<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress/2.3" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>
<channel>
	<title>Yorumsuz Düşünür Yazarlar   Yo®umsuz Blog için yorumlar</title>
	<link>http://yorumsuzblog.adrese.com</link>
	<description>Zamansız-Sonsuz Boyutun Kapısını açmak için.. Kozmik bilinç için..</description>
	<pubDate>Fri, 09 May 2008 20:11:18 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3</generator>
		<item>
		<title>Niye Bizi Okuyacaksınız ki? yazısına sıfır tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/niye-bizi-okuyacaksiniz-ki/#comment-2997</link>
		<dc:creator>sıfır</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 May 2008 18:25:36 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/niye-bizi-okuyacaksiniz-ki/#comment-2997</guid>
		<description>Dilediğini meydana çıkaran, dostlarına sonsuz lutuflarla ikram eden, sevdiklerine ilim irfanı bağışlayan, istediğini ilim irfan noktalarına yönlendiren rabbime sonsuz şükranlar... Hu, ya Hu</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Dilediğini meydana çıkaran, dostlarına sonsuz lutuflarla ikram eden, sevdiklerine ilim irfanı bağışlayan, istediğini ilim irfan noktalarına yönlendiren rabbime sonsuz şükranlar&#8230; Hu, ya Hu</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Niye Bizi Okuyacaksınız ki? yazısına KGökdoğan tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/niye-bizi-okuyacaksiniz-ki/#comment-2996</link>
		<dc:creator>KGökdoğan</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 May 2008 16:23:54 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/niye-bizi-okuyacaksiniz-ki/#comment-2996</guid>
		<description>İlkokul sınıflarından hatırlarız, her sınıfın duvarında bir “zaman çizelge tablosu” vardır. Karanlık çağ’dan başlar ve son çağa kadar bölüm bölüm gösterir. Her çağdaki tarihi dönüm noktalarını da gösterir… Yazının icadı, İsa’nın Doğumu, İstanbul’un Fethi, Amerika’nın keşfi, Fransız İhtilâli ve diğer önemli olaylar.

Sınıflarda asılı değildir ama bir de insanın kültür tarihinde “düşünce zaman çizelgesi” vardır. Bu çizelgede Hz. Âdem, Hz. Mûsâ, Hz. İsâ, Hz. Muhammed gibi (tüm Resullere ve Nebîlere selam olsun) Allah sistemini OKUMUŞ ve okuduklarını zamanın idrakine sunarak insanlığın düşünce dönüm noktalarını oluşturmuş insanlar vardır...

Resullerin ve Nebîlerin OKUDUĞU sistemi fıtrî (yaratılış) yetenekleriyle ve “artı” kendi gayretleriyle mükemmel olarak kavrayan ve yine zamanlarının idrakine sunan “VELÎLER” ordusu vardır.
1950’li yıllardan sonra doğanlar Hz. Âdem noktası ile başlayıp “Uzay Çağı”na kadar gelen süreç içindeki “Din, Sûfizm, Mistisizm ve Felsefe” çizgisinden tamamen kopmuşlardır. Uzay Çağı’nın teorik ve deneysel bilimlerinin getirdiği “şüphe felsefesi” ile eski dünyanın “teslimiyetçi felsefesi” arasında bir bağ oluşturamamışlardır... 
 
1900 ve 1950 yılları arasında elbette iki çağı birbirine bağlayan “Velîler ve Mütefekkirler” de vardır. Fakat maddeyi, enerjiyi ve evreni yorumlayan çağdaş bilim anlayışı ile “Din, Sûfizm, Mistisizm ve Felsefe” arasındaki bağın yeniden kurulması için… “gökten inmiş hazır bilgi sunucusu” olmayan bir beyine de “ihtiyaç” vardı. Sisteminde “eksik ve fazla” olmayan Allah öyle bir beyini de “tam zamanında” yarattı.
Ve “O Beyin” ile “aynı zaman diliminde” yaşama şansına ulaştık. Kendi gerçeğini tanımak için yaratılmış insanlar “O Beyinin Okyanusundan Yansıyan Bilgi” ile “iki ayrı düşünce çağını” birbirine bağlama imkânı buldu..

