Reklam çubuğunu görmek istemiyorsanız ve daha hızlı olmak istiyorsanız lütfen bu adresimizi kullanın..

Egonun en sevmediği şey: Sevmek

// 15 Mart 2007

Sevenin gözü görmez derler… Oysa sevenin gözü görür, amma; sevenin gözü, kusur görmez!

Sevdiğinden başkasını görmemek kemâlidir belki sevmenin, ama onun daha öncesinde sevenin özelliği, kusur görmemesidir sevdiğinde!

Sevmek, sadece “güzellikleri” görmektir! Hata, eksik, kusur, yanlış görmemektir. Güzelliğin hoşluğudur yaşanan, gönlünde sevenin.

Kusursuzdur sevene sevdiği! Ne hata vardır görülecek, ne kusur, ne yanlış, ne de eksik!

Hata, eksik, kusur, yanlış görülmeye başlandı mı, sevgi de kaybedilmeye başlanır ve giderek kaybolur…

“Allah’ı sevmek” denen şey, varlıkta hata, eksik, kusur, yanlış görmemekle başlar.

“Allah’ı sevmek” denen şey, varlıkta hata, eksik, kusur, yanlış görmemekle başlar… Hiçbir yerde, hiçbir surette, hiçbir zerrede. Suretlerden bir suretten, bir kıvılcım ile başlar belki. Aşk ile. Ve gittikçe yayılır her surete… Görüldükçe türlü haller türlü yandan; “sizde bir türlü, bizde bir türlü,” dedirtir…

Aşk, alemlerin rabbinden bir lütfudur; kula bahştir ! Ondaki mânâlardan bir “mânâdır”, yaşanan. Yüzünü gösterdi mi, O’na aşık olmaya karşı koyabilecek güç kalmaz karşısındakinde! Tuzun suda eridiği gibi erir varlığı “sevenin”, sevdiği karşısında… Unutturur sevene kendi halini bile aşk; sevilen ve sevgisi kaplar her yanını, her zerresini. Onun için, onunla, adeta onu (sevdiğini) yaşar, seven.

Beğenmek gibi değil, hoşlanmak gibi değil, eğlenmek gibi değildir sevmek. Bunların hepsinin nihayeti vardır, ama sevginin nihayeti yoktur. Nihayeti yok olmak ise sevgidir zaten; yolda kalanlar, sadece o yolun heveslileridir.

İşte böylesine sevmek, dünyanın en zor işidir! Katlanması güçtür. Sabretmesi güç! Zira, hata, eksik, kusur, yanlış görmemek her yiğidin kârı değildir. Onları görmekle, sevgi de birarada yaşanmaz ne çare ki… Onun için demişler, “aşığım demek kolaydır ama, sevdiği yolunda canından vazgeçmeyen değildir gerçek aşık.”

Ne diyor kudsî hadiste? “Bana aşık olan beni bilir, beni bilen beni sever. Bana aşık olana ben de aşık olurum. Kime aşık olursam onu öldürürüm. Öldürdüğümün diyeti bana aittir.”

Böyle bir lütuftan nasibi olanın, hata görmesi olmaz, kusur görmesi olmaz, eksik, yanlış görmesi olmaz! Suçlaması olmaz, kınaması olmaz, hor görmesi olmaz!..

“Bana aşık olan beni bilir, beni bilen beni sever. Bana aşık olana ben de aşık olurum. Kime aşık olursam onu öldürürüm. Öldürdüğümün diyeti bana aittir.” (Hadis-i Kudsî)

“Ben aşığım” sözü, “ben hata, eksik, yanlış, kusur görmüyorum; suçlamam, kınamam yoktur!” diyebilenin sözüdür. Bunlara takat getiremeyen, lâfıyla, taklidiyle avunur sadece aşkın, sevginin…

Seven, sevgisini kaybetmemek için “kendini” kaybeder…

Nasibi olmayan ise benliğini kaybetmemek için “sevgisini” feda eder…

Seven kişi “ben”ine sınır tanımaz, özünden gelen sınırsızlığı hisseder, kayıtsız yaşar. Gaybından ne gelirse, kendinde onun ortaya çıkacağını bilir… Onun için aşığın yapamayacağı şey yoktur!

