Reklam çubuğunu görmek istemiyorsanız ve daha hızlı olmak istiyorsanız lütfen bu adresimizi kullanın..

Ehlini Ararken

// 24 Mart 2008

“Selamun aleykum kaave milletinin insanları” diyerek girdiği mahalle kahvesinde her gece destansı hikâyelerle öğütler verir, aykırı soruda sıkışınca “Ehline müracaat edelim, toplanın millet tekneye gidiyoruz” diyerek ak saçlı Nusrettin Babanın yolunu tutardı. Heredot Cevdet’in abartılı anlatımlarında zihnime kazınan derin cümle Ehline Müracaat Edelim olmuştur..

Bu noktada ehli kimdir, sorusu karşımıza çıkar. Ehli hakkında şuur altına işlenen şablonlardan kurtulduğumuzu sanmıyorum. Ehlini ararken en ciddi perde melek kişi bulma takıntısı. “Müracaat edeceğim kişi öyle biri olmalı ki; zaafları olmasın!.. Beşeri hataları bulunmasın!.. Ne sorarsam cevap versin!.. Yaşamıyla, ilmiyle, duruşuyla 4/4 lük olsun!..”

Normal gibi görünen bu isteklerin derununda ne var biliyor musunuz? Biraz acı olacak belki ama söylemeliyim: “Benim putum; herkesinkinden iyi olsun!..”

Ehlinin putlaşma arzusu yoktur. Birilerinin bilincine ipotek koyma derdi yoktur.  Etrafına insan toplayıp kendi kendine canlı hisarlar kurmak gibi bir yanlışa da hiç düşmez. Ehlinin; en ciddi vasfı belki de etrafa hiç de öyle olmadığı izlenimi vermesidir.

“Ehlini tanımanın ölçüleri vardır” demek de perde çekebilir. Çünkü ehli; ölçü ve kalıba da sığmaz. Kafa karıştıracak, tuhaf haller de ortaya koyabilir. Hatta etrafın küfür-günah saydığı hal ve söylemlerle karşınıza çıkarsa aklınız karışmasın.

Dinlediğim bir sohbetteki ilginç tespit şöyle:

- Üst bilinçler bazen alt bilinç görüntüsü verebilirler. Safiyede olanı Emmarede, Mardiyede olanı Levvamede, Radıyede olanı Mülhimede gibi görmeniz olasıdır!..

Ehline giden yolda aşılacak en büyük set; melek kişi arayışından çıkmak!

İlla bir ölçü arayacaksanız; nereye çağırdığına bakınız! İslam yada Tasavvuf adı altında kendine çağırıyorsa, egosunu kavramlarla örtüyorsa uzaklaşabildiğiniz kadar kaçınız. Yok eğer Allah’a çağırıyorsa kulak veriniz.

Allah’a çağırdığını nasıl mı anlarız?.. Allah’a çağıran size bir şeyler dikte etmez, sizde olanı gene sizin açığa çıkarmanız için kazmalar vurur. Ehli; amir gibi, komutan gibi davranmaz. Nasıl mı olur? Ehli olan suya benzer!..

Suya benzemek nasıl mı olur?
Bunu da bir başka yazıda açalım nasipse.

Mehmet DOĞRAMACI
www.yorumsuzblog.net.tc
m_dogramaci@yahoo.com

Arkadaşına gönder -EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Kategori: Mehmet Doğramacı

Bu Yazıyı yazdır Bu Yazıyı yazdır


26 Yorum >> “Ehlini Ararken”

Bu yazı için yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden Geri izleme yapabilirsiniz.
  1. Ş.Y. Yazmış:

    Ehlini bulmak susayıp onun elinden, gönlünden su içmek, içtikçe kanmamak daha da susamak….?!


  2. Güçlü Ildız Yazmış:

    Eline, beynine sağlık; M. Doğramacı


  3. ismi-ali Yazmış:

    Aslinda “isin ehli” herseyin” yerli yerinde” oldugunu “seyreder” ve der ki:
    “Mevlam neylerse güzel eyler”.


  4. CEREN Yazmış:

    Ehlini arar iken; kendi kabimizin rengine göre (sartlanmisligimiza göre) görebiliyoruz. Ayni zamanda da kendi düsünce kalibimiza oturtabiliyoruz (putlastirabiliyoruz). Esas olan özde SU`dur, her sekilde ve her renktedir…


  5. natilus Yazmış:

    Önce doğru cevaplar verilmiş olmasaydı; “sorular” doğmazdı.