Yorumsuz Blog kendi gerçeğini arayan insanların uğradığı bir “OKUMA ve YAZMA” platformudur. 
Yorumsuz Blog yapıcı ve geliştirici eleştirilerin… yapıcı ve geliştirici fikirlere katılımın ve değerlendirmenin platformudur. 
Elbette ki bu platformda “İki Ayrı Düşünce Çağını” birbirine bağlayan “Bilge”nin düşüncelerinden yararlanmak ve kendi yolumuzu yeniden çizmek tarzında yazılar ve yorumlar oluşacaktır.. 

Özde’nin “öz” açıklamalarına katılıyorum ve “Yorumsuz Blog”a uğrama şansına sahip olanlardan olarak sevinç duyuyorum.

Yorumsuz Blog’un OKURLARINA, SİTENİN MİMARINA/MİMARLARINA VE YAZARLARINA yöneltilen her tür negatif eleştiri de “ÖDÜLÜMÜZÜN BİR YÜZÜ” olsa gerektir diye düşünüyorum.
Nice yıllara ve nice çağlara…</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>İlkokul sınıflarından hatırlarız, her sınıfın duvarında bir “zaman çizelge tablosu” vardır. Karanlık çağ’dan başlar ve son çağa kadar bölüm bölüm gösterir. Her çağdaki tarihi dönüm noktalarını da gösterir… Yazının icadı, İsa’nın Doğumu, İstanbul’un Fethi, Amerika’nın keşfi, Fransız İhtilâli ve diğer önemli olaylar.</p>
<p>Sınıflarda asılı değildir ama bir de insanın kültür tarihinde “düşünce zaman çizelgesi” vardır. Bu çizelgede Hz. Âdem, Hz. Mûsâ, Hz. İsâ, Hz. Muhammed gibi (tüm Resullere ve Nebîlere selam olsun) Allah sistemini OKUMUŞ ve okuduklarını zamanın idrakine sunarak insanlığın düşünce dönüm noktalarını oluşturmuş insanlar vardır&#8230;</p>
<p>Resullerin ve Nebîlerin OKUDUĞU sistemi fıtrî (yaratılış) yetenekleriyle ve “artı” kendi gayretleriyle mükemmel olarak kavrayan ve yine zamanlarının idrakine sunan “VELÎLER” ordusu vardır.<br />
1950’li yıllardan sonra doğanlar Hz. Âdem noktası ile başlayıp “Uzay Çağı”na kadar gelen süreç içindeki “Din, Sûfizm, Mistisizm ve Felsefe” çizgisinden tamamen kopmuşlardır. Uzay Çağı’nın teorik ve deneysel bilimlerinin getirdiği “şüphe felsefesi” ile eski dünyanın “teslimiyetçi felsefesi” arasında bir bağ oluşturamamışlardır&#8230; </p>
<p>1900 ve 1950 yılları arasında elbette iki çağı birbirine bağlayan “Velîler ve Mütefekkirler” de vardır. Fakat maddeyi, enerjiyi ve evreni yorumlayan çağdaş bilim anlayışı ile “Din, Sûfizm, Mistisizm ve Felsefe” arasındaki bağın yeniden kurulması için… “gökten inmiş hazır bilgi sunucusu” olmayan bir beyine de “ihtiyaç” vardı. Sisteminde “eksik ve fazla” olmayan Allah öyle bir beyini de “tam zamanında” yarattı.<br />
Ve “O Beyin” ile “aynı zaman diliminde” yaşama şansına ulaştık. Kendi gerçeğini tanımak için yaratılmış insanlar “O Beyinin Okyanusundan Yansıyan Bilgi” ile “iki ayrı düşünce çağını” birbirine bağlama imkânı buldu..</p>
<p>Yorumsuz Blog kendi gerçeğini arayan insanların uğradığı bir “OKUMA ve YAZMA” platformudur.<br />
Yorumsuz Blog yapıcı ve geliştirici eleştirilerin… yapıcı ve geliştirici fikirlere katılımın ve değerlendirmenin platformudur.<br />
Elbette ki bu platformda “İki Ayrı Düşünce Çağını” birbirine bağlayan “Bilge”nin düşüncelerinden yararlanmak ve kendi yolumuzu yeniden çizmek tarzında yazılar ve yorumlar oluşacaktır.. </p>
<p>Özde’nin “öz” açıklamalarına katılıyorum ve “Yorumsuz Blog”a uğrama şansına sahip olanlardan olarak sevinç duyuyorum.</p>
<p>Yorumsuz Blog’un OKURLARINA, SİTENİN MİMARINA/MİMARLARINA VE YAZARLARINA yöneltilen her tür negatif eleştiri de “ÖDÜLÜMÜZÜN BİR YÜZÜ” olsa gerektir diye düşünüyorum.<br />
Nice yıllara ve nice çağlara…</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>İç Savaş yazısına özde tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/ic-savas/#comment-2995</link>
		<dc:creator>özde</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 May 2008 15:11:10 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/ic-savas/#comment-2995</guid>
		<description>Teşekkürler Derya,  teşekkürler  ısrgan &#38; gül, fantastik  söyleminle  mest ettin bizleri; 