Seven, “ben” derken, özündeki o sınırsızlığı hisseder! Sınırsız özdür o!

Nasibi olmayanın ise kendisi sanıp ben dediği, “ego”sudur aslında… Kendini üstün, özel, başkalarından ayrı görme meyli ile. Kahramanlar farklı olsa da egonun senaryosu hep aynıdır her defasında; bilenler bilir. Kusur görmekle başlar işe, hatalar, yanlışlar gelir ardından… Ve eksikler, eksiklikler… Sonra suçlar, kınar, hor görür… Sabahtan akşama dek “ben ‘tanrı’yım” deyip, pardon “ben ‘hak’lıyım” deyip, böbürlenerek dolaşır etrafta… Ego da hata, eksik, kusur, yanlış görmez; o da suçlamaz, kınamaz! Ama sadece “kendini”! Asla kendinde hata bulmaz, kusur görmez, eksik görmez. İstemediği birşeyi yaşadığı zaman hemen karşısındakini suçlar, karşısındakini kınar… Ateşe düşer yanar, ama dönüp “bunun sebebi sensin” diye hep karşısındakini suçlar! Af dilemeyi bilmez! Hatasından sonra şeytanın, “beni sen azdırdın” diye rabbini suçlamasını hatırlarsınız… İşte aynı senaryo! Sevgiyle başlayan nice yolculuğu bile tam zıddına, nefrete kadar götürür ego… Geriye kalan sevgisiz bir benliktir orada…

Şunu her zaman hatırlayın dostlarım: Karşısındakilerde hata, eksik, kusur görerek içinde bulunduğu durumdan dolayı başkalarını suçlayan; hakikati olan “sınırsızlığı” kaybeder, “ego”suna tâbi olur!

Allah Rasûlü iken, o eşsiz zat günde yetmiş kez tövbe ederken… Hele hele, istemediği bir durumu ve mutsuzluğu yaşayıp da, buna rağmen “hatam yok, ben ‘hak’lıyım” iddiasında olmak büsbütün perdeliliktir!..”Ego”, sınırsızlıktan perdeler, kendini hep ‘hak’lı bularak, sevgiyle, saygıyla, hoşgörüyle, hizmetle, şükürle, vericilikle yaşanan her güzel şeyi ezer, yokeder… Haklılık iddiasıyla haklı çıkanın “siz” olduğunu sanırsınız. Bu size “gurur” verir. Gururuyla yaşayan kişi de herşeyi yapabilir, ama “onu” seçen, kendindeki “sonsuzluğu” kaybeder.

Karşısındakilerde hata, eksik, kusur görerek içinde bulunduğu durumdan dolayı başkalarını suçlayan; hakikati olan “sınırsızlığı” kaybeder, “ego”suna tâbi olur!

Şu iki şeyi hayatınızın her saniyesinde devamlı hatırlamaya çalışın: Ne zaman ki “ben haklıyım” iddiasındasınız, bilin ki o zaman tanrılık iddiasındasınız ve sonu zillettir, aşağılanmadır. “Yaşadığınız her ama her istemediğiniz şeyin, her kötü anın, her mutsuzluğun, sadece ve sadece kendi perdeliliğinizden kaynaklandığını ve kendi ellerinizle taşıdığınızın neticesi olduğunu” hiç akıldan çıkarmayın!

