<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress/2.3" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>
<channel>
	<title>Füsûs’ül Hikem Yorumlu Özeti (3. Bölüm) yazısına yapılan yorumlar</title>
	<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/fusus%e2%80%99ul-hikem-yorumlu-ozeti-3-bolum/</link>
	<description>Zamansız-Sonsuz Boyutun Kapısını açmak için.. Kozmik bilinç için..</description>
	<pubDate>Mon, 12 May 2008 08:02:59 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3</generator>
		<item>
		<title>Feray tarafından</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/fusus%e2%80%99ul-hikem-yorumlu-ozeti-3-bolum/#comment-1705</link>
		<dc:creator>Feray</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Mar 2008 02:21:34 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/fusus%e2%80%99ul-hikem-yorumlu-ozeti-3-bolum/#comment-1705</guid>
		<description>Sn. K. Gökdoğan, emek verip uzun bir açıklama yapmışsınız, Allah razı olsun. Yazdıklarınıza katılmamak mümkün değil.. Ancak naçizane benim anlatmaya çalıştığım; yorumlanmaya gerek kalmaksızın açık seçik çıkan rüyaların, bir Allah manasına dayandığı noktasıydı. Bu mana yakini olmayan bir kişiden de yaratılış terkibiyetinde ağırlıklı olması sebebiyle zuhur edebilir, bunun kimseye bir hayrı olmasa da.. Sadece bunu demek istemiştim. Teşekkürler.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sn. K. Gökdoğan, emek verip uzun bir açıklama yapmışsınız, Allah razı olsun. Yazdıklarınıza katılmamak mümkün değil.. Ancak naçizane benim anlatmaya çalıştığım; yorumlanmaya gerek kalmaksızın açık seçik çıkan rüyaların, bir Allah manasına dayandığı noktasıydı. Bu mana yakini olmayan bir kişiden de yaratılış terkibiyetinde ağırlıklı olması sebebiyle zuhur edebilir, bunun kimseye bir hayrı olmasa da.. Sadece bunu demek istemiştim. Teşekkürler.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>KGökdoğan tarafından</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/fusus%e2%80%99ul-hikem-yorumlu-ozeti-3-bolum/#comment-1702</link>
		<dc:creator>KGökdoğan</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Mar 2008 20:53:59 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/fusus%e2%80%99ul-hikem-yorumlu-ozeti-3-bolum/#comment-1702</guid>
		<description>Sn. Feray;
Varlıktaki tüm gücün tek bir hakikate bağlı olduğu gerçeğini bir örnekle yinelemişsiniz. Gerçeğe katılmamak mümkün değil. Fakat Hak’ın gücü kesret âleminde “nur ve karanlık” yani “ilim ve cehalet” olarak dallanır, budaklanır. Bizim amacımız Resullerin/Velîlerin tercihi olan “nur” istikameti olmalıdır.

Kesbî ilimle yani tamamen beşeri çalışma ile öğrenebildiğimiz kadarıyla “Allah’dan başka güç sahibi varlık mevcûd değildir” bilgisine ulaştık. Ve bu bilginin sadece ve sadece “teklik boyutunun soyut bir bilgisi” olduğunu da öğrendik. 
Bizim çalışarak, düşerek, kalkarak, yanılarak ve ikazlarla düzeltilerek ulaşmaya çalıştığımız gerçeklere Resuller, Nebîler ve  Büyük Velîler “vehbî ilimle” yâni “doğuştan” getirdikleri “ilâhi vergilerle” yanılgısız ulaşmışlardır.

Sadece kendi kavmini ya da tüm insanlığı Allah’ın sistemini “okumaya” davetle görevli olan Resuller/Nebîler’in en büyük birinci özellikleri “aklî dengelerinin” tam olmasıdır ve insanların akıllarının alacağı şeyi söylemeleridir. Buna DÂİMÎ AKIL MUCİZESİ denilir. Dâimi akıl mucizesi insanlara ilmini karşılıksız sunan Velîlerin, âlimlerin ve bilgelerin de en belirgin özelliğidir.
İnsanların DÂİMİ AKIL MUCİZESİ’ne karşı bir bağışıklığı vardır, kolay kolay fark edemezler. İnsanı hem bu dünyada hem de sonsuz yaşamda hakikate ulaştıracak olan İMAN İLE BÜTÜNLEŞMİŞ “AKIL”DIR. Bundan dolayı “Aklı olmayan imandan mesul değildir” denilmiştir.

Tüm Resullerin, Nebîlerin ve Velîlerin, âlimlerin, üstâdların gayreti insanlara aklını kullandırmayı sağlamaktır. Bu gerçeğe dikkat çekmek için bâzı GEÇİCİ MÛCİZELER ve GEÇİCİ KERÂMETLER sergilerler. Hz. İbrâhim’in kurban rüyası, Hz. Yûsuf’un birkaç rüyası ve tâbiri, Hz. Muhammed a.s.’ın nübüvvet öncesi “sâdık rüyaları” bu GEÇİCİ MÛCİZELER” kapsamındadır.

Biz insanlar inancımızı DÂİMİ AKIL MUCİZESİ üzerine binâ edersek hiçbir zaman sarsılmayız. Aklın temeli ilim sıfatıdır, rüyanın temeli Hak’ın musavvire ve muhayyile özellikleridir. İlim sıfatı sınırsız muhayyileye ve musavvireye “disiplin ve sistem” kazandırır.