“Toprak beden, aşktan göklere çıktı; dağ oynamaya başladı, çevikleşti.
 Ey âşık! Aşk; Tûr’un canı oldu. Tûr sarhoş, Mûsa da düşüp bayılmış! “

“Sisin ardındaki dağ”… neler çeker, neler söyler bilinmez…
Ne zaman vehim karanlığı, vehim nura dönüşür bilinmez,

Ne zaman güneş batıdan doğar,  kıyamet kopar bilinmez,
Ne zaman Mehdi gelir,  Deccal çıkar bilinmez..

Ne zaman hava açar,  sisler  DAĞılır bilinmez,
Zaman geldi, belki de geçiyor…
Mehdiler uyarıyor; Deccaller  tetikte..
Ah ne olur Mevla’m,  İSA(mız) bir inse..

Güvenlik kodu: manevii</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Teşekkürler Derya,  teşekkürler  ısrgan &amp; gül, fantastik  söyleminle  mest ettin bizleri; </p>
<p>“Toprak beden, aşktan göklere çıktı; dağ oynamaya başladı, çevikleşti.<br />
 Ey âşık! Aşk; Tûr’un canı oldu. Tûr sarhoş, Mûsa da düşüp bayılmış! “</p>
<p>“Sisin ardındaki dağ”… neler çeker, neler söyler bilinmez…<br />
Ne zaman vehim karanlığı, vehim nura dönüşür bilinmez,</p>
<p>Ne zaman güneş batıdan doğar,  kıyamet kopar bilinmez,<br />
Ne zaman Mehdi gelir,  Deccal çıkar bilinmez..</p>
<p>Ne zaman hava açar,  sisler  DAĞılır bilinmez,<br />
Zaman geldi, belki de geçiyor…<br />
Mehdiler uyarıyor; Deccaller  tetikte..<br />
Ah ne olur Mevla’m,  İSA(mız) bir inse..</p>
<p>Güvenlik kodu: manevii</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Beyin Fırtınası (32) yazısına space tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/beyin-firtinasi-32/#comment-2994</link>
		<dc:creator>space</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 May 2008 15:07:52 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/beyin-firtinasi-32/#comment-2994</guid>
		<description>Eğer aşağıdan yukarı doğru bakmaya devam edersek Üstad Ahmed Hulusi`nin dediği gibi piramitin tepesinden bakamazsak, Hz. İsa`nın dediği gibi; insan gibi düşünürsek Allah gibi değil...
O zaman elbette bir biz varız bilincimizle,
DATA bizde çıkar kapasitemizce...