    Doğru cevapları önceden verenler ve kafasında “sorular” doğanlar “aynı boyutta” yaratılmışlar.

    “Ehil kişi” İnşallah daha çok peşin cevaplar versin de “daha çok soru soracak kişiler” doğsun.


  6. nazan öztürk Yazmış:

    “Üst bilinçler bazen alt bilinç görüntüsü verebilirler. Safiyede olanı Emmarede, Mardiyede olanı Levvamede, Radıyede olanı Mülhimede gibi görmeniz olasıdır!..”
    demişsiniz Sayın Doğramacı. Benim de sorum şu :

    Acaba ALT BİLİNÇLER DE ÜST BİLİNÇ YANILSAMASI OLUŞTURABİLİRLER Mİ İYİ NİYETLİ SEYİRLERDE?

    Emmare ve levvamede ki nefsleri de daha üst seviyelerde görmemiz olası mıdır?.

    KARŞILIKSIZ paylaşımlarınız için teşekkürler…..


  7. Birlik adına Yazmış:

    Aslında arayan ilk başta ne benim putum en iyisi olsun diye aranıyor, ne de melek kişi görmek istediği için. Saim yusuf’un dediği gibi ”yapı, öz yapı”.
    İşte o yapıyı görmek istemek tüm yanlışları ortaya çıkaran, görmek yerine, okumak yapılabilse; istediğin tüm yanlışlar yanlış olarak bile görülmeyecek oysa..

    Heyecanla anlatırız öğrendiklerimizi, paylaşmak isteriz dikkatlerini çekmeyi başardıklarımız bize yaklaşırlar, ilk gelişleri aslında Öz Yapıyı vücutlanmış hali ile görmek istemeleridir, biri yapmışsa ben de başarabilir miyim diye gelir ilk gelen, sonra putlaşma oluşur istemeden, çünkü bakar zor iş kendinden çıkarmak o melekliği veya gerçekliği..

    İşte anlatan veya ilme dikkat çekmekle başlatmış olduğu eylemi putlaştırmamalısın söylemlerine dönüştürmek zorunda kalır, içten içe düşünür, bundan sonrasını kendi devam etmeliydi, ben öyle yapmıştım, demek yapılabilir niye peşimde halen.. Hem bunları düşünür hem de ona hak verir. Beğenmediği her kişide her putlaştıranda onlara tam yapı gösterememenin sıkıntısını yaşar, yine de amacı birilerine tam yapıyı göstermek ise de kendinde, bana gelişlerinde değil, gelenin kendi derinliğinde olduğunu anlatamamanın, gösterememenin hali ona yine bir eksikliğini gösterir ve beğenmediği yine ona birşey öğretendir. İlmi dengeli ortaya koymak, ilim anlatırken beraberinde putlaştırmama bilgilerini de eklemek gerektiğini öğrenmiştir. Kendi heyecanına kapılıp anlatması bu işleri başına açmıştır belki de..
    Sıfırlar kendini, belli bir tutum, sadece ama sadece öz yapının ortada kalmasını sağlayan anlatımlara derinleşerek ve başka kurban yaratmamak için.
    Sevgili Mehmet Doğramacı içimde bu düşünceleri düşünmemi sağladığınız için teşekkür ederim, kendimle yüzleşmek adına.


  8. Ş.Y Yazmış:

    Yazıyı okuduğumda eğitim derslerinde öğretilen Kohlberg’in ahlaki gelişim kuramını hatırlattı bana..

    Kohlberg, insanların altı yargı aşaması geçirdiklerini belirtmektedir. Bu altı aşama ise, üç düzey içinde yer almaktadır. Bu düzeyler:

    • Gelenek öncesi düzey
    • Geleneksel düzey
    • Gelenek sonrası düzey

    Diğer dönem kuramlarında olduğu gibi, her bir düzey kendinden öncekine dayanmakta, kendinden sonraki döneme temel oluşturmaktadır. Ancak aynı kişi, bazı zaman ve durumlarda bir aşamada davranış gösterirken, bir başka zaman ve durumda da başka bir aşamada davranış gösterebilmektedir.
    Bundan şuraya varmaya çalışıyorum: İnsaoğlu tabii ki beşer bir varlık. Nefsini terbiye etmeyi başardığı sürece ilerleme kaydetmektedir. Ne var ki, bazı dönemlerde nefis insana öyle bir yaklaşıyor ki bildiğiniz ya da öğrendiğiniz herşey bir anda alt üst olup onun istediği gibi olabiliyor…

