Reklam çubuğunu görmek istemiyorsanız ve daha hızlı olmak istiyorsanız lütfen bu adresimizi kullanın..

Kilim..

// 9 Nisan 2008

Geç yatmayı adet haline getirmişti.. Dizilere müptela olmuştu.. TV. karşısında geçirdiği zamana sonradan acınsa bile.. Ne katıyordu ki kendine…Deniz kenarında gezerken kız kulesini görünce aklına yine bir tv. dizisi düştü… EYVAAHHH !
- BEN ne yapıyorum böyle?
- Aklımı, düşüncemi, duygularımı başkalarının yönlendirmesine niye izin veriyorum?..

- Gönlüm nerde? Aklım nerde?
- Niye ortak bir payda da birleşmiyor?
- Hangi metotla birleşecek?
- Kim birleştirecek?

“- Kim birleştirecek?”in cevabı içinden geldi sessizce… “Ağzına çiğnenmiş hazır lokma verseler, yutmak için yutkunman mecburi,” diyen annesini andı sevgiyle… Emeksiz hiç bir şey olmuyordu kısacası.. Ve tüm kaçışlar kapalıydı.. Bizzat kendisi yapacaktı.

Tüm soruların cevabını içimizde bulabilirdik aslında.. Dışarıyı izlemek yerine içimizi izle-yebil-sek ne güzel olurdu..
Telefonla işyeri yetkilisinden izin istedi.. Yetkili, “dinlenmen gerektiğini sana kim söylemişti,” diye söylendi.. Git aklını başına topla.. Bedenine de özen göster.. Gelince boşladığın işleri topla, diyerek şartlı izin verdi..

Biraz kafa dinlemek için birkaç gün yazlığa gideceğini duyunca, “gelince başıma hastalık çıkarma da ne yaparsan yap,” diyen eşine güldü…. Sanki kendi elindeymiş gibi! Tedbirin, takdirin dışına atılması tuhaftı!

Uzun bir yolculuktan sonra gece siteye ulaştı.. El fenerli anahtarlık yardımıyla kapıyı açtı.. Kapının hemen yanındaki elektrik şalterini açtı ama yanmadı.. Tedbirli eşinin şalter yanına koyduğu kibritle mumu minnetle yaktı.. Demek ki bu tedbir takdirindenmiş.

Eşinin, gidince yersin diye verdiği yemeği boş tüple ısıtamadı.. Biraz atıştırmayla açlığını yatıştırdı.. Emektar sobayı tüttürerek yakabildi.. Ilık tütsülü odada, yarı aç, karışık düşüncelerle zor uyuyabildi..
Rüyasında öldüğünü, malum defin işlerinden sonra onu kabire bırakıp gittiklerini gördü.. Üstü yağmur, altı çamur ama gönlü hoş değildi.. Zira kapkaranlık yapayalnızlığında çok üşüyordu çoook..

Zifiri karanlıkta ne kadar kaldığını bilemedi.. Birden içi ışıdı ve ısındı.. NUR mu yağıyordu yoksa, diye düşünürken gözü kamaşarak uyandı .. Güneş perde aralığından; kalk da bahçeye bak, diyordu…
İşine gelen sözü işitir, dinler ve uygulardı!

Bahçede gezerken ŞOK!.. Bayılacağını sandı.. Gönlü karardı.. Kesilen üç ağacın boşluğuna oturdu ve ağladı.. En çok aylar önce dalından erik kopardığına yandı.. Site görevlisi yöneticiye, yönetici de görevliye attı kabahati.. Komşularsa bihaberdi olanlardan.. Ağaçları KİMin kestiğinden vazgeçti de.. Dünya’da bu kadar boş arazi varken insanların bahçeli yerleşim yerlerini yok ederek boyu kavak, aklı savak binalar dikmesini hiç anlamazdı.. Hoş anlamaya niyeti de yoktu.. Ama bu daha farklıydı.. İnsanların şehirden kaçarak hobi bahçeleri kurduğu bir mekanda hangi ZİHNİYET meyve veren ağacı keserdi? İşte bu sorunun cevabından vazgeçemedi..
Üstelik “kıyamet kopsa da AGAÇ dikin,” buyruğu varken ağaç NİYE kesilir!.. diye nefesi yettiği kadar bağırmak istiyordu, kalabalık caddeleri koşarak..
Kaçmalıydı bu evden.. Burada kafa toplanmaz; ancak yenirdi. Kendinden kaçana hangi mekan huzur verirdi bilmiyordu.. Yine de kaçmalıydı..

