizdir demek; varlık özelliksizdir demek olur ki; özelliksiz varlık olur mu?Özelliği olmayanın varlığı da (ZAT-HU) yoktur…Varlık(ZAT_HU) var ki; özellikleride var…Varlık(ZAT-HU) ayrı; özelliklerine işaret eden isimleri ayrı değildir……Hepsi TEK BİR varlığa ait…

    Ne zaman ikilikten kurtulup, tekliğe ereceğiz?..Ne zaman?…

    1.Hu vallahulleziy lâ ilâhe illâ Hu 2. Rahman 3.Rahîym 4.Melik 5.Kuddûs 6.Selâm 7.Mü’min 8.Müheymin 9. Aziz 10.Cebbâr 11.Mütekebbir 12.Hâlik 13.Bâri 14.Musavvir 15.Ğaffar 16.Kahhar 17.Vahhab 18.Rezzâk 19.Fettah 20.Alim 21.Kaabız 22.Bâsıt 23.Hafıd 24.Râfi 25.Muizz 26.Muzill 27.Semi 28.Basir 29.Hakem 30.Adl 31.Lâtif 32.Habir 33.Halim 34.Azim 35.Gafûr 36.Şekûr 37.Âliyy 38.Kebir 39.Hafîz 40.Mukit 41.Hasib 42.Celîl 43.Kerîm 44.Rakîb 45.Mucîb 46.Vasî 47.Hakim 48.Vedûd 49.Macid 50.Bâis 51.Şehîd 52.Hakk 53.Vekîl 54.Kaviyy 55.Metin 56.Veliy 57.Hamid 58.Muhsî 59.Mubdî 60.Muîd 61.Muhyî 62.Mumît 63.Hayy 64.Kayyum 65.Vâcid 66.Macîd 67.Vâhidül Ahad 68.Sâmed 69.Kaadir 70.Muktedir 71.Mukaddim 72.Muahhir 73.Evvel 74.Âhir 75.Zâhir 76.Bâtın 77.Vâli 78.Müteâli 79.Berr 80.Tevvab 81.Muntakim 82.Afuvv 83.Raûf 84.Mâlik-el mülk 85.Zül Celâl-i vel ikrâm 86.Muksıt 87.Câmi 88.Ğani 89.Muğnî 90.Mâni 91.Dârr 92.Nâfi 93.Nûr 94.Hâdi 95.Bedî 96.Bâki 97.Vâris 98.Reşîd 99Sabûr (celle celâluhü)

    1-HU :Mutlak Zât’a işâret.

    2-RAHMAN :Sonsuz Esmâ ve Sıfat Sahibi

    3-RAHİM :Varlıklar içinde seçtiklerine kendini tanıtan.

    4-MELİK : Mülkünde tasarruf sahibidir.Herşey O’na muhtaç.

    5-KUDDÛS :Sınırlılıktan mukaddes ve arı.

    6-SELÂM :Yakin halini yaratan.

    7-MÜ’MİN :Gaybın sonsuz sırlarına açık idrâkı oluşturan.

    8-MÜHEYMİN : Hiçliği hissettiren,hayrete salan,yüceliğiyle kendinden geçiren

    9-AZİZ : Mutlak gâlip.Eşi ve benzeri olmayan.

    10-CEBBAR : Hükmünü zorunlu olarak ister istemez kabul ettiren.

    11-MÜTEKEBBİR : Kibriyâ sahibi.

    12-HÂLİK : benzeri ,örneği olmayan şeyi meydana getiren.Takdir eden.

    13-BÂRİ : Her yarattığını farklı ,yeni bir icâd ile meydana getiren.

    14-MUSAVVİR : Mânâları şekillendiren.

    15-ĞAFFAR :Dilediği tüm kusurları bağışlayan.

    16-KAHHAR :Dilediği herşeyi ortadan kaldıran.

    17-VAHHAB : Karşılıksız olarak ihsânda bulunan.

    18-REZZAK :Sonsuz mânâları ile sürekli besleyen.

    19-FETTAH : Sürekli aşama kapıları açan,tüm kapanıklıkları geçirten.

    20-ALÎM :Mânâların oluşturduğu tüm kompozisyonların her hâlini bilen.

    21-KAABIZ : İzhâr ettiklerini geri alan,kudreti altında tutan.