Hakikatte “gelecek” diye bahsedilen “şimdinin” devamıdır. Bir saniye sonrayı, bir gün, bir ay, bir yıl, yedi yıl ve ya bin yıl … sonrayı iki türlü tespit imkânı vardır.

1. “Şimdi”yi risalet/nübüvvet/velâyet aklı ile “okumak” ve devamını da “akıl ile görmektir”. Bu işlem için “çok sağlam” akıl gerekir. Çünki “gelecek” yukarılarda bir yerlerde bir deftere yazılmış tiyatro eseri gibi değildir. Gelecek “şimdi”nin özünde bir öz’dür ki her an açılmaktadır. Bir incir çekirdeğinin içinde gizli bir incir ağacı ormanı gibidir. Bir incir çekirdeğinin içinde gizli olan bin yıl sonraki incir ağacında kaç yaprak olacağı bellidir. Fakat gereksiz ve lüzumsuz bir bilgi olduğu için hiçbir RESUL/VELÎ… böyle şeylerle uğraşmamıştır. Tüm güçlerini “ilim ve bilgiye” yatırmışlardır.
Hz. İbrahim’in, Hz.Yûsuf’un ve Hz. Muhammed’in ve Velîlerin “rüya” gerçeğinin temeli “çok sağlam akıl ve sağlam psikoloji”dir ve geleceği “baş gözü ile görüntülemek/dikizlemek değil şimdinin yarınını külli akıl ile algılamaktır.

2. “Geleceği” yukarılarda bir defterde yazılı senaryo zannederek “rüya âleminde kafa gözüyle görmeye çalışmaktır”.
İkinci şık aslında açıklama gerektirmeyecek kadar çürük bir çıkış mantığına dayanır. Geleceği gördüğünü iddia eden kişilerin akıl ve psikolojik yapıları çok sarsıntılı ve fırtınalıdır. Nostradamus’un da ruh sağlığının düzgün olmadığını tarih kaydetmiştir. Özellikle rüya yolu ile gelecekten haber verenlerin hikayeleri incelendiğinde ya sahtekâr oldukları ya da “şizofren” olduklarını göreceksiniz. Bu gerçekten dolayı müşrik Araplar da Resulullah a.s. ‘a “kâhin, sihirbaz, saralı/epilepsili, mecnun/cinlenmiş” gibi iftiralar atmak istemişlerdir. Fakat iftiralar tutmamıştır, çünki Resulullah a.s. rüya ve kehanetleriyle değil “aklı ve ilmi” ile açığa çıkmıştır…

Bu dünyanın mayasında “GÖRÜNEN GERÇEĞE” değil “GÖRÜNMEYEN EFSANEYE” aşırı merak vardır. Yüz binlerce, milyarlarca insan (olması imkansız ama farzedelim ki) her gördüğü rüyası sabaha çıkan bir kişinin başına toplansa da tercihimiz böyle efsanelere değil “GÖRÜNEN GERÇEĞİ” okuma ilminin açığa çıktığı “NOKTA” ya doğru olmalıdır.
Deccal imajının oluşturacağı “efsânelerden” korunmak da kılıç kalkan ve lâzer silahlarıyla değil “iman ve akıl” bütünlüğü iledir.

Şâkî ve sâid olayını son nefese kadar bilemeyiz, hatta son nefesin de ne olduğunu yine bilemeyiz. Rüyaları bilemediğimiz bir konuya bağlamak da yanlış olur. Rüya insan beyninde açığa çıkan doğal bir oluşumdur. Bir dengelenmedir. Midenin hazminde mide sahibi şaki mi said mi diye bir ayrım olmadığı gibi beynin rüyalanmasında da “nüfus cüzdanı din hanesi” bilgileri geçerli değildir.