Oysa gerçekte "Dilediğimi yaparım" diyor...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Eğer aşağıdan yukarı doğru bakmaya devam edersek Üstad Ahmed Hulusi`nin dediği gibi piramitin tepesinden bakamazsak, Hz. İsa`nın dediği gibi; insan gibi düşünürsek Allah gibi değil&#8230;<br />
O zaman elbette bir biz varız bilincimizle,<br />
DATA bizde çıkar kapasitemizce&#8230;</p>
<p>Oysa gerçekte &#8220;Dilediğimi yaparım&#8221; diyor&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Niye Bizi Okuyacaksınız ki? yazısına mustafa öz tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/niye-bizi-okuyacaksiniz-ki/#comment-2993</link>
		<dc:creator>mustafa öz</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 May 2008 14:47:07 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/niye-bizi-okuyacaksiniz-ki/#comment-2993</guid>
		<description>Öncelikle emeği geçen herkese teşekkürler. Bu site çok yoğun iş ortamından sıyrıldığım zamanlarda benim  bilinç limanım, burası her zaman dipdiri ve taptaze dalgalanan bir fikir okyanusu, YAŞAMAK ÖĞRENMEKTİR; öğreten herkese teşekkürler. Zira kula teşekkür etmeyen Allah’a şükür etmez</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle emeği geçen herkese teşekkürler. Bu site çok yoğun iş ortamından sıyrıldığım zamanlarda benim  bilinç limanım, burası her zaman dipdiri ve taptaze dalgalanan bir fikir okyanusu, YAŞAMAK ÖĞRENMEKTİR; öğreten herkese teşekkürler. Zira kula teşekkür etmeyen Allah’a şükür etmez</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Niye Bizi Okuyacaksınız ki? yazısına edeniz tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/niye-bizi-okuyacaksiniz-ki/#comment-2992</link>
		<dc:creator>edeniz</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 May 2008 13:55:02 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/niye-bizi-okuyacaksiniz-ki/#comment-2992</guid>
		<description>Merhabalar, herkese tekrar tekrar teşekkür ederim;

Lütfen bana TEBBET suresini açar mısınız biraz. B-Mealini de okudum ama derununda başka birşey varmışcasına takıldım kaldım. Namaz sırasında okurken dahi; bu anlam yetersizmiş gibi geliyor naçizane..

Şimdiden teşekkürler</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Merhabalar, herkese tekrar tekrar teşekkür ederim;</p>
<p>Lütfen bana TEBBET suresini açar mısınız biraz. B-Mealini de okudum ama derununda başka birşey varmışcasına takıldım kaldım. Namaz sırasında okurken dahi; bu anlam yetersizmiş gibi geliyor naçizane..</p>
<p>Şimdiden teşekkürler</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Niye Bizi Okuyacaksınız ki? yazısına özde tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/niye-bizi-okuyacaksiniz-ki/#comment-2991</link>
		<dc:creator>özde</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 May 2008 13:33:55 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/niye-bizi-okuyacaksiniz-ki/#comment-2991</guid>
		<description>Sevgili Çocuk (YorumsuzBlog) 

- Ne haylaz şeysin sen !...
Geçenlerde çok yakın bir dostum  senden  şöyle şikayet ediyordu;

“ - ..bu sitede, ancak Üstad A.H’nin söylemleri dışında hiçbir yorum yapılmaz YASAHLANIRMIŞ.. Üstadın çizgisinde, insanlar, yazar-çirmiş bu köşeden, yoksa vay hallerine… Burası sanki O’nun yayın organı (kardeş sitesi) ya da hopörleri falanmış vs…”

“ - Bak dostum, eğri büğrü oturalım AMA doğru konuşalım; bu söylediklerin küllüm Üstadın nefret ettiği şeyler… asla böyle bir şey olması mevzubahis değil.. ki,  bu platformdaki herkes bunu bilir.. ya da haddini bilir…

- Bu platform ile üstad A.H.’yi kayıt altına almak ya da göstermeye çalışmak çok yanlış bir davranış olur… O Allah Resulünün günümüze tuttuğu bir ışık.. Ne mutlu değerlendirebilenlere… Üstadın insanlığa, bizlere olan katkılarına ne kadar teşekkür etsek azdır… O’nu buradan hiçbir şekilde incitmemek gerek.. O bitmez tükenmez.. bir define..