    “Kontrolsüz güç, güç değildir” diye bir slogan hatırlıyorum. İçimizdeki gücü, nefsimizi kontrol altında tuttuğumuz sürece o güç, bizi istediğimiz yöne götürecektir…
    Kanat vardır çöplüğe götürür, kanat vardır gül bahçesine…


  9. hayri Yazmış:

    Resulullah’in mealen ; “Daraldiginizda ehlikuburdan yardim isteyiniz“.. bir baska hadiste; “Eger bilmiyorsaniz, ilim ve hikmet ehline danisiniz“, bir baska yerde “Meselelerinizi ZIKIR ehline danisiniz“ veya “Gönül ehline danisiniz”, seklinde bize ulasan verilere göre olaya baktigimizda;
    EHLI KUBUR (kabir ehli) bazi sözlüklerde kabir aleminde olanlari bilen, kabirdeki ölünün ahvalini kesfedip dogru olarak haber veren veli, olarak geciyor.

    ILIM ve HIKMET ehli; Var olus hikmetini idrak etmis, cereyan eden olaylardaki nihai amacin (hikmet) ne oldugunu sezebilen, görebilen basireti acik zevat.
    ZIKIR EHLI; Allah ismiyle farkettirilmeye calisilan hakikati kendi varliginda bularak bu dogrultuda yasayan zevat.
    GÖNÜL EHLI; Bedensel ve beseri sartlanmalardan arinarak SUUR boyutu ya da bilinc boyutunun tezahürü olan asil varligiyla bu boyut sartlarina ve anlayisina uygun olarak yasamini sürdüren zevat.

    Bu verileri kullanarak ISIN EHLINI aramaya kalktigimizda, karsimiza cikan ilk zorluk herkesin karsisindakini kendi seviyesinden bakarak degerlendirecegi, kendi degerleriyle kiyasliyarak ölcmeye kalkacagi bu yüzden de yanilma payinin büyük olacagidir.

    Tasavvuf kaynaklarinda gecen VELIlerin bile bir üstündeki VELIyi taniyamiyacagi ya da mertebesinin ne oldugunu idrak edemiyecegi, herkesin ancak kendi mertebesinde ya da daha asagida olanlari bilebilecegini düsünürsek…. Hatta bu konuyla alakali olabilir; üstad Ahmed Hulusi’nin bir yazisinda, halkin evliyadan bildigi kisilerin 99% nun ‘mülhimedeki arifler’ oldugundan bahsediyordu hatirladigim kadariyla. Bir baska yazisinda da kendimizde var olani disarda arayarak kurabiyeler ürettigimizden. (Kurabiyenin gücü - Sistemin Seslenisi 2.)
    http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/sistem/

    Sistemin Seslenisi ve yukardaki hadisleri bir araya getirip baktigimizda söyle bir anlam cikardik ama yanlis ama dogru:

    Evet sorunlarimizi cözmek icin ki bu hem dünya hem de ahirat yasamiyla alakali olabilir; sonradan pismanliklari yasamamak adina, bir bilene yani BIR i bilene danisalim ama bu bilgiyi yine bize bahsedilmis aklimizi da kullanarak devreye sokalim ki, bizden aciga ciksin aradigimiz…..
    Isin bir baska yönü madem ki, herkes kendi seviyesinden kiyasliyarak bakar, degerlendirir herkesi.. Bu yüzden BIR i bileni (anlatani degil) bulmak hayli müsküldür.
    O halde en azindan BIRI bileni farkettirecek görme yetenegi kazandiracak bir gayret ve calismalar icine girelim ki, göremezsek te en azindan kokusunu alir, belki bu sekilde buluruz.
    Ayrica EHLINI bulmak ta yetmez, maksat kisinin kendisi isin EHLI olmaktir. O’nu ararken kendini bulmaktir. O’nu kendinde bulmaktir. Bütün sorunlarin cözülmesi ancak kendi gönlüne (suur boyutu) girdiginde, var olus hikmet ve gayeni idrak ettiginde, topraksal bedenindeyken suursal degerleriyle seyre girdiginde, varligini olusturan Allah esmalarini kayitlanmadan aciga cikarip ZIKRI yasamaya basladiginda mümkün olur.