Amacım sizin değerli fikirlerinizi yanlış görüp eleştirmek değildir. İki insanın “bir tablo”yu aynı cepheden aynı fikirlerle yorumlaması mümkün değil. Sizin düşüncelerinizi asla yanlış olarak değerlendirmiyorum. Buradaki yazdıklarım “her zaman için yanılma potansiyelli şahsî” kanaatlerimdir.
Saygılarımı arz ederim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sn. Feray;<br />
Varlıktaki tüm gücün tek bir hakikate bağlı olduğu gerçeğini bir örnekle yinelemişsiniz. Gerçeğe katılmamak mümkün değil. Fakat Hak’ın gücü kesret âleminde “nur ve karanlık” yani “ilim ve cehalet” olarak dallanır, budaklanır. Bizim amacımız Resullerin/Velîlerin tercihi olan “nur” istikameti olmalıdır.</p>
<p>Kesbî ilimle yani tamamen beşeri çalışma ile öğrenebildiğimiz kadarıyla “Allah’dan başka güç sahibi varlık mevcûd değildir” bilgisine ulaştık. Ve bu bilginin sadece ve sadece “teklik boyutunun soyut bir bilgisi” olduğunu da öğrendik.<br />
Bizim çalışarak, düşerek, kalkarak, yanılarak ve ikazlarla düzeltilerek ulaşmaya çalıştığımız gerçeklere Resuller, Nebîler ve  Büyük Velîler “vehbî ilimle” yâni “doğuştan” getirdikleri “ilâhi vergilerle” yanılgısız ulaşmışlardır.</p>
<p>Sadece kendi kavmini ya da tüm insanlığı Allah’ın sistemini “okumaya” davetle görevli olan Resuller/Nebîler’in en büyük birinci özellikleri “aklî dengelerinin” tam olmasıdır ve insanların akıllarının alacağı şeyi söylemeleridir. Buna DÂİMÎ AKIL MUCİZESİ denilir. Dâimi akıl mucizesi insanlara ilmini karşılıksız sunan Velîlerin, âlimlerin ve bilgelerin de en belirgin özelliğidir.<br />
İnsanların DÂİMİ AKIL MUCİZESİ’ne karşı bir bağışıklığı vardır, kolay kolay fark edemezler. İnsanı hem bu dünyada hem de sonsuz yaşamda hakikate ulaştıracak olan İMAN İLE BÜTÜNLEŞMİŞ “AKIL”DIR. Bundan dolayı “Aklı olmayan imandan mesul değildir” denilmiştir.</p>
<p>Tüm Resullerin, Nebîlerin ve Velîlerin, âlimlerin, üstâdların gayreti insanlara aklını kullandırmayı sağlamaktır. Bu gerçeğe dikkat çekmek için bâzı GEÇİCİ MÛCİZELER ve GEÇİCİ KERÂMETLER sergilerler. Hz. İbrâhim’in kurban rüyası, Hz. Yûsuf’un birkaç rüyası ve tâbiri, Hz. Muhammed a.s.’ın nübüvvet öncesi “sâdık rüyaları” bu GEÇİCİ MÛCİZELER” kapsamındadır.</p>
<p>Biz insanlar inancımızı DÂİMİ AKIL MUCİZESİ üzerine binâ edersek hiçbir zaman sarsılmayız. Aklın temeli ilim sıfatıdır, rüyanın temeli Hak’ın musavvire ve muhayyile özellikleridir. İlim sıfatı sınırsız muhayyileye ve musavvireye “disiplin ve sistem” kazandırır.</p>
<p>Hakikatte “gelecek” diye bahsedilen “şimdinin” devamıdır. Bir saniye sonrayı, bir gün, bir ay, bir yıl, yedi yıl ve ya bin yıl … sonrayı iki türlü tespit imkânı vardır.</p>
<p>1. “Şimdi”yi risalet/nübüvvet/velâyet aklı ile “okumak” ve devamını da “akıl ile görmektir”. Bu işlem için “çok sağlam” akıl gerekir. Çünki “gelecek” yukarılarda bir yerlerde bir deftere yazılmış tiyatro eseri gibi değildir. Gelecek “şimdi”nin özünde bir öz’dür ki her an açılmaktadır. Bir incir çekirdeğinin içinde gizli bir incir ağacı ormanı gibidir. Bir incir çekirdeğinin içinde gizli olan bin yıl sonraki incir ağacında kaç yaprak olacağı bellidir. Fakat gereksiz ve lüzumsuz bir bilgi olduğu için hiçbir RESUL/VELÎ… böyle şeylerle uğraşmamıştır. Tüm güçlerini “ilim ve bilgiye” yatırmışlardır.<br />
Hz. İbrahim’in, Hz.Yûsuf’un ve Hz. Muhammed’in ve Velîlerin “rüya” gerçeğinin temeli “çok sağlam akıl ve sağlam psikoloji”dir ve geleceği “baş gözü ile görüntülemek/dikizlemek değil şimdinin yarınını külli akıl ile algılamaktır.</p>
<p>2. “Geleceği” yukarılarda bir defterde yazılı senaryo zannederek “rüya âleminde kafa gözüyle görmeye çalışmaktır”.<br />
İkinci şık aslında açıklama gerektirmeyecek kadar çürük bir çıkış mantığına dayanır. Geleceği gördüğünü iddia eden kişilerin akıl ve psikolojik yapıları çok sarsıntılı ve fırtınalıdır. Nostradamus’un da ruh sağlığının düzgün olmadığını tarih kaydetmiştir. Özellikle rüya yolu ile gelecekten haber verenlerin hikayeleri incelendiğinde ya sahtekâr oldukları ya da “şizofren” olduklarını göreceksiniz. Bu gerçekten dolayı müşrik Araplar da Resulullah a.s. ‘a “kâhin, sihirbaz, saralı/epilepsili, mecnun/cinlenmiş” gibi iftiralar atmak istemişlerdir. Fakat iftiralar tutmamıştır, çünki Resulullah a.s. rüya ve kehanetleriyle değil “aklı ve ilmi” ile açığa çıkmıştır…</p>
<p>Bu dünyanın mayasında “GÖRÜNEN GERÇEĞE” değil “GÖRÜNMEYEN EFSANEYE” aşırı merak vardır. Yüz binlerce, milyarlarca insan (olması imkansız ama farzedelim ki) her gördüğü rüyası sabaha çıkan bir kişinin başına toplansa da tercihimiz böyle efsanelere değil “GÖRÜNEN GERÇEĞİ” okuma ilminin açığa çıktığı “NOKTA” ya doğru olmalıdır.<br />
Deccal imajının oluşturacağı “efsânelerden” korunmak da kılıç kalkan ve lâzer silahlarıyla değil “iman ve akıl” bütünlüğü iledir.</p>
<p>Şâkî ve sâid olayını son nefese kadar bilemeyiz, hatta son nefesin de ne olduğunu yine bilemeyiz. Rüyaları bilemediğimiz bir konuya bağlamak da yanlış olur. Rüya insan beyninde açığa çıkan doğal bir oluşumdur. Bir dengelenmedir. Midenin hazminde mide sahibi şaki mi said mi diye bir ayrım olmadığı gibi beynin rüyalanmasında da “nüfus cüzdanı din hanesi” bilgileri geçerli değildir.</p>
<p>Amacım sizin değerli fikirlerinizi yanlış görüp eleştirmek değildir. İki insanın “bir tablo”yu aynı cepheden aynı fikirlerle yorumlaması mümkün değil. Sizin düşüncelerinizi asla yanlış olarak değerlendirmiyorum. Buradaki yazdıklarım “her zaman için yanılma potansiyelli şahsî” kanaatlerimdir.<br />
Saygılarımı arz ederim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>mustafa öz tarafından</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/fusus%e2%80%99ul-hikem-yorumlu-ozeti-3-bolum/#comment-1700</link>
		<dc:creator>mustafa öz</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Mar 2008 11:55:52 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/fusus%e2%80%99ul-hikem-yorumlu-ozeti-3-bolum/#comment-1700</guid>