- Burası gönül dostları suyu ile filizlenen bir çiçek bahçesi; sel sebil hizmet verilir burada; 

Yemesi,  içmesi bedava !..
Okuması, yazması  bedava!..
Bedava dostlar, bedava !..
Ne alırsan al bedava!..
Çiçekler bedava, güller bedava...

- Geçenlerde bir yorumun makaslanmış diye biraz üzülmüştüm AMA  bir heyecanla yazdıklarım, birilerini çok üzebilir, incitebilirdi,  “-iyi ki, o makaslanan bölüm (…) olarak ifade edilmiş..” diye birkaç gün sonra öyle sevindim ki anlatamam…

Haylaz çocuk (YorumsuzBlog) ara sıra, siler, karalar, böyle şeyler hep  yapar.. AMA böyle şeyler yapmasa, inanın ki bu forum,  Arapsaçına döner.. Çocuk hiç büyümez hep çocuk kalır.. 

6 yıldır bu formu güncel tutarak büyük  emek harcayan;  kurucu ekibine, yazarından çizerine, yorumcusundan, okuyucusuna,  Allah’tan sonsuz şükran ve muvaffakiyetler diliyorum..

Sevgi ve saygılarımla..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Çocuk (YorumsuzBlog) </p>
<p>- Ne haylaz şeysin sen !&#8230;<br />
Geçenlerde çok yakın bir dostum  senden  şöyle şikayet ediyordu;</p>
<p>“ - ..bu sitede, ancak Üstad A.H’nin söylemleri dışında hiçbir yorum yapılmaz YASAHLANIRMIŞ.. Üstadın çizgisinde, insanlar, yazar-çirmiş bu köşeden, yoksa vay hallerine… Burası sanki O’nun yayın organı (kardeş sitesi) ya da hopörleri falanmış vs…”</p>
<p>“ - Bak dostum, eğri büğrü oturalım AMA doğru konuşalım; bu söylediklerin küllüm Üstadın nefret ettiği şeyler… asla böyle bir şey olması mevzubahis değil.. ki,  bu platformdaki herkes bunu bilir.. ya da haddini bilir…</p>
<p>- Bu platform ile üstad A.H.’yi kayıt altına almak ya da göstermeye çalışmak çok yanlış bir davranış olur… O Allah Resulünün günümüze tuttuğu bir ışık.. Ne mutlu değerlendirebilenlere… Üstadın insanlığa, bizlere olan katkılarına ne kadar teşekkür etsek azdır… O’nu buradan hiçbir şekilde incitmemek gerek.. O bitmez tükenmez.. bir define..</p>
<p>- Burası gönül dostları suyu ile filizlenen bir çiçek bahçesi; sel sebil hizmet verilir burada; </p>
<p>Yemesi,  içmesi bedava !..<br />
Okuması, yazması  bedava!..<br />
Bedava dostlar, bedava !..<br />
Ne alırsan al bedava!..<br />
Çiçekler bedava, güller bedava&#8230;</p>
<p>- Geçenlerde bir yorumun makaslanmış diye biraz üzülmüştüm AMA  bir heyecanla yazdıklarım, birilerini çok üzebilir, incitebilirdi,  “-iyi ki, o makaslanan bölüm (…) olarak ifade edilmiş..” diye birkaç gün sonra öyle sevindim ki anlatamam…</p>
<p>Haylaz çocuk (YorumsuzBlog) ara sıra, siler, karalar, böyle şeyler hep  yapar.. AMA böyle şeyler yapmasa, inanın ki bu forum,  Arapsaçına döner.. Çocuk hiç büyümez hep çocuk kalır.. </p>
<p>6 yıldır bu formu güncel tutarak büyük  emek harcayan;  kurucu ekibine, yazarından çizerine, yorumcusundan, okuyucusuna,  Allah’tan sonsuz şükran ve muvaffakiyetler diliyorum..</p>
<p>Sevgi ve saygılarımla..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Beyin Fırtınası (32) yazısına mustafa öz tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/beyin-firtinasi-32/#comment-2990</link>
		<dc:creator>mustafa öz</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 May 2008 13:08:25 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/beyin-firtinasi-32/#comment-2990</guid>
		<description>Data= Hakikatı Muhammediye, Ruh adlı melek, nefsi kül, aklı kül, insani kamil dir. Holografik esasa göre biz de, Data'nın tüm özelliklerini taşırız, ancak &lt;strong&gt;data bize nefsi safiye düzeyinde açılmasına rağmen, içinde bulunduğumuz bilinç durumuna göre çıktı verir.&lt;/strong&gt; Bu nedenle aslında &lt;strong&gt;insanın imanı bilinci kadardır&lt;/strong&gt;. &lt;strong&gt;Kişinin hakikati anlaması da bilinç durumu ile doğru orantılıdır.&lt;/strong&gt;
Biraz daha ışık Allahım… BİZİ KARANLIKLARDA İLİMSİZ BIRAKMA ALLAHIM.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Data= Hakikatı Muhammediye, Ruh adlı melek, nefsi kül, aklı kül, insani kamil dir. Holografik esasa göre biz de, Data&#8217;nın tüm özelliklerini taşırız, ancak <strong>data bize nefsi safiye düzeyinde açılmasına rağmen, içinde bulunduğumuz bilinç durumuna göre çıktı verir.</strong> Bu nedenle aslında <strong>insanın imanı bilinci kadardır</strong>. <strong>Kişinin hakikati anlaması da bilinç durumu ile doğru orantılıdır.</strong><br />
Biraz daha ışık Allahım… BİZİ KARANLIKLARDA İLİMSİZ BIRAKMA ALLAHIM.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>İç Savaş yazısına ısırgan &#38; gül tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/ic-savas/#comment-2989</link>
		<dc:creator>ısırgan &#38; gül</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 May 2008 13:05:28 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/ic-savas/#comment-2989</guid>
		<description>“Sisin ardındaki dağ”…