    22-BÂSIT :Açan,yayan,genişlik veren.

    23-HÂFID :En değersiz hâle düşüren.

    24-RÂFİ : Yükselten.

    25-MUİZZ :İzzet bahşeden,değerli kılan.

    26-MUZİLL :Zillete düşüren,değersiz kılan,alçaltan.

    27-SEMÎ :Yaratıklarının hitâplarını her hâli ile algılayan.

    28-BASİR :Yaratıklarının her hâlini değerlendiren.

    29-HAKEM :Hüküm sahibi ve hükmü kayıtsız şartsız yerine gelen.

    30-ADL :Her birimi ne için varettiyse,ona hakketiğini veren.

    31-LÂTİF :Lûtuf sahibi,birimin özünde ve yapısında yer alır biçimde mevcût.

    32-HABİR :Şey’in varlığıyla kendisinden haberdar olan.

    33-HALİM : Yumuşaklık ve hoşgörü sahibi.

    34-AZİM :sonsuzluğuyla azâmet sahibi.

    35-ĞAFUR : Suçluları bile küçük düşürmek istemeyen.Örtücü.

    36-ŞEKUR :Değerini bilene fazlasıyla karşılık veren.

    37-ALİYY :Yüce; fevkalâde yüksek.

    38-KEBİR :Sonsuz mânâlara sahip olmasından ileri gelen üstünlük sahibi. EKBER : Sonsuz mânâlara sahip olmasından ileri gelen üstünlüğüyle ancak kendi kendini değerlendirebilen yüce Zât.”ALLAHÛ EKBER” :Ancak Allah,kendi sonsuz yüce vasıflarını hakkıyla değerlendirebilir; anlamında anlaşılabilir.

    39-HAFİZ :Koruyan,muhafaza eden,ayakta tutan.

    40-MUKİT : Varettiklerinin yapılarına göre gıdasını veren.

    41-HASİB :İhtiyaçları karşılayan ; her an her varlığın yaptığının hesabını görerek hesabına göre bir sonraki aşamaya geçirten.

    42-CELİL :Zâtıyla tüm kemâl sıfatlarına sahip : hükümran olan.

    43-KERİM : Sınırsız cömertlik sahibi.

    44-RAKİB :yaratılmışların tümünü her an kontrolünde tutan.

    45-MUCİB :Tüm yönelenlerin dileklerine cevap veren.

    46-VASÎ :Sonsuz genişlik ve tahammül sahibi;nimeti bol olan.

    47-HAKÎM :Her fiilinde bir hikmet ,bir sebep,bir gerekçe yatan.

    48-VEDÛD : Aşk kaynağı; sevilen gerçek ve tek varlık.

    49-MECİD :Şânı,nâmı yüce olan.

    50-BÂİS :Bir yaşam bitiminin hemen akabinde yeni bir yaşamı başlatan.

    51-ŞEHİD :Her şeyin,her olayın gerçeğini gören.

    52-HAKK:Gerçekte yegâne var olan.

    53-VEKİL :Vekil tutanların işini en mükemmel biçimde sonuçlandıran.

    54-KAVİ :Tüm kuvvelerin oluşmasını sağlayan tek kuvvet sahibi.

    55-METİN :Kendisine herhangi bir zaaf gelmeksizin sapasağlam kalan.

    56-VELİ :Yardımcı,hâmi,dost ;dilediğine arka çıkıp onları kemâle ulaştıran.

    57-HAMİD : Hamd kendisine ait olan. Senâ,övgü Allah’a aittir!..

    58-MUHSİ : Sonsuz varlıkları her zerrelerine kadar özellikleriyle yaşayan.

    59-MUBDİ :Tüm varlıkları benzerleri mevcût olmadığı halde yoktan vareden.

    60-MUİD : Yaratılmışları yok ettikten sonra yeni bir biçimde yeniden vareden.

    61-MUHYİ : Hayata kavuşturan,can veren.

    62-MUMİT : Ölümü TATTIRAN,dönüştüren.

    63-HAYY :Sonsuz dirilik ,canıllık sahibi.

    64-KAYYUM :kendi varlığı ile kâim olup,mevcûdâtı varlığıyla var kılan.

    65-VACİD :Ne bağışlarsa bağışlasın varlığından hiç bir şeyi eksiltmeyen.