		<description>Sn.Kemal Gökdoğan a zaman ayırıp soruma cevap verdiği için teşekkür ediyorum</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sn.Kemal Gökdoğan a zaman ayırıp soruma cevap verdiği için teşekkür ediyorum</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Feray tarafından</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/fusus%e2%80%99ul-hikem-yorumlu-ozeti-3-bolum/#comment-1684</link>
		<dc:creator>Feray</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Mar 2008 23:23:30 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/fusus%e2%80%99ul-hikem-yorumlu-ozeti-3-bolum/#comment-1684</guid>
		<description>Deccal da İsa (a.s.) gibi bir güç ortaya koyacaktır, ama kemalattan değildir. Buna rağmen Deccalda açığa çıkan güç Allah'ın kudretidir, Kadir isminden gelir yine de. Rüya konusuna da böyle yaklaşmak gelir. Sadece Rasullerin ve velilerin rüyası diyerek genellememek gerekir kanımca. Sadık rüya görmek bir bilincin ürünü olabileceği gibi, kökeni yine de bir Allah ismine dayanır. Bu özellik Batın ismi ile alakalıdır diye hatırlıyorum, ama yanılıyor da olabilirim. O isim birine yaratılış amacından dolayı verilmişse, o kişi rasul veya veli olmasa dahi akıl almaz rüyalar görebilir. Nitekim rasul ve velilerin gördükleri rüyalar da bu ismin kendilerinde açılmasından dolayıdır. Dünyada böyle vakıalar çoktur. Gündüz gibi açık seçik çıkan rüyalar gören pek çok insan yaşamıştır yeryüzünde.. Halk onlara kahin gözüyle bakmıştır, yeteneğin yaratılış amacıyla belirlenen bir Allah isminden geldiği bilinmediği için. Nostradamus da bunlardan biridir mesela. Tarihte bu tip kişilerin yetenekleri farkedildilince, kralların yakın çevresinde yer almış, sarayın kahini ünvanını almışlardır. Daha bebek denecek yaşta olağan üstü rüyalar gören biri vardı, adı Ester idi ama soyadını hatırlayamadım. Gördüğü rüyaların apaçık çıkması önce yaşadığı kasabada, sonra ülke genelinde ün salmasına sebep olmuş. Sonraları halk onun bir bebek ermiş olduğuna karar veriyor, sık sık onu ziyaret edip küçük bir çocuk tarafından kutsanmayı ümit ediyorlar. Benzeri çok olay var yaşanmış. Rüya bir fenomendir denir, ama fenomenlik bir yanı yok. Sıra dışı bu olaylar, rüya açıklamasını "şuurlu ve yakin elde etmiş kişi en net rüyaları görür" şeklinde genelleyemeyeceğimizi gösterir. Düşünceme göre sadık rüya olarak isimlendirilen rüyalar, beyinde açılmış bir Allah isminin gücünden kaynaklanır. Bu ismin kişide ne kadar açıldığı da rüyanın netliğini belirler. Bu kişi şaki dahi olabilir. Bununla beraber yakine ermiş kişide pek çok Allah ismi açılacağı için, rüya ile ilgili isim de açıldığından rüyaları netleşmeye başlar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Deccal da İsa (a.s.) gibi bir güç ortaya koyacaktır, ama kemalattan değildir. Buna rağmen Deccalda açığa çıkan güç Allah&#8217;ın kudretidir, Kadir isminden gelir yine de. Rüya konusuna da böyle yaklaşmak gelir. Sadece Rasullerin ve velilerin rüyası diyerek genellememek gerekir kanımca. Sadık rüya görmek bir bilincin ürünü olabileceği gibi, kökeni yine de bir Allah ismine dayanır. Bu özellik Batın ismi ile alakalıdır diye hatırlıyorum, ama yanılıyor da olabilirim. O isim birine yaratılış amacından dolayı verilmişse, o kişi rasul veya veli olmasa dahi akıl almaz rüyalar görebilir. Nitekim rasul ve velilerin gördükleri rüyalar da bu ismin kendilerinde açılmasından dolayıdır. Dünyada böyle vakıalar çoktur. Gündüz gibi açık seçik çıkan rüyalar gören pek çok insan yaşamıştır yeryüzünde.. Halk onlara kahin gözüyle bakmıştır, yeteneğin yaratılış amacıyla belirlenen bir Allah isminden geldiği bilinmediği için. Nostradamus da bunlardan biridir mesela. Tarihte bu tip kişilerin yetenekleri farkedildilince, kralların yakın çevresinde yer almış, sarayın kahini ünvanını almışlardır. Daha bebek denecek yaşta olağan üstü rüyalar gören biri vardı, adı Ester idi ama soyadını hatırlayamadım. Gördüğü rüyaların apaçık çıkması önce yaşadığı kasabada, sonra ülke genelinde ün salmasına sebep olmuş. Sonraları halk onun bir bebek ermiş olduğuna karar veriyor, sık sık onu ziyaret edip küçük bir çocuk tarafından kutsanmayı ümit ediyorlar. Benzeri çok olay var yaşanmış. Rüya bir fenomendir denir, ama fenomenlik bir yanı yok. Sıra dışı bu olaylar, rüya açıklamasını &#8220;şuurlu ve yakin elde etmiş kişi en net rüyaları görür&#8221; şeklinde genelleyemeyeceğimizi gösterir. Düşünceme göre sadık rüya olarak isimlendirilen rüyalar, beyinde açılmış bir Allah isminin gücünden kaynaklanır. Bu ismin kişide ne kadar açıldığı da rüyanın netliğini belirler. Bu kişi şaki dahi olabilir. Bununla beraber yakine ermiş kişide pek çok Allah ismi açılacağı için, rüya ile ilgili isim de açıldığından rüyaları netleşmeye başlar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Uryan tarafından</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/fusus%e2%80%99ul-hikem-yorumlu-ozeti-3-bolum/#comment-1682</link>
		<dc:creator>Uryan</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Mar 2008 22:01:11 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/fusus%e2%80%99ul-hikem-yorumlu-ozeti-3-bolum/#comment-1682</guid>
		<description>Allah razı olsun Kemal bey.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Allah razı olsun Kemal bey.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>KGökdoğan tarafından</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/fusus%e2%80%99ul-hikem-yorumlu-ozeti-3-bolum/#comment-1681</link>
		<dc:creator>KGökdoğan</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Mar 2008 20:53:18 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/fusus%e2%80%99ul-hikem-yorumlu-ozeti-3-bolum/#comment-1681</guid>
		<description>Sn. Mustafa Öz’ün 1. Bölümdeki değerli  sualine bazı özel nedenlerden dolayı verilen gecikmeli cevabımızdır…