Seni gözlüyorum… seni dinliyorum…

“İç Savaş”ıma son vermek için.

“Sevinmemek ve üzülmemek” istiyorum… doğmuşa “gülmemek”, ölmüşe “ağlamamak”. 

Ne olduğunu bilmiyorum… ama henüz kabuğunu çatlatamamış bir hardal tohumu kadar varlığımla,  zirvesi bulutları yarıp geçen “sisin ardındaki dağ”ın sükûnetini anlamak istiyorum. 

Bir hardal tohumu kadar olan akıl… dağdan kopacak olan çığın ağırlığını çeker mi çekmez mi muhasebesine girmeden.

Nötr olmak istiyorum… şu yoğun sisin ardındaki buzlu dağ kadar cansız ve duyarsızca… “güzelliklerden ve kötülüklerden” etkilenmeden. 

Yaşayamasam da… yükünü taşıyamasam da sözle tarifini istiyorum… niyetim sadece sükûneti hissetmek ve bir dağ masalı dinlemek.

Bir dağ evinde… Yavaş yavaş sallanıyordu sallanan koltuğunda … Bıraktı kendini kendi hâline. Salınımı yavaşladı ve durgunluğa ulaştı. Şöminede yanarken çıtırdayan meşe kömürlerinin sesini dinledi bir müddet… sonra dizlerine dayanarak ayağa kalktı.

Ağır ağır adımlarla yarı boş odanın penceresine ulaştı. Loş ışıklı odanın buğulu camlarını elinin tersiyle sildi… ve “sisin ardındaki dağ”ın sırlarına tercüman olup başladı bir dağ masalına:
. . .

Hayal meyal gördüğün şu dağ var ya! 