    66-MACİD : Şan ,şeref,yücelik sahibi.

    67-VAHİD-ÜL EHAD : Cüzlerden,parçalardan meydana gelmemiş TEK.

    68-SÂMED :Varlığına bir şeyin girmesi,çıkması olanaksız ,ihtiyaçtan beri.

    69-KAÂDİR :Kudreti herşeye yeten.

    70-MUKTEDİR :İktidÂrı tüm varlıkta geçerli olan.Mutlak tasarruf sahibi.

    71-MUKADDİM :Dilediğini öne geçiren.

    72-MUAHHAR :Dilediğini geri bırakan ,erteleyen.

    73-EVVEL : Başlangıcı olmayan ; ilk.

    74-ÂHİR : sonu olmayan ; sonraki.

    75-ZÂHİR :Apaçık ortada olan;algılanabilen.

    76-BÂTIN : Gizli,ortada olmayan,algılanamayan.

    77-VÂLİ :Herşeyi tedbir ve idâre eden.

    78-MÜTEÂLİ : Yüceliği yayan ;sonsuz sınırsız yücelik sahibi zât.

    79-BERR : Varlıklara kolaylık ve istedikleri iyilikleri veren.

    80-TEVVAB :Pişman olanların bağışlanma taleplerini kabul eden.

    81-MUNTAKİM :Zarar vereni yaptığının karşılığıyla ödeştiren.

    82-AFUV :Sonsuz biçimde dilediğini affedip günâhını silen.

    83-RAÛF : son derece merhametli ,acıyan.

    84-MÂLİK-EL MÜLK : Tüm boyutlarıyla mevcûdâtın TEK sahibi.

    85-ZÜL CELÂLİ VEL İKRAM :Mutlak hüküm ve ikrâm sahibi.

    86-MUKSİD :Herşeyi yerli yerinde yapan. Zâlimden,mazlumun hakkını alan.

    87-CÂMİ :Dilediği tüm mânâları,dilediği anda ve dilediği yerde toplayan.

    88-GANİ:Kavramlar üstü.Yegâne zenginlik sahibi.

    89-MUGNİ :Zenginleştiren ; zenginlik veren her mânâda ve boyutta.

    90-MÂNİ :Önleyen; engelleyen;istemediğinin almasına izin vermeyen.

    91-DARR : Zarara uğratan. Her şer kabul edilenin mutlak varedicisi.

    92-NAFİ : Yararlandıran. Her hayır kabul edilenin mutlak varedicisi.

    93-NÛR : Açığa çıkaran ; idrâk ettiren ; kendisiyle irşâd olunan.

    94-HÂDİ :Hidâyet eden ; gerçeğe yönlendiren ; gerçeği görmeyi sağlayan.

    95-BEDÎ :Bir benzeri olamayan şeyleri icât eden. Varlığında benzeri olmayan.

    96-BÂKİ :Sonsuza dek yegâne varolan.

    97-VÂRİS :Tüm varlıkların gerçek tek vârisi.

    98-REŞÎD :Varlıkları varediş gayesine göre hedefine ulaştıran;olgunlaştıran.

    99-SABÛR :Sabırla ,rızâsı olmayan şeylerin neticesini bekleyen.


  33. su ve şişeleme sanayi Yazmış:

    Özün özü diyen de, ötenin ötesizliği diyen de sanki kendinden çıkma, kendi isimleniş halinden arınma, dolayısıyla hakikat denileni, tatmin olunan noktaya yani bilince; bilincle, bilincli marifete ermek, erdirmek icin tanımı uzatmak zorunda kalmışlardır kendilerine, tüm insanlık..
    İsminizi cagırdıklarında hic duymamazlık edememeniz belki de hüznün tek sebebidir. Hem tanıdık olmaya ihtiyac duyarken tüm paylaşımlarda, hem de fazla tanıdıklık sizi ikilemdeymis hissi verdirtir istemeden, gibi..