Sistem bu! “İnsan için yaptığının dışında hiçbir şey yoktur!” Bunların neticesinde, asla başkalarını suçlamayın, kınamayın, onlarda hata, eksik, kusur görmeyin! İsterse, ömrü boyunca secdede olsun başı; istemediği durumlardan dolayı kendi eksiklerini görmediği, ben haklıyım iddiası ile karşısındakileri suçladığı bir halde iken ölen kişi, imanlı bir halde gitmiş olmaz… Bunu egonuz kabul etmeyecektir, hiç unutmayın! Tek çıkış yolu var, Kur’an-ı Kerim bunun böyle olduğunu açıkça beyan ediyor, ona iman etmek! Bakın Nisa Suresi’nde ardı ardına iki ayette çok çok önemli bir inceliğe işaret var bu konuda. Birçok kişinin birbiriyle bağdaştırmada zorlandığı, içinden çıkamayıp sorduğu bir nokta. Yukarıdaki açıklamaların devamında değerlendirilebilmesi kolay olur dilerim.

“…ve in tüsibhüm hasenetüy yekulu hazihi min indillah ve in tüsibhüm seyyetüy yekulu hazihi min indik kul küllüm min indillah…” (Nisa: 78)

“Kendilerine bir iyilik isabet ederse “ind-Allah’tan” diyorlar, ama kötülük isabet ederse bu “sendendir” diyorlar; de ki hepsi de ind-ALLAH’tandır.”

Karşımızdakine yönelik tavra ve bakışa dair çok önemli bir düşünme ve değerlendirme prensibi açıklanıyor burada. Bu hükmü değerlendirebilen kişi, istemediği, hoşlanmadığı bir durumdan dolayı asla karşısındakini suçlamaz! Ayrıca, yaşadığı güzelliklerden dolayı da asla benliklenmez, böbürlenmez… Zira, yaşanan ve yaşanacakların hepsi Allah’tandır.

Akabinde çok önemli bir sır daha açılıyor:

“Mâ esâbeke min hasenetin feminallah ve mâ esâbeke min seyyietin femin nefsike…” (Nisa: 79)

“Sana gelen iyilik ALLAH’tandır, sana isabet eden kötülük ise ‘nefsinden’dir.”

Nefsimize yönelik tavra dair açıklanan düşünme ve değerlendirme prensibi ise şu: Eğer istediğin güzel şeyler ise yaşadıkların, bunları Hakk’ın bir lütfu olarak bil, Allah’ın hüküm ve takdirinin sonucu olarak bunların nasip olduğunu değerlendir, böbürlenme, benliklenme!.. Yok eğer istemediğin mutsuz edici durumsa içinde bulunduğun, o halde bunların da nefsinden kaynaklandığını, sebebinin başkası olmadığını bil!.. Sana isabet eden kötülük, nefsindendir. Ego, böyle olmadığına dair bir sürü çıkarımlarla gerçeği örtmeye çalışabilir. Ancak, Sistem bu; itiraz etmekle hiçbir şey değişmez! Bunu böyle kabul edip yaşamadıktan sonra da bu Sistemi ‘oku’mak asla mümkün olmaz!.

İşte önemli iki uyarı; nefsinin yanıltmalarına aldırmadan iman edip gereğini yaşayabilene “aşk” olsun!

Ahmed Bâki
www.yorumsuzblog.net.tc
http://ahmedbaki.com

Kategori: Ahmed Bâki

Bu Yazıyı yazdır Bu Yazıyı yazdır


6 Yorum >> “Egonun en sevmediği şey: Sevmek”

Bu yazı için yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden Geri izleme yapabilirsiniz.
  1. filiz54 Yazmış:

    Egonun en sevdigi sey: Sevmek…

    Ego, kullanabilir (gozukur), bilmeyene sevgiyi ask’i.. Nereden mi biliyorum, bir aralar tanismistik kendisiyle.. Coskunca akan irmaga, denize vs.. bir girisi vardi sormayin.. Dunya degil, Evren onun etrafinda donuyordu.. Gercekten inanmisti, yagmur onun icin yagiyor, gunes onun icin doguyor, sistem onunla degisiyor.. (Kismen de haksiz sayilmazdi diyelim, dusene (bu dusmeyi de sakiz etmeden agiza) yardim gerek nezaketiyle..)