O kadar ağır, o kadar ağırdır ki üzerine düşen bir toz zerresinin hafifliğini hisseder ve ona hoş geldin der…

O kadar sessiz, o kadar sessizdir ki kuyunun dibindeki Yûsuf’un döktüğü gözyaşının şıpırtılarını dinler…

Güzelliklere o kadar duygusuz ve duyarsızdır ki, o kadar duygusuzdur ve duyarsızdır ki… kozasını delip geçen her kelebek ve annesinden doğan her bebek için zirvelerini mutluluk çiçekleri kaplar ve her günü bahar olur… ve baharın sevinç çiçekleriyle kendine “sevgi tâcı” yapar…

O kadar sabırlı o kadar sabırlıdır ki kozasında haşlanan her ipek böceğinin can acısına ve her insanın son nefesine dayanamaz… gök gürültüleriyle ah çeker, şimşeklerle çırpınır ve sağanak yağmurlarla ağlar.

Dışı o kadar soğuk, o kadar soğuktur ki kat kat olmuş buzullarının gizemiyle içinde kaynayan volkanını soğutmaya çalışır, kaynayan demirin ve kükürdün tüten dumanını dışa bir zerre sızdırmadan yutar ve arzın merkezinden gelen gürültüleri hiç kimseye duyurmadan sînesine çeker…

Siz zannedersiniz ki “sisin ardındaki dağ” mermer Buda Heykeli gibi soğukluğun, boş vermişliğin ve tanrısallığın(???) sükûnetini yaşar…

Halbuki “sisin ardındaki dağ” için için kaynar… için için güler ve için için ağlar… Allah gerçeğinin her an celâlî cehennemini ve cemâlî cennetini yaşar…

“Sisin ardındaki dağ”ın sevinci ve hüznü ya en diptir ya da en zirve… sevinç ve hüzün bulanıklığında hiçbir zaman sarhoş olmaz…

“Sisin ardındaki dağ” sarhoşluktan ayılmış ve salât haline yanaşmıştır… ebedî kıyamda ve ebedî secdede…

“Sisin ardındaki dağ” tüm pozitifleri ve tüm negatifleri sırtına yüklemiş “nötr”bir öz.

“Sisin ardındaki dağ” tüm güzelliklerin meftûnu bir Mecnûn… ve tüm kötülüklere kalemiyle saldıran bir cengâver.

“Sisin ardındaki dağ” ateş ve buzun buluştuğu… ısırgan otlarının ve sevdâ güllerinin yan yana yaşadığı bir gölge cennet…

“Sisin ardındaki dağ” içindeki ve dışındaki zıtların sonsuz savaşından her an zinde… ve kendisiyle olan ezelî barışından dolayı her an sükûnet…

. . .

Dağ odası ısınmış, camlardaki buhar dağılmıştı. Dağ masalı devam ediyordu. Masaldan üzerime kopan çığın ağırlığına daha fazla dayanamadım… sessizce geri geri adımlarla kapıya yanaştım… ve kendi dünyamdaki “savaş ve barış” döngüsüne döndüm…