Değerli okur, Füsûsû’l-Hikem’in Muhyiddin İbnü’l-Arabî tarafından hazırlanan orijinal giriş bölümünden aşağıdaki soruyu hazırlamış.

(((…Bundan sonrasına gelince, 627 yılında Muharrem ayının sonlarına doğru Şam kentindeyken, rüyamda [mübeşşire] Resulallah’ı (sav) gördüm. Elinde bir kitap vardı ve bana şöyle buyurdu: “Bu kitap, Fusus el-Hikem’dir. Bunu alıp insanlara götür ki ondan faydalansınlar. . . . . Arabi hazretleri bu paragrafta Fusus el-Hikem Resulallah’tan (sav) aldığını söylüyor bu nasıl olabilir?.. {Sorudan alıntı} …)))

Bu soru çerçevesinde şimdilik kısa ve öz bir bilgi vermeye çalışalım. ( Hz.Yusuf bölümünde rüya ile ilgili detaylar anlatılacaktır)

Rüya olayı rüyayı gören bilinç kapasitesine göre üç kategoride incelenebilir. 

Resullerin rüyası…

Hz. İbrahim’in “kurban” rüyası, Hz.Yusuf’un “secde eden gök cisimleri” rüyası ve Resulullah a.s.’ın nübüvvetten önceki “ap açık gerçekleşen” rüyaları vardır. (Bu örneklerin hakikatteki mânâları  Füsûsu’l-Hikem’in ilgili bölümlerinde ve şerhlerinde anlatılmaktadır.)


Velîlerin rüyası…

Evliyânın olağan üstülük arzeden hallerini anlatan “menkıbe” kitaplarında çok çeşitli rüyalar nakledilmektedir. İbn Arabî’de Füsûsu’l-Hikem’i rüya halinde Resûlullah a.s.’ın elinden aldığını ve aynısıyla açıkladığını anlatmaktadır.

Avamın rüyası…

Bazen dini motiflerle görülür. Bunlara “ağız alışkanlığı” ile “Rahmânî” rüya ismi verilir. Bazen de anlamsız, korkunç ya da şehvetli rüyalar görülür. Bunlara da yine ağız alışkanlığıyla “şeytani rüya” denilir. 


Rüya hakkında genel bilgi…

Rüya âlemindeki her bir olayın ve görünümlerin şehadet âleminde (dünya boyutunda) bire bir eşlenebileceği anlamları vardır. Bu eşlemeyi hatasız yapabilmek için Hz. İbrahim’deki, Hz. Yusuf’daki ve Hz. Muhammed a.s.’daki “rüya ilmine” aynısı ile sahip olmak gerekir. Meselâ bakımlı (semiz) bir ineğin yaşanacak bereketli bir yıla, zayıf bir ineğin kıtlık yılına işaret ettiğini bire bir eşleyip yüzde yüz isabet ettirmek ancak Risalet bilinci ile mümkündür. Ancak her görülen semiz inek ya da zayıf inek bereketli ve ya kıt geçecek yıllara işaret etmeyebilir. Resuller rüya sembollerini yıllara göre, aylara göre hatta saatlere göre eşleyebilir. Çevreye, ülkeye, gündemdeki olaylara göre eşleyebilirler. Çünkü Resuller aynı anda esmâ, sıfat ve ef’al âlemlerindeki hakikatlerin özlerini anlar ve birbirine irtibatlandırabilir.