  34. Orijin Yazmış:

    Sn. Birol kelime ve kavramları, herkes kendi anlayışına uydurmaya çalışırsa, öyle bir labirente gireriz ki, oradan çıkmanın imkanı kalmaz…

    Kafamızdan bir formul oluşturup, her değeri o yanlış formule koyarsak işlem doğru olsa bile, formül yanlış olduğu için sonuç daima yanlış olacaktır…

    Çağımız en büyük sorunu kavram kargaşasıdır… Herkes kendine göre kelimelere bir kavram uydurmuş; kimse kimseyi anlamıyor… Çözüm orijine uymaktan geçiyor; orjin ise Kur-an’dır; onu açıklayan hadislerdir… Herşey zaten gayet açık ve kolay iken; …. gerçeklere perde çekip-zorlaştırıp; kavramları parçalamayalım, parçalanmayalım…


  35. karmaşa yok Yazmış:

    Evet.. Adamın biri de bu soruyu sormuş bilgeye, şimdi bir kişi olgunluğa eriştiğinde, bir başka kişi de aynı olgunluğa eriştiğinde kim kimi kapsar diye sormuş.. Bilge adama demiş ki, iki tane mum al ve gel demiş. Karanlık bir odaya girmişler, yak bakalım mumları demiş. Adam yakmış iki mumu da. Karanlık birden aydınlanmış.
    Şimdi burada olan tek şey nedir, demiş.
    Adam iki mum da karanlığı aydınlatıyor, demiş.
    Bilge de aydınlanmanın yolu birdir demiş.

    Sevgilerimle.. :)
    Teşekkür ederim herkese tüm bilgiler için.


  36. Yoktan var olunmaz Yazmış:

    “Bu isimler, O kendini seyretmeyi dileyip de ilk tecelli ettiği ruhun; yani, İnsan-ı Kamil’in isimleridir. O(HU) ise, isimlenmekten, isimlendirilmekten münezzehtir!…”

    demişsiniz, Birol Bey… Acaba, İnsan-ı Kamil bu isimleri nereden almıştır, nereden getirmiştir; havadan mı?.. Bu isimler daha önce yoktu demeyin; orjin olarak HU’da vardı; HU’nun özellikleriydi… Yok tan var olunmaz; vardan var olunur!!!


  37. soru sorabilir miyim? Yazmış:

    Yine de isimlenme olayı tam açıklığa kavuşmadı. Diyelim birisi iyiliği seçmiş olsun ve orada kalmaya razı olmuş olsun, ona iyi ismi takılmış olsun, o iyi de orada yoğunlaşarak evrensel tüm iyiliği çözerek hizmet ediyor olsun sisteme… O iyinin orada kalıp yoğunlaşması mı ilahi takdire mazhardır, yoksa tüm isimleri kendinde açması mı şarttır?
    Eğer ikinci şık ise, o vakit o iyi bazı manalara veya canlılara vs. göre iyi ismi alamayacaktır otomatikman.
    Demek ki isimsizlikle niyet, başka bir soruna cevap arama olmalı.. Yağmurun yağdığına çiftçi sevinirken toprağı mahsul alacak diye, karıncalar boğulacağım endişesi yaşaması gibi?
    Evrensel iyi bu durumda hayal mi? Ama Halim ismi var.


  38. her canlıya muhabbetle Yazmış:

    İyi de Bir’ol bey’e niye yükleniyoruz, sonuçta o da bizim gibi sorgulayarak öğrenmeye çalışıyor. Yoksa isimlenme için veya bir doğrunun oluşması için bir kötü veya kötüleme olması zorunlu mu?
    İşte bu kısım hep karşıma çıkıyor ama hiç cevap bulamıyorum.
    Ben iyiyim sen kötü ile olmuyor, hepimiz iyiyiz güzeliz örtmesi ile de olmuyor, herkes kötü yargılaması ile de olmuyor, şu kadar iyi bu kadar kötü de seyr’i oluşturmuyor.. Evet yoktan var olmuyor muş…


  39. Hızır Yazmış:

    “soru sorabilir miyim” sorunuzun cevabı Hz. Hızır - Hz. Musa kısasında gizli… Yorumunuzdan anlaşıldığına göre, bilgi kapasitenizin yüksekliği ile cevabı hemen buldunuz :) Sevgiler…


  40. Konuşurum,düşünürüm Yazmış:

    Sevgili soru sorabilir miyim rumuzlu arkadaşım biliyor musun Merkür en fazla 28 derece uzak olabiliyormuş Güneşten. Ve Güneşle Merkür ne kadar birbirinden uzak olabilirse o kadar iyiymiş. Benim de sorunum seninkiyle aynı bu yüzden anlıyorum seni ve sorularını. Akılla çözemiyoruz bu işi, gel şu iman nedir onu çözelim seninle birlikte.. Tüm sevdiklerimize zeki olabilecek kadar yakın olacağız yoksa.