    Duygusal yapilari kolay ele gecirir ego, cunku kendini gelistirmeyen her yapi, guzel bir seye meyillidir, kapilip gider, iki Allah, bir Kitap dan bahsetmeniz bile yeter, yeter ki guzel guzel bahsedin sevgiye ac olanlara, sevgisiz yasayamam diyenlere, dissalliga acik beyinlere, kapi kullugunu sevenlere..

    Uyanik olanlar zaten hep uyaniklar Allah dendiginde ne kast ediliyor, tanrisal bir anlayisla mi hitap ediliyor, Kitap deyince ezberci mi, taklitci mi yaklasiliyor bunu hemen kavrar, farkindadirlar sunumlarin ne oldugu, ne kadar oldugu konusunda, bilinc’li uyanik olanlar..

    Guzele yatkinliklari, guzeli benimsemeleri cumlelerinde fiyaka saglar ego’nun.. Eger ki tanismamis iseniz ego ile, samimiyetle yazilmis gibi gorunen kitaplar, romanlar, hikayeler, soylevler nereden bilinecek, ozde nereye kaydirilmaya calisildigi konusunda nasil bilinclenilecek… Ne kadar icten! yazilirsa yazilsin, sistemli bir temel varsa bir insanda, ictenlikli! kelimelerde bile uyumaz, secebilir..

    Supheci olmaktan bahsetmiyoruz pek tabi, gercege yatkin olmaktan bahsediyoruz.. Hizmet, hizmet diye tutturdugumuz, gercege asik’likdan dogan, dogal bir gerekliliktir, bir isin arkasinda olmak neticelendirmek.. Ne diyor diye, merak etmek, anlayisli olmak.. Gercek ise kimden gelirse gelsin o gercekle bir olabilmek, yanlisin elinde ise o gercegi fark ederek, yanlisdan veya azaptan kurtarmak yine bir olmak o gercekle, sanki…

    Ego ile tanismaktan korkmayin, ego ile tanismaktan korkun…

    Bu iki kavrami birlikte goturebilirseniz kendinize celme takmalariniza inanamiyacaksiniz…

    Alimler hep Hakikat’in muhtesem halinden bahsederler, egonun harikalari da yabana atilacak gibi degildir hani.. Hayat da guzel olan her kavramin bir aksi vardir… (hep’lik, hic’lik gibi). Yol her yerde! Oz’e erdirir..

    Sadece uzun uzun oyalanarak, acidan zevk alarak gitmek isteyen ego nun yolunu secmeli!… Ego ‘’seviyor”(um) der, yakar yikar, hakkidir sevmistir diye dusunur, sevdigine kavusmak icin engel tanimaz, ondaki engel gecme kimde var sorarim, bir alem yaratir neredeyse sevmesiyle adeta vurup gecer, engeli asma safiyetiyle hem de, ego asigim der bir an da herseyi hic haline getirebilir.. Siz de kim oluyorsunuz, ask’dan ne anlarsiniz, ask ego icin dogmusken, hayat hep onu beslemek, buyutmek icin yarisa girmis gibi sunum yaparken degil mi ama …

    Ego hepligi de bilir hicligi de, dış kavramiyla..

    Sadece hic olmayi dolayisiyla hep olmayi bilmez kendi icinde..

    Disindaki ”hiclik” algisi genelde soyledir… ”Hep” kendisidir; sizler de ”hic” siniz.. Birileri olmadan yasayamasa bile, tek gorebilir kendini, hic kimse anlamiyor diyerekten cakasi da gorulmeye deger dogrusu…

    Sanmayin oyle disarilarda fark edilir ego, disarda kendini gostermeyi sever ego, sanmayin… Eve kapaninca ehlilesir, uslanir, degisim yasiyor diye de aldanmayiniz…

    Hayal dunyasi genisse, uzanmadigi yer kalmaz oturdugu yerden.. Akil verir, kendi verdigi akli uygulamaz cunku kendisinin akla ihtiyaci yoktur ki… Ego nun gelismisi evde olmayi sever, evdeki hakimiyeti onu mesut ettigi icin.. Hakim olmadigi yerde niye olsun ki..