    Biz nerden bilelim kulubesinde otururken KABIRdekilerin cigliklerini duyan kulak kimde var. Nerden bilelim sistemin seyre soktuklarini ibret ve hikmet anlayisiyla gören bir cift göz kimde var. Nerden bilelim beseriyeriyet batakliginda bogulmak üzere olanlara uzatilacak IP kimde var…. BIRR EHLI ni bulup GÖNÜL e girmek arayanlara nasip ola…


  10. Y.E.K. Yazmış:

    “BİZE KAL HALİ DEGİL HAL HALİ GEREK” (buyrulmus 3 defa)

    (KAL HALİ sanki akılla aramak/yargılamak EHLİ ni, peki HAL hali nedir ki?)

    HAL HALİ NEDİR USTA?
    HAL HALİ?
    HAL HALİ NEDİR ?
    HAL HALİ?

    K harfinin ve H harfinin anlamlari nedir hurufilikte ?

    Es Selammm, nasılsınız?

    Haddime degil yorumlamak yazmak ama anlatmak gerek bazen, anlatmak gerek..
    Ehli ni bazen CEMAL bazen CELAL ile gorursunuz.

    (Yıldız zamanlarında, GUNES zamanında kısmetse ziyaret etmek gerek belki CEMAL zamanı galiba.. -Marifetname de SULTAN ın huzuruna cıkılması ıcın yazılan zamandı bu yanlıs hatırlamıyorsam-)

    Gorursun ki bakıslari SEFKAT tir. Bazen Gorursun ki SIMSIYAHTIR GOZLERi hicbir siyaha benzemez elinde olmadan titrersin korkarsın.

    Konustugunda, buyurdugunda sana buyuruyorsa sana yonelir. Sonra oyle olur ki sanki seni hic tanımamıstır gormemıstır .

    Gozlerini kapar 1 saniye icinde tum gecmisini tum gelecegini gorur ve tek bir kelime ile sana seni ozetler. Sana ıpucları verir sen soramasan da, yıllar sonra sana yol gosterecek ıpuclarını o zaman anlamasan da sana buyurur, durduk yerde birden sana yonelir, o zaman anlamazsın.

    EHLİ “kendine” cagirir cunku “kendi” kimdir bilir misin?

    EHLİ, AFFEDER VE GULUMSER SEFKATLE. Şaka yapar takılır sana bazen, mubarek sag elini lutfeder bazen, mubarek sol elini.

    EHLİ SADECE VE SADECE LUTUF KAPISIDIR, TEMIZLIK KAPISIDIR, SEFKAT KAPISIDIR.

    O LUTUF Kİ NE SUKREDEBİLİRSİN NE ANLAYABİLİRSİN O LUTFU.

    SADECE LUTUFTUR, SEVGİDİR.

    Ehli yine gel dıye buyurur, yine gel.

    “BİZE KAL HALİ DEGİL HAL HALİ GEREK” (KAL HALİ sanki akılla aramak EHLİ ni peki HAL hali nedir ki? )

    Ehli ni AKIL ile bulabilir misiniz?
    Davranislarını yorumlayıp bulabilir misiniz?

    EHLİ nin mubarek huzuru lutfedılmısse; Mutlaka ve mutlaka “icsel” yasantı baslar, eger LUTF edilmisse mubarek huzura varmanız.

    FİZİKSEL BEDEN OLMADIGINIZI YASARSINIZ, mutlaka ve mutlaka o mubarek huzur lutfedılmısse.

    TERTEMİZ KALP YA RABBİ, KAZASIZ, CEZASIZ, BELASIZ LUTFUNLA TERTEMİZ KALP.. SEVGİN YA RESULULLAH SEFKATİNLE, AFFINLA, SEVGİN..
    EDEPSİZLİKTEN SEVDIKLERINI INCITMEKTEN SANA SIGINIRIM S.A.V. EFENDİMİZ HURMETİNE ALLAHIM TEMİZ KALP YA LATİF YA KUDDUS..

    Lutufname isimli kitaptan alıntıdır..”

    es selaaammmm ve es sevgiiiiiii

    (hep batidan mi kelime turetecegiz;
    biraz da yine Arapca’dan turetelim usta! :) )


  11. kadir Yazmış:

    Ehli olan suya benzer!.. Çünkü su renksizdir, kokusuzdur, bulunduğu kabın şeklini alır, insana enerji verir. Su hayattır.