Rüyaların yaşandığı ve görüldüğü yer insan beyninde gerçekleşen biyo elektriksel ortamdır. Resullerin beyin yapısı, hücreler arası bağlantıları, elektriksel dengeleri ve tüm fonksiyonları en mükemmel, en ideal şekilde çalışır. Bu nedenle Resul hangi âleme bakarsa baksın, sadece ve sadece “hakikati” görür ve algılar. Rüya âlemindeki ve maddi âlemdeki olayları mükemmel beyinleriyle görüp “tâbir” ederler.

Ayrıca rüyalarda hiçbir anlamı ve işareti olmayan olaylar ve semboller de vardır. Bunların da ayıklanması gerekir. Bu ayıklama yine Risalet bilincinde “tamdır”.

Resullerden sonra en mükemmel beyin yapısı Velîlerdedir. Velilerin rüya âlemini dünya boyutuna bire bir eşleme ilimleri Resullere çok yakındır fakat “vahiy” bilgisi değerinde değildir. Bu sebeple Resullerin rüyaları “âyet” olarak kayda geçerken Velîlerin rüyaları ancak “ilham” değeriyle “menkıbe” kitaplarında anlatılır.

Gerekli, yeterli ve dengeli ruh ve beden disiplinleriyle, esmâ zikirleriyle ve ahadiyet ilmiyle beslenememiş olan bizlerin beyin yapısına gelince… Resullere ve Velîlere göre ancak üç beş yaşındaki bebeklerin beyin kapasitesi kadardır.

Belki “Aşılanan hurmaların daha iyi ürün vereceğini” bizim beyin yapımız bilir fakat hakikat ilmindeki “aşı ve ürün” konusunu ise Resul beyni kadar bilemez. Günlük hayatın pratik çözümleriyle sonsuz hayatın sembolik hakikatlerini bir biri ile karıştırmamak gerekir. 

İbn Arabî tarihin kaydettiği en büyük velîlerdendir. Bu hüküm aynı zamanda onun beyninin “en muhteşem” beyinler arasında olduğunu gösterir.

İbn Arabî’nin “kesin bilgi” seviyesindeki bilinciyle algıladığı ve gördüğü rüya ile bizim “beş yaş”  kapasitesine sahip beynimizin algıladığı rüyaları bir biri ile kıyaslayarak bir sonuç elde etmeye çalışmak bizi muazzam yanılgılara sürükler.

Onun gördüğü rüyanın nasıl olduğunu en ince ayrıntısına kadar anlamak, yorumlamak bizlerin ilminin yetersiz kalacağı bir konudur. Ancak bizim anlayabileceğimiz kavramlarla bizim basit rüyalarımızdaki sembollerle… Rüyada Resulullah’ı gördüğünü ve O’ndan bir kitap aldığını ve yine O’ndan emir aldığını anlatmaktadır. Başka türlü kendi rüya hakikatini bize anlatma imkanı yoktur.

İbn Arabî bu rüyayı gördüğünde ömrünün en olgun son yıllarını yaşamaktadır. Tasavvuf ve klasik dini ilimlerin zirvesindedir. Resul bilincinde “fenâ” olmuş bir beyine sahiptir. Bu şartlar altındaki bir Velî Resulullah a.s.’ı rüyasında görse de görmese de… O’nun elinden bir kitap alsa da almasa da zaten Fusûsu’l-Hikem’i şimdiki her bir harfiyle tam olarak yazabilecek “kıvamdadır”.

Kendi düşünce dünyamda…

Önce… İbn Arabî’nin anlattığı rüyaya yorumsuz olarak olduğu gibi inanıyorum. 

Sonra… anlattığı rüyanın basit sembolleri üzerinde değil de rüya anlatımı içinde vermek istediği “Resul”, “Kitap”, “Resul’ün eli”, “Resul’ün emri”, “Kitabı değiştirmeden olduğu gibi açıklamak”, “Füsûs/Özler”, “Hikem/hakikat ilmi” gibi tasavvufi işaretleri çözmek gerektiğine inanıyorum. Bizi asıl ilgilendiren ve bilgilendirecek olan işaret kavramlarını tahlil etmektir.

Bu tahlilden önce de İbn Arabî’nin  “muhteşem beyninin” ve ilminin anlaşılması daha yararlı olacaktır. Füsûsu’l-Hikem’i ve diğer eserlerindeki ilmi irfânı  anladıkça onun beynini  ve kendimizi daha yakından tanıma şansına sahip olabiliriz. Bilgilenmemiz arttıkça isabetli akıl yürütme oranımızda ve kalbimizin soyut konuları kavramasında artışlar olacaktır. Fusûs’daki konuları sonuna kadar takip ettikten sonraki sorularımız takipten önceki sorularımıza göre daha farklı boyutlar alacaktır.