  41. mUSa.Hızır Yazmış:

    Sevgili Hızır; sayende çözüyorum, birlikte yürüdüğümüze inanarak bir Musa olabilirim, ateşle konuşabilirim. Sen yine sıkıl benden sorularımdan, ben anlayamadığımı seninle anlayarak takunyalarımı çıkarıp, bastonumu atabilirim ve Muhammedi tadıncalığını yudum yudum alıp ölü balığın canlandığı denize koşabilirim.


  42. SOR Yazmış:

    Merhabalar,
    …olsayla bulsa bir arada olsa, o zaman ne Hızır kalır ne de Musa…
    Sadece selam vermek istedim.


  43. sevgii Yazmış:

    Yorumları okurken en baştaki yazının ne oldugunu unuttum, biri bana hatırlatsın,
    yazının konusu ne idi, yazar ne hissetmiş ne düşünmüş ne açılımlar olmuş ki, paylaşmak istemiş.
    ALLAH rızası için biri beni aydınlatsın.


  44. sevgii'ye Yazmış:

    Sevgii kardeşim, yorum sahipleri de Muhammed doğuşunun oluşum zorluklarını yansıtmışlar, duygu ve düşünceleriyle yazıyla bağlantılı olarak. Yazarı anlamak için kendi derinliklerine inmişler yazıyla bağlantılı olarak. Amaç bir yazarı okumak gibiyse sadece, sentez nasıl ortaya çıkar da Muhammedi doğum gerçekleşir.


  45. Doğan Yazmış:

    Hz. Muhammed aleyhisselam, hem Muhammed hem Ahmed ismiyle isimlenendi. Hamdın zirvesi olan Mahmud ismi ise, çok özel bir isimdir ve henüz O’nu kimse izhar da etmedi, müşahade (seyir) de etmedi. O yalnız bir kişiye ait olacaktır. Aksi olsa, her ezan okunuşunda Efendimizi aleyhisselamın Makam-ı Mahmud’a eriştirilmesi için dua etmezdik (zaten erişmiş olduğu bir mertebeyi dilememiz saçma bir fiil olurdu), efendimiz de son nefesine kadar Refik-i Âlâ’ya dahil olmayı talep etmezdi.

    İsa aleyhisselam’ın Muhammedi bilince sahip olduğu ise, bana göre doğrudur. Yeniden aramıza teşrif ettiğinde de Ahmedi bilince sahip olmayacaktır. Çünkü öyle olsa, imamımız bizdenken (Ahmedi bilinç sahibi, yani Ahadiyet mertebesi ehli imam) İsa aramıza indiğinde, namazı kılmak için imamın arkasına geçmezdi, bizzat imam olurdu. Bunlar irfan dilinin ve fiilinin incelikleridir. Bu da bize şunu gösterir:

    İsa aleyhisselam aramıza indiğinde, ref edildiğinde olduğu gibi Muhammedi bilince sahip olup, Ahmed yani Ahadiyet mertebesinde olmayacaktır.. Çünkü O, nübüvvet ve risalet görevi yaptığı sırada da sıfat mertebesi Rasulü idi, Zat mertebesinin Rasulü değildi. İnşaallah yeryüzüne yeniden geldiğinde, O mertebeye (Ahadiyete) erecektir.


  46. Doğan Yazmış:

    İsa aleyhisselam Muhammedi bilinci izhar eden olduğundan, ümmetine ahir zamanda gelecek Muhammedi değil Ahmed’i müjdelemiştir. İncil’de (Yuh.14:16 ve 16:7) Ahmed (Paraklet veya periklit yada Parakletos, yani “yüce, göksel, medhedilmiş” anlamında) ismi ile müjdelenmiştir Efendimiz s.a.v.


YORUMLAYIN


kozmoss

Yorumsuz Blog'un Yayın İlkeleri 'ndeki Yayın İlkeleri ve Yayın Şartları başlığı altındaki koşulları okudum.