    İki namaz kilmissa, uc oruc baglamissa hak gorur hep kendinde, yanik yanik ic bile gecirebilir.. O kadar acilar cekmistir bagiracaktir pek tabiii hakkidir.. Nelerden vaz gecmistir kimi zaman, karsiligini verecek tabii yaradani..

    Ego sevmeyi sever.. Sevdikce sevileceginin hesabini bile yapmistir..

    Karsiliksiz olmak ne demek o anlatsin size… Simdi siz ona oyle veya boyle hizmet edeceksiniz, gel deyince gidecek, git deyince gideceksiniz bagirsa da Allah’dan demeyi bilmis olmaniz gerekir ki, cevap verirseniz, artik cahil mi olursunuz, zalim mi bilemem.. O Allah icin kendini kapatsin, onca sey dusunsun, sizin iyiliginiz icin sizinle paylassin, siz de anlamayin onu, cevap verin olur mu hic, cok ayip ediyorsunuz lutfen yapmayin boyle.. Haydi ego, ha gayret, Alim’lerin tum guzel davranislarini kendine bezedikce, o elbiseleri giydikce, uydurdukca kendine her guzeli, sevmeye ac olan garibimi uyutacak, aldatacak, keyfine keyif katabileceksin.. Fesubhanallah!

    Bir gun sanayideymis bir arkadasim, tamircisinin olayini anlatiyor..
    Sevdigi seyhi diye gordugu kisinin bunyesinde olanlara yardim ediyor bu tamirci, okutmak adina okullarini overek, parasal yardim da yapiyor uc kurusluk maasiyla, dergilerini duzenli satin aliyor hic okumadan hatta, bir ovuyor seyhini, koca koca Amerikali adamlar anlardi yoksa sahte olsaydi diyor, kendince tatminsel cevaplar da bulmus olarak ve tum samimiyetiyle kendi yoluna davet ediyor sizi, sevdigi icin sevgi adina tamirci arkadas…
    Sormus arkadas, tamirci arkadasa, niyeti kendi seyhini! yamamak olmadan, onunkini de kotulemek olmadan, sadece bir sorusuna cevap alabilmekmis niyeti…
    Sormus… Eger ki vefat etmis olsaydin su an ve sana deselerdi seyhin dedigin bir sey yok, onca yardimin bosa gitti, ne dusunurdun? Koca adam aglamis, olur mu oyle sey uzulurdum tabii diyerek..

    Guya diyecekmis arkadasim uyandirmak adina, ”karsiliksiz yapmiyorsun oyleyse” diye, diyememis, dunyasini yikamadim diyor, ego karsimda beni yenerdi, belki bir gun yardim edebilecekken, ‘’sirf hakli cikmak adina” onu kaybetmek istemedim diyor arkadasim ego gercegini gormus olarakdan.. Egoya, icten bir selam gonderdim, bu sefer beni kandiramadin diyerek, diyordu arkadasim ..

    Dogru bir sey yapmalarimizin icinde daha cok gezindigini nasil bilecektik ego ile tanismamis olsaydik..
    Aslinda saflik ve temizlik, iyi niyet adiyla da cok is gorur, kendisini inandirdigi icin yaptigi her ise, inandirici gozukur bu yonuyle bizlere.. Ego bildigimiz ilkel sekliyle kalmamistir artik.. O da kendini gelistirebilir, demistim her guzel davranisin bir aksi, yansimasi oldugunu.. Uyanik olmak gerekir, uyanik olmaya cabalarken supheci olmamak gerekir ki yine egoya teslim olmayalim… Cunku Ayet’lerin pek cogu suphesiz ki diye baslayarak cok guzel bir hatirlatma ve uyarma sunmakta..