Toplanırken gözü kitaplığa ilişti, yıllar önce okuyup adını bile hatırlamadığı kitapları okşarken.. Bir sararmış dergi düştü, rast gele bir sayfa açtı.. Satırları taşıyamadı da yere çöktü;

Ashab, geçmiş hatalarına elveda deyip, geleceğe umutla bakardı.. Sevgi, iyilik anında artmayan; kötülük anında bitmeyen bir duygu sevgi; karşılık beklemek için sunulan bir nesne değil. Siz sürekli olarak insanların kendi beklentileriniz doğrultusunda değişmesini istiyorsanız, bu da onların yanlış; sizin doğru olduğunu amaçlayan bir saldırıdır. Bağışlayıcılık metoduyla insanları kucaklama yerine; geçmişleriyle onları cezalandırıp sevgi ve nefret alışverişinde, şartlı sevgi ticareti yapan ikiyüzlülerden olmayınız. Sevgi çifte standart götürmez.. Bu kural hem beşeri hem ilahi sevgide geçerlidir. Hem ALLAH’ı sevip hem de yasaklarını çiğneyemezsiniz.. Sevgiyi aramaktan ziyade veren olun. Bağışlayıcılık kurtuluştur, bilinerek veya bilinmeyerek size yapılanlara kendinizi kaptırıp esiri olmayınız. İnsanları bir bütün olarak görün, tek bir özelliğini yalıtıp ona öfke beslemeyin. Affedemeyen zihin korku doludur.. Öfkesinin ve yargısının haklılığına inanır, zira onda enaniyet ve kibir vardır. Siz siz olun geçmiş berbattı, bugün felaket, yarın daha kötü olacak felsefesiyle yaşamayın.. Üzerlerinde hakkınız olduğuna inandığınız kimselere hakkınızı helal ettiğiniz zaman; sevgi burada kendini gösterir. (Mehmet Şenoğul -Gülnihal, sayı: 8, 98)

Gözleri dergiden oturduğu kilime kaydı.. İçinde bir sızı hissetti.. Bu sızı zaman ve mekan uzaklığından farklı bir ayrılık acısıydı… Hani gece fazla uyumamak adına yattığı kilimi dörde katlamayan alemlerin EFENDİSİne..

Gözyaşlarıyla ıslanan kilim dile geldi:

Dörde katlanmayan kilimden önce
Aramızda yıllar var sanırdım
aksiyonum kafi olmasa da
gönül bağı yeter sanırdım
Renkli ninnilerle
gönüllü uyutulurdum
üstüne üstlük bir de
Vuslat hülyalarına dalardım
sonrası..
rahatım kaçtı
Sevgilerin sınandığı gün
halim nice olur bilemem ama
gözyaşımın izdüşümü kırkikindiler
içime iyice işleyerek dediler ki;
serapsın, serap..
uzaklardasın çook uzakta…

A. Berrin
www.yorumsuzblog.net.tc

Kategori: A. Berrin, Yorumsuz 'Oku'r Yazarlar

Bu Yazıyı yazdır Bu Yazıyı yazdır


3 Yorum >> “Kilim..”

Bu yazı için yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden Geri izleme yapabilirsiniz.
  1. kenan Yazmış:

    Hayat yolculuğunda kişi, kendine yönelen uyarı mesajlarını alabilmesi için gönlün, ortamın hazır olması önemlidir… Bir kilim, bir karınca, seni özüne döndürebilir..


  2. faik Yazmış:

    Teşekkürler… Çok güzeldi…
    Bu yazıyı okuyunca aklıma kul hakkı, Allah Hak’kı kavramları geldi, tefekküre başladım:

    “Kul af etmezse, Allah af etmez” diyen anlayış doğru mu?
    “Ben af etsem bile, sistem işliyor” diyen anlayış doğru mu?..

    Yani Allah HAŞA! kuluna, sistemine mi tabi; yoksa kul, sistemi Allah’a mı tabi?..
    Allah dilediğini yapar, Allah dilediğini af eder!.. Kulu da, Sistemi de yaratan Allah’tır!.. Allah af etmeyi dilediğinde, sistemde gerekli koşulları oluşturup, kulunu bağışlayacak tecelliler açığa çıkarır… Kul af etmese bile, Allah af etmişse amaca ulaşılmıştır…

    Af ederek en büyük iyiliği kendimize yapmış oluyoruz, insanları af ederek kendimize bu iyiliği yapalım… İnsanlara teşekkür edelim, insanları takdir edelim, insanlardan özür dileyelim… Bu haller bizi yüceltecektir… Bu tefekkürlere girdim…
    Yazarına teşekkürler…


  3. hülya Yazmış:

    Kilim gibi nakış nakış olup halimizi anlatabilsek, sana geldik bizi kabul et diyebilsek..


YORUMLAYIN


ayet-el-kursii

Yorumsuz Blog'un Yayın İlkeleri 'ndeki Yayın İlkeleri ve Yayın Şartları başlığı altındaki koşulları okudum.