    (Yazar: Masaru Emoto,) “Suyun Gizli Mesajı” adlı kitapta suyun nasıl kodlama yaptığı ispatlanmış, dileyen bu kitaptan araştırsın.
    Ehli olanın suya benzemesi (Allah’a çağıran size bir şeyler dikte etmez, sizde olanı gene sizin açığa çıkarmanız için kazmalar vurur.)

    Sayın M. DOĞRAMACI
    yazılarınızı takip ediyorum beyninize, kaleminize sağlık. Ehli olanda su gibi beyin şifrelerini çözme yeteneğine sahip ki bizde olanı çıkarmamız için kazmalar vuruyor. Ehli olanda renk ve şekil yoktur. Allah cümlemizi Ehli olanla karşılaştırsın.


  12. faik Yazmış:

    “Ehlini ararken en ciddi perde melek kişi bulma takıntısı. “Müracaat edeceğim kişi öyle biri olmalı ki; zaafları olmasın!.. Beşeri hataları bulunmasın!.. Ne sorarsam cevap versin!.. Yaşamıyla, ilmiyle, duruşuyla 4/4 lük olsun!..”

    Normal gibi görünen bu isteklerin derununda ne var biliyor musunuz? Biraz acı olacak belki ama söylemeliyim: “Benim putum; herkesinkinden iyi olsun!..”

    Melek gibi kişi bulma takıntısı; sadece ehli ararken perde olsa ne mümkün… Biz ALLAH’ı da melek tanrı sanıyor, kutsallık(!) perdesiyle gizliyoruz… Ötelemenin de kaynağı, kutsal(!) tanrı perdesi…

    Sizce hangisi daha vahim?.. Melek kişi aramak mı?… Melek tanrı inancı mı?…


  13. Kutsal Yazmış:

    Kutsallık anne olmak gibi, etinden sütünden bir parçan olmasına şahitlik adeta.

    Kutsallık bir erkeğin sünnet olması gibi, er olabilmek için etinden parçalar alınır, kan döker canından can gider, buna şahitlik etmesi gibi.

    Kutsallık Allah kulu olma yakarışlarını içinden derininden duyumsayıp ya sevinci ya hüznü yaşayacağın anlar gibi, sadece senin bildiğin ve anlatamadığın, sadece gönülden dost olanların anlayabileceği.

    Kutsallık dostların yanında sevgiyle büyüyüp serpilip, dostlarını nerede olursan ol, hep sevmek gibi, onların da seni hep seveceğini bilmen gibi. (Allah için)

    Hangi tanrılık kavramı, hayatımda yeşeren, beni ben yapan, beni benden çıkaran bu kutsallıklara erişebilir.


  14. faik Yazmış:

    Serüvenimiz;
    “İnsan gibi düşünen tanrı sanısından; Allah gibi düşünen insan anlayışına…”
    olsun…
    Duygu denizlerinde kulaç atmaktan vaz geçip; düşünce ufuklarına kanat çırpsak olmaz mı?!..


  15. Feray Yazmış:

    Bazen bu sitede yazılan yazılar, yapılan yorumlar çok çelişkili geliyor bana. Bir gün Allah ehli vasıfsız olmalıdır, şöyle olmalıdır, böyle olmalıdır deniyor; ertesi gün böyle bir yazı yazılıyor. Karar verin artık, gerçek Allah ehli nasıl olur? Eskiden Muhammed-ül Emin ahlakı diye bir kavramımız vardı, bugün o da ortadan kaldırıldı, önemsenmez ve lafı edilmez oldu. Ben de tenakuza düştüm artık, burada yazılanlar bana mantıklı gelmiyor açıkçası. Sanki herkes bu konuda cevabını bulamadığı sorularla boğuşuyormuş gibi, ne dediğinden çok da haberi olan ve emin olan olduğunu zannetmiyorum.


  16. İz'ân Yazmış:

    “Unuttum, konu neydi?”

    Sevimli bir çizgi film kahramanının sorusu bu:

    “Unuttum, konu neydi?” :))))

    Arkadaşlar kusura bakmayın ama, son günlerde yapılan yorumlar; yazarların vermek, açmak istedigi konulardan çıkıyor, farklı boyuta taşınıyor, sonra 2-3 kişinin karşılıklı tartışmasına dönüşüyor.