    Suphesiz ki biz kimseyi suclamadan, kendi kendimizle barisik bir sekilde egomuza gercekleri gosterebilecegiz.. Yasadigimiz surece, nefes aldikca, yuzumuz baslangiclarla hep kara olsa da pes etmekten daha hostur yenilenmek… Once samimiyet nedir’i (Fatiha), cozmek gerekir ki, uydurulmus samimiyet elbiseleri bulmayalim kendimize.. Acilan kapi, ilerleyen anlayis, hayata gecirilen ilim, aksi olan zorla kapi acmalar, yenilenen teknoloji ile yenilendigini sanan anlayis, hayata gecirilmis gibi gozuken mecburi adimlar hep akis yaninda olarak kapi bekcisi olabiliri unutmadan gelistirelim kendimizi…
    Cok zor, ayrica cok kolay..

    Ego sevmeyi sever. Sevmeyi bilmese de yutturabildigine seviyorum’u ispatlariyla sunabilir, ispat isteyene…

    Ey Sevgi,
    sensiz olmuyor, seninle de cok tehlikeli be guzelim.. Oldugu gibi alip kullanana gerci tehliken..

    Degerlendirene, gercege asik olana ise Muhtesem sin , SEVGİ.


  2. faik Yazmış:

    Aşk, sevgi halindeki kişi her ne kadar çokluktan kurtulmuş olsa da çiftlikten kurtulamamıştır.
    Teklikteki kişinin hali hiçliktir.


  3. filiz54 Yazmış:

    Evet, guzel dost.. Derin acilar sessizdir degil mi? Biz de sessiz kaliriz o vakit.. Davete icabet gibi bir guzellik var mi degil mi.. Sevgiler.. Selamlar.


  4. biiznihi Yazmış:

    Açık Soru?…

    O - Şu - Bu - Biz - Siz - Onlar… Kim, kime ve kimden bu sorular? Laf ebeliği değil ses dalgalarımı yöneltişim, cevap istiyorum sadece;

    Hayır ve şer mi var? Aşk - Aşık - Sevgili?… Kim bütün bunlar?

    Yorulmadık dimi onlar böyleler, bunlar şöyleler… Hani nerdeler?!… Yunus Emre nidası kulaklarımda…

    Bu yol uzundur,
    Menzili çoktur,
    Geçidi yoktur,
    Derin sular var!…

    Zaman harcadım desem… ‘Olmayan nasıl harcansın’ derler… Canlar, parçalar Şebnem Ferah dilinden Benim CAN KIRIKLARI-M-… Seyr var, yok yok ve var da yokken… iyi ve kötü yanılsamaları da nedir?

    Açık Soru…
    Cevap istiyorum… Kendime kendimden hiçin içinde ÖLMEDEN OLMADAN ve kavramlardan sıyrılarak bana ‘kendinize’ bir EL verin… EL-İ bileyim…


  5. Kozmokomik Yazmış:

    Sevgili Biiznihi;

    Zorla adamı kötü yapmalar var Dostum. Zamanla öğreniyorsun … … …. . Aşk sevgi hiç yok olmaz ki.. Zorla kötü olan insanın iyiden nefes alması şart. Kimdir nedir önemli degil gibiyse de, özündeki güç, ortaya koyduğu davranış hepsinin bir ise de, yine de sana özeli, sana hitap edeni önemli, seni sana hatırlatmaya yetiyor iyiliği ile. Önce yapılması gereken işler varsa sadece biraz erteleniyor. Hayatın güzelliklerine doğru giceğiz kesin.


  6. a.a Yazmış:

    Seven sevdiğinde kusur görmez…

    Seven sevdiği için benliğinden vazgeçer…

    Bunlar yaşanmadan bilinmez…
    Bunları yaşamak lutfu ilahi ise…
    Bize istemekten başka bir şey düşmez..

    Selametle..


YORUMLAYIN


seyirr

Yorumsuz Blog'un Yayın İlkeleri 'ndeki Yayın İlkeleri ve Yayın Şartları başlığı altındaki koşulları okudum.