Her konuda olduğu gibi rüyaların hakikatinin de önce “Risalem-Nübüvvet”” sonra “Velâyet” ve en sonra da “biz avam mertebesinde” ne kadar anlaşılabildiğini düşünmek gerekir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sn. Mustafa Öz’ün 1. Bölümdeki değerli  sualine bazı özel nedenlerden dolayı verilen gecikmeli cevabımızdır…</p>
<p>Değerli okur, Füsûsû’l-Hikem’in Muhyiddin İbnü’l-Arabî tarafından hazırlanan orijinal giriş bölümünden aşağıdaki soruyu hazırlamış.</p>
<p>(((…Bundan sonrasına gelince, 627 yılında Muharrem ayının sonlarına doğru Şam kentindeyken, rüyamda [mübeşşire] Resulallah’ı (sav) gördüm. Elinde bir kitap vardı ve bana şöyle buyurdu: “Bu kitap, Fusus el-Hikem’dir. Bunu alıp insanlara götür ki ondan faydalansınlar. . . . . Arabi hazretleri bu paragrafta Fusus el-Hikem Resulallah’tan (sav) aldığını söylüyor bu nasıl olabilir?.. {Sorudan alıntı} …)))</p>
<p>Bu soru çerçevesinde şimdilik kısa ve öz bir bilgi vermeye çalışalım. ( Hz.Yusuf bölümünde rüya ile ilgili detaylar anlatılacaktır)</p>
<p>Rüya olayı rüyayı gören bilinç kapasitesine göre üç kategoride incelenebilir. </p>
<p>Resullerin rüyası…</p>
<p>Hz. İbrahim’in “kurban” rüyası, Hz.Yusuf’un “secde eden gök cisimleri” rüyası ve Resulullah a.s.’ın nübüvvetten önceki “ap açık gerçekleşen” rüyaları vardır. (Bu örneklerin hakikatteki mânâları  Füsûsu’l-Hikem’in ilgili bölümlerinde ve şerhlerinde anlatılmaktadır.)</p>
<p>Velîlerin rüyası…</p>
<p>Evliyânın olağan üstülük arzeden hallerini anlatan “menkıbe” kitaplarında çok çeşitli rüyalar nakledilmektedir. İbn Arabî’de Füsûsu’l-Hikem’i rüya halinde Resûlullah a.s.’ın elinden aldığını ve aynısıyla açıkladığını anlatmaktadır.</p>
<p>Avamın rüyası…</p>
<p>Bazen dini motiflerle görülür. Bunlara “ağız alışkanlığı” ile “Rahmânî” rüya ismi verilir. Bazen de anlamsız, korkunç ya da şehvetli rüyalar görülür. Bunlara da yine ağız alışkanlığıyla “şeytani rüya” denilir. </p>
<p>Rüya hakkında genel bilgi…</p>
<p>Rüya âlemindeki her bir olayın ve görünümlerin şehadet âleminde (dünya boyutunda) bire bir eşlenebileceği anlamları vardır. Bu eşlemeyi hatasız yapabilmek için Hz. İbrahim’deki, Hz. Yusuf’daki ve Hz. Muhammed a.s.’daki “rüya ilmine” aynısı ile sahip olmak gerekir. Meselâ bakımlı (semiz) bir ineğin yaşanacak bereketli bir yıla, zayıf bir ineğin kıtlık yılına işaret ettiğini bire bir eşleyip yüzde yüz isabet ettirmek ancak Risalet bilinci ile mümkündür. Ancak her görülen semiz inek ya da zayıf inek bereketli ve ya kıt geçecek yıllara işaret etmeyebilir. Resuller rüya sembollerini yıllara göre, aylara göre hatta saatlere göre eşleyebilir. Çevreye, ülkeye, gündemdeki olaylara göre eşleyebilirler. Çünkü Resuller aynı anda esmâ, sıfat ve ef’al âlemlerindeki hakikatlerin özlerini anlar ve birbirine irtibatlandırabilir.</p>
<p>Rüyaların yaşandığı ve görüldüğü yer insan beyninde gerçekleşen biyo elektriksel ortamdır. Resullerin beyin yapısı, hücreler arası bağlantıları, elektriksel dengeleri ve tüm fonksiyonları en mükemmel, en ideal şekilde çalışır. Bu nedenle Resul hangi âleme bakarsa baksın, sadece ve sadece “hakikati” görür ve algılar. Rüya âlemindeki ve maddi âlemdeki olayları mükemmel beyinleriyle görüp “tâbir” ederler.</p>
<p>Ayrıca rüyalarda hiçbir anlamı ve işareti olmayan olaylar ve semboller de vardır. Bunların da ayıklanması gerekir. Bu ayıklama yine Risalet bilincinde “tamdır”.</p>
<p>Resullerden sonra en mükemmel beyin yapısı Velîlerdedir. Velilerin rüya âlemini dünya boyutuna bire bir eşleme ilimleri Resullere çok yakındır fakat “vahiy” bilgisi değerinde değildir. Bu sebeple Resullerin rüyaları “âyet” olarak kayda geçerken Velîlerin rüyaları ancak “ilham” değeriyle “menkıbe” kitaplarında anlatılır.</p>
<p>Gerekli, yeterli ve dengeli ruh ve beden disiplinleriyle, esmâ zikirleriyle ve ahadiyet ilmiyle beslenememiş olan bizlerin beyin yapısına gelince… Resullere ve Velîlere göre ancak üç beş yaşındaki bebeklerin beyin kapasitesi kadardır.</p>