    İyi biliyoruz ki; pek çok dost bu yorumlardan ilim almak için burada. Buna biraz dikkat etsek de konudan koparmasak işi daha iyi olmaz mı?

    Ben, yazarın ne demek, ne anlatmak istedigi üzerine biraz düşündüm.

    1- Ehil zat aranırken bilinç altında saklanan egonun sesine dikkat çekilmiş.

    2- Ehlinin tuhaf halleri olabilecegi, şaşırtıcı durumlar gösterebilecegi gibi gerçekten hepimizi perdeleyebilecek ciddi bir duruma işaret edilmiş.

    3- Ehlinin dikte eden, emir veren, itaat bekleyen konumunda olmadıgı, olmaması gerektiği açıklanmış.

    4- Suya benzeme konusu çok çok manidar. Onun açıklamasını dogru yazardan bekliyorum heyecanla.

    Tum bunlardan sonra konuya sadık kalarak ehliyle ilgili, belki yazarın unuttugu bir noktayı da ben açayım:

    EHLİ OLAN MUMLA ARANMAZ. EHLİ ARAYANA BİR ŞEKİLDE GELİR YA DA ARAYANI KENDİNE ÇEKER MIKNATIS GİBİ.

    BİR HAK EHLİ SİZİ ÇEKMİŞ, SİZİ SEÇMİŞSE KURTULMANIZ, KAÇMANIZ İMKANSIZDIR ARTIK. MIKNATIS ÖNUNDE DEMİRTOZU OLURSUNUZ O AN. YA DA ATEŞ ETRAFINDA PERVANE!…

    NEDEN Mİ?
    HAK EHLİNDE, HAK EHLİ ELİYLE SİZİ SEÇEN BİZATİ HI HAKKIN KENDİSİDİR DE ONUN İÇİN!
    YA HUUUUUUUUUUUUUUUUU.

    Ehli olanı bulunca sorgular mıyız?
    Ölçüye kalıba vurur muyuz?
    Acabalarımız olur mu?

    KESİNLİKLE HAYIR!
    ATEŞ GÖREN PERVANE GERİ DURUP ATEŞİ SOGULAYABİLİYOR MU?

    DEMİR TOZU MIKNATISA DİRENEBİLİYOR MU?

    Özetle EHLİ AŞK İLE GELİR AŞK İLEEEEEEEE
    HUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUU….

    AKLA-ÖLÇÜYE-MANTIGA YER YOK ORDAAAAA…

    AŞK VAR AŞŞŞŞKKKKKKKK….

    Pervane olacak ateş, çekimine girecek mıknatıs bulmak, saadetlerin en büyüğü!

    Ben böyle düşündüm.


  17. Feray Yazmış:

    Sakin olun İzan,
    Bu tür heyecanlı satırlar beni çok ürkütüyor inanın! Açık yüreklilikle itiraf edeyim, inanın bana böyle çığlıklar görünce korkuyorum, doğru yerde olup olmadığımı sorguluyorum.

    Çok farklı bir çağda yaşıyoruz. Bu tür düşüncelere rağbet olmayan bir çağda.. Ateş, pervane, yanmak..?

    Bu çağın mantık insanı için çok uygun olduğunu sanmıyorum. O sebeple ben yine de akıl ve mantığın elden bırakılmamasından yanayım. Akıl yolunu tercih etmek, Allah Rasulünün Hz. Ali’ye de tavsiyesi değil midir?


  18. SOR Yazmış:

    “Allah kime HAYIR dilerse, ona dinde derin anlayış verirmiş”
    Evet “hayri” bulmak, idrak edebilmek, yaşayabilmek dileğiyle..
    Selamlar.


  19. Olumluların güçleriyle Yazmış:

    Serüvenimiz;
    “İnsan gibi düşünen tanrı sanısından; Allah gibi düşünen insan anlayışına…”
    olsun…

    AMİN. Bir Dostum şöyle demişti bir gece; kurulanmak istiyorum artık zaten fazlaca ıslandım :) ve üşüyorum. Yine de boşa emek değildi duygu denizlerinde yüzmek, hepsi yerince olsada, kazançlar olsada, kayıplar daha çoktu bu bir gerçek. Ne kayıplar için üzülmeye vaktim var, ne de kazançlar için sevinmeye.

    Bu düşüncesi onu kıyam’a getirir mi bilmem, yine de ona dua ediyorum. Teşekkürler.


  20. ş.yirci Yazmış:

    Tamam putlaştırmak doğru değil de, insan çok sevdiği, kendine ayna olmuş birinin kusurları varsa bile nasıl görür ki… Bırakın Hakk ehli kişiyi, hayatımızda çok sevdiğimiz insanların çoğu zaman kusurlarını görmeyiz ya da görmek istemeyiz… Bunun adı bence (çok ileri boyutta değilse tabii ) çok sevmektir. Hakk için sevmektir.. Hakka vasıl olmak için sevmektir.. VE BU BENCE Bİ GEÇİŞ SÜRECİDİR..

    Zamanla bebeğin sütten kesilmesi gibi daha güzel, kendine has tatlar almaya başlayınca kalmayacaktır bu bağımlılık ve tutku.. Hz. Mevlana da Şemsi çok sevmiştir. O gidince çok acı çekmiştir.. Zira Şems te bi beşerdi. Onun da kusurları vardır her insan gibi. Ama Mevlana’nın onu çok sevmesi kusursuz bi insan olduğu ya da onu putlaştırdığı için değil ki?
    Mecnun da Leyla için yanmış yıllarca içten içe ama sonra asıl aşkın Allah aşkı olduğunu bulmuş. Leyla sadece bi vasıta olmuş aşk yolunda.. Oysaki Leyla kara kuru bi kızmış..
    Çok sevince, O nun için sevince bulduğum 4/4 lük olsun ya da kusursuz olsun düşüncesi ??? ….
    İnsanın kendisine ayna olan birini, hayranlıkla izlemesi, orada kendini görmesinin şaşkınlığıdır desek yanlış olmaz sanırım.. VE BU Bİ GEÇİŞ SÜRECİDİR (Takılıp kalmayanlar için tabii)…


  21. natilus Yazmış:

    Derin sular vardır. Bir de derin suların iki boyutlu yağlı boya tabloları vardır.
    Derin sulara girmek ürkütür insanı. Derin sular soğuktur. Şok eder. Kramp oluşturur. En usta yüzücüler dahi çok muhteşem çığlıklarla can verirler o diplerde.
    Derin suların yağlı boya tablolarını çalışmak ve çalışanları seyretmek zevk verir sanat severlere.

    Derin sular konulu resim galerisi her zaman açıktır “Yorumsuz Blog”da. Fakat ressamların ve sanat severlerin sükûnetle birbirlerini taktir etmeleri ve eleştirmeleri gerekir.

    Derin sular konulu resim galerisi her zaman açıktır “Yorumsuz Blog”da. Fakat ressamların ve sanat severlerin sükûnetle birbirlerini taktir etmeleri ve eleştirmeleri gerekir.

    Sn. Feray’a katılıyorum bu konuda. Dip dalma çalışma bölgesi ile dip dalma sanatını anlatmayı bir birinden iyi ayırmak gerekir.

    İz’an’ı da destekliyorum bu arada. Diplerde ne var ne yok hiç kimse anlatmazsa; “içimizde derin duygular” nasıl uyanacak? Ömrümüzü sanat galerilerinde mi çürüteceğiz? Diplere dalamasak da dalgıçları seyretmek için okyanus kıyılarına hiç gitmeyecek miyiz? Dalgıçların itiraflarını hiç dinlemeyecek miyiz?

    Dalgıçlara, ressamlara, seyircilere selam ve sevgi ile… Ve Yazar’a da “dalgıç öğretmenlerinin” kalitelerini “yanılgıları önlemek amacıyla” anlattığı için teşekkür ederim.


  22. ruhum latife Yazmış:

    Derin suların derin ve hırçın dalgıçları ile beraber yüzmek çok tehlikelidir bence… :-)
    O yüzden onun sizi dalmak için seçmesini beklemek lazımdır ki, kazaya kurban gitmemek için…
    Böyle derin ve hırçın maddi kılıfa sahip dalıcı rehberler insanı sürekli yıkar ve yaparlar bazen de sadece yıkarlar… :-)

    Ama şöyle de düşünmek lazımdır… Bu kadar hırçın ve derin bir kutbun tam zıttı meleki yanı olan diğer bir kutbu da vardır… Ve olayları dengeleyen de belki odur…
    Kişideki yapı hangisi için müsaitse o eksene doğru çekilir diye hissediyorum…
    Bunlar Celal ve Cemal’in yani iki elin arasındaki Ali Cengiz oyunları olmalıdır…
    Sevgiler


  23. demirhan Yazmış:

    YORUMCU ARKADASLARIN DİKKATİNE !..