“Elvedâ ebedî sükûnet ve elvedâ ebedî hareket”… dediğimde… 

Camda yansıyan kaçış hâlime baktı ve tebessüm etti… 

"Sisin ardındaki dağ".</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>“Sisin ardındaki dağ”…</p>
<p>Seni gözlüyorum… seni dinliyorum…</p>
<p>“İç Savaş”ıma son vermek için.</p>
<p>“Sevinmemek ve üzülmemek” istiyorum… doğmuşa “gülmemek”, ölmüşe “ağlamamak”. </p>
<p>Ne olduğunu bilmiyorum… ama henüz kabuğunu çatlatamamış bir hardal tohumu kadar varlığımla,  zirvesi bulutları yarıp geçen “sisin ardındaki dağ”ın sükûnetini anlamak istiyorum. </p>
<p>Bir hardal tohumu kadar olan akıl… dağdan kopacak olan çığın ağırlığını çeker mi çekmez mi muhasebesine girmeden.</p>
<p>Nötr olmak istiyorum… şu yoğun sisin ardındaki buzlu dağ kadar cansız ve duyarsızca… “güzelliklerden ve kötülüklerden” etkilenmeden. </p>
<p>Yaşayamasam da… yükünü taşıyamasam da sözle tarifini istiyorum… niyetim sadece sükûneti hissetmek ve bir dağ masalı dinlemek.</p>
<p>Bir dağ evinde… Yavaş yavaş sallanıyordu sallanan koltuğunda … Bıraktı kendini kendi hâline. Salınımı yavaşladı ve durgunluğa ulaştı. Şöminede yanarken çıtırdayan meşe kömürlerinin sesini dinledi bir müddet… sonra dizlerine dayanarak ayağa kalktı.</p>
<p>Ağır ağır adımlarla yarı boş odanın penceresine ulaştı. Loş ışıklı odanın buğulu camlarını elinin tersiyle sildi… ve “sisin ardındaki dağ”ın sırlarına tercüman olup başladı bir dağ masalına:<br />
. . .</p>
<p>Hayal meyal gördüğün şu dağ var ya! </p>
<p>O kadar ağır, o kadar ağırdır ki üzerine düşen bir toz zerresinin hafifliğini hisseder ve ona hoş geldin der…</p>
<p>O kadar sessiz, o kadar sessizdir ki kuyunun dibindeki Yûsuf’un döktüğü gözyaşının şıpırtılarını dinler…</p>
<p>Güzelliklere o kadar duygusuz ve duyarsızdır ki, o kadar duygusuzdur ve duyarsızdır ki… kozasını delip geçen her kelebek ve annesinden doğan her bebek için zirvelerini mutluluk çiçekleri kaplar ve her günü bahar olur… ve baharın sevinç çiçekleriyle kendine “sevgi tâcı” yapar…</p>
<p>O kadar sabırlı o kadar sabırlıdır ki kozasında haşlanan her ipek böceğinin can acısına ve her insanın son nefesine dayanamaz… gök gürültüleriyle ah çeker, şimşeklerle çırpınır ve sağanak yağmurlarla ağlar.</p>
<p>Dışı o kadar soğuk, o kadar soğuktur ki kat kat olmuş buzullarının gizemiyle içinde kaynayan volkanını soğutmaya çalışır, kaynayan demirin ve kükürdün tüten dumanını dışa bir zerre sızdırmadan yutar ve arzın merkezinden gelen gürültüleri hiç kimseye duyurmadan sînesine çeker…</p>
<p>Siz zannedersiniz ki “sisin ardındaki dağ” mermer Buda Heykeli gibi soğukluğun, boş vermişliğin ve tanrısallığın(???) sükûnetini yaşar…</p>
<p>Halbuki “sisin ardındaki dağ” için için kaynar… için için güler ve için için ağlar… Allah gerçeğinin her an celâlî cehennemini ve cemâlî cennetini yaşar…</p>
<p>“Sisin ardındaki dağ”ın sevinci ve hüznü ya en diptir ya da en zirve… sevinç ve hüzün bulanıklığında hiçbir zaman sarhoş olmaz…</p>
<p>“Sisin ardındaki dağ” sarhoşluktan ayılmış ve salât haline yanaşmıştır… ebedî kıyamda ve ebedî secdede…</p>
<p>“Sisin ardındaki dağ” tüm pozitifleri ve tüm negatifleri sırtına yüklemiş “nötr”bir öz.</p>
<p>“Sisin ardındaki dağ” tüm güzelliklerin meftûnu bir Mecnûn… ve tüm kötülüklere kalemiyle saldıran bir cengâver.</p>
<p>“Sisin ardındaki dağ” ateş ve buzun buluştuğu… ısırgan otlarının ve sevdâ güllerinin yan yana yaşadığı bir gölge cennet…</p>
<p>“Sisin ardındaki dağ” içindeki ve dışındaki zıtların sonsuz savaşından her an zinde… ve kendisiyle olan ezelî barışından dolayı her an sükûnet…</p>
<p>. . .</p>
<p>Dağ odası ısınmış, camlardaki buhar dağılmıştı. Dağ masalı devam ediyordu. Masaldan üzerime kopan çığın ağırlığına daha fazla dayanamadım… sessizce geri