<p>Belki “Aşılanan hurmaların daha iyi ürün vereceğini” bizim beyin yapımız bilir fakat hakikat ilmindeki “aşı ve ürün” konusunu ise Resul beyni kadar bilemez. Günlük hayatın pratik çözümleriyle sonsuz hayatın sembolik hakikatlerini bir biri ile karıştırmamak gerekir. </p>
<p>İbn Arabî tarihin kaydettiği en büyük velîlerdendir. Bu hüküm aynı zamanda onun beyninin “en muhteşem” beyinler arasında olduğunu gösterir.</p>
<p>İbn Arabî’nin “kesin bilgi” seviyesindeki bilinciyle algıladığı ve gördüğü rüya ile bizim “beş yaş”  kapasitesine sahip beynimizin algıladığı rüyaları bir biri ile kıyaslayarak bir sonuç elde etmeye çalışmak bizi muazzam yanılgılara sürükler.</p>
<p>Onun gördüğü rüyanın nasıl olduğunu en ince ayrıntısına kadar anlamak, yorumlamak bizlerin ilminin yetersiz kalacağı bir konudur. Ancak bizim anlayabileceğimiz kavramlarla bizim basit rüyalarımızdaki sembollerle… Rüyada Resulullah’ı gördüğünü ve O’ndan bir kitap aldığını ve yine O’ndan emir aldığını anlatmaktadır. Başka türlü kendi rüya hakikatini bize anlatma imkanı yoktur.</p>
<p>İbn Arabî bu rüyayı gördüğünde ömrünün en olgun son yıllarını yaşamaktadır. Tasavvuf ve klasik dini ilimlerin zirvesindedir. Resul bilincinde “fenâ” olmuş bir beyine sahiptir. Bu şartlar altındaki bir Velî Resulullah a.s.’ı rüyasında görse de görmese de… O’nun elinden bir kitap alsa da almasa da zaten Fusûsu’l-Hikem’i şimdiki her bir harfiyle tam olarak yazabilecek “kıvamdadır”.</p>
<p>Kendi düşünce dünyamda…</p>
<p>Önce… İbn Arabî’nin anlattığı rüyaya yorumsuz olarak olduğu gibi inanıyorum. </p>
<p>Sonra… anlattığı rüyanın basit sembolleri üzerinde değil de rüya anlatımı içinde vermek istediği “Resul”, “Kitap”, “Resul’ün eli”, “Resul’ün emri”, “Kitabı değiştirmeden olduğu gibi açıklamak”, “Füsûs/Özler”, “Hikem/hakikat ilmi” gibi tasavvufi işaretleri çözmek gerektiğine inanıyorum. Bizi asıl ilgilendiren ve bilgilendirecek olan işaret kavramlarını tahlil etmektir.</p>
<p>Bu tahlilden önce de İbn Arabî’nin  “muhteşem beyninin” ve ilminin anlaşılması daha yararlı olacaktır. Füsûsu’l-Hikem’i ve diğer eserlerindeki ilmi irfânı  anladıkça onun beynini  ve kendimizi daha yakından tanıma şansına sahip olabiliriz. Bilgilenmemiz arttıkça isabetli akıl yürütme oranımızda ve kalbimizin soyut konuları kavramasında artışlar olacaktır. Fusûs’daki konuları sonuna kadar takip ettikten sonraki sorularımız takipten önceki sorularımıza göre daha farklı boyutlar alacaktır.</p>
<p>Her konuda olduğu gibi rüyaların hakikatinin de önce “Risalem-Nübüvvet”” sonra “Velâyet” ve en sonra da “biz avam mertebesinde” ne kadar anlaşılabildiğini düşünmek gerekir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>kenan tarafından</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/fusus%e2%80%99ul-hikem-yorumlu-ozeti-3-bolum/#comment-1678</link>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Mar 2008 08:56:12 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/fusus%e2%80%99ul-hikem-yorumlu-ozeti-3-bolum/#comment-1678</guid>
		<description>Subbuh, Kuddus, Ekber ALLAH'ım seni hakkıyla takdir edemedik, bilemedik, ya zel-celali vel-ikram ....Allah’ın ilim sıfatı nasıl ki sürekli olarak gelişen bilimlerle sürekli daha mükemmele doğru yenilenerek ilerliyorsa… 
Allah’ın ahadiyetini her çağın insanına o çağın mantık yapısına göre açıklayan tasavvuf ilmi de yenilenen kavramlarla sürekli “teklik” bilincinin sınırsız derinliklerine doğru inmektedir.

ALLAH İLMİNİ insanlığa sebil eden dostlara sonsuza dek duacıyım...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Subbuh, Kuddus, Ekber ALLAH&#8217;ım seni hakkıyla takdir edemedik, bilemedik, ya zel-celali vel-ikram &#8230;.Allah’ın ilim sıfatı nasıl ki sürekli olarak gelişen bilimlerle sürekli daha mükemmele doğru yenilenerek ilerliyorsa…<br />
Allah’ın ahadiyetini her çağın insanına o çağın mantık yapısına göre açıklayan tasavvuf ilmi de yenilenen kavramlarla sürekli “teklik” bilincinin sınırsız derinliklerine doğru inmektedir.</p>
<p>ALLAH İLMİNİ insanlığa sebil eden dostlara sonsuza dek duacıyım&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