    Arkadaslar yorumlarınızı yaparken bir yerlerden sayfalarca ‘copy paste’ yapıyorsunuz.. Hem gereksiz yer kaplıyor, hem insanların yorum okumasını güçleştiriyor.
    Bu şu demek değil ki, bakın ne kadar çok biliyorum…
    İnsanlara birşey anlatmak mesaj vermek istiyorsak, o konunun linkini versek yeterli sanırım.

    Resulullah düsturu ne der; ZORLASTIRMAYIN; KOLAYLAŞTIRIN, NEFRET ETTİRMEYİN; SEVDİRİN.

    Lütfen dikkat edelim rica ediyorum. Sevgili editörden de ricam bu konuya dikkat etmeleri. Çok sık yorum yazan biri değilim çok rahatsız olduğumdan yazma ihtiyacı hissettim.


  24. hayri Yazmış:

    SOHBET EHLI derunundan inzal olani taliblerine sunandir. Digerleri kendilerine lütuf yollu sunulani aralarinda paylasan, üzerinde fikir yürüten, aydinlanmaya calisan TALEBElerdir.. Talebe statüsünü koruyarak haddi asmayanlarin önce EHLInden sonra kendiNden bilgi N’ektarlari toplayip BAL üretimine gececeklerinden eminim.


  25. Ali Balaban Yazmış:

    Ehilini ancak ehli bilir.


  26. veysel Yazmış:

    Arayışlarımız nefes alabildiğimiz her an da, öğrendiğimiz her yeni ilmin ardından süregider denebilir mi?
    Kabullendiğimiz ve kendimizi bu doğrultuda var saydığımız hangi halde olursak olalım, olduğumuz yerden mutlaka farklı bir noktaya sıçrama duygusuna kapılırız. Çünkü bence kazandığımız her zafer ya da ismi ne olursa olsun gelmek istediğimiz noktaya vardığımız anda farklı noktaların eksikliğini hissederiz.
    Hayatta yaşadığımız her olay acı-tatlı iyi-kötü fark etmez bir PAY alıştır BENliğimize. Biz istedikçe isteklerimiz cevap bulur. Ve cevap bulan her isteğin ardında yatan yeni bir istek doğar, farkında olarak ya da olmadan. Bu noktada bazen etrafı gözetler İŞİN EHLİ dediğimiz şahısları arar buluruz.
    Onlardan istediğimiz aslında gerçekten sahip olduğu ilim ve bu ilmin bize kazandıracakları mı? yoksa BENliğimizin PAY alışı mı?

    Kimi insan ilmi alim olduğunu ispat için kullanır, kimi de sadece ilmin ona kazandırdığı mertebede seyir halindedir.
    Kimi ne istediğini bilmeden ister durur birŞEYHler. kimi de istediğinin farkında olarak ister ama erişmez çünkü bu da bekler durur medet umar.
    Kimi ise ARADIĞININ yokluğunu hissettikçe arar, boğuldukça arar, sıkıldıkça arar, ağladıkça arar, ama bulur ama bulmaz.
    Kimi ise bulmuştur farkında olmadan, yanındadır yanıbaşındadır.
    Kimi bulmuştur SU misali. su hangi kaba konursa o hali yaşar. O da halden hale girer, her ANı yaşar. Yaşamaktan maksat aldığı nefesten ibaret değildir. Nefes almak şöyle dursun aklından geçmez görmek, bakmak, yemek ya da içmek.

    Artık böyle bir EHLİ kişi aramak ne kadar doğrudur herkesçe bilinir. ama işin ehlini ÖTEDE değil içinde aramak içindeki ehli bulabilmektir.
    Ben şahsen arayışımı uzaklarda aramakta olan biriydim, belki de hala öyleyim. Ama öyle oluşumdan maksat PAYLAŞMAK.
    Dilerim bu hayatta herkesin dileği BİR, HAKİKATI BİR olsun. HAKİKAT’ta olduğu gibi…


YORUMLAYIN


hakikatt

Yorumsuz Blog'un Yayın İlkeleri 'ndeki Yayın İlkeleri ve Yayın Şartları başlığı altındaki koşulları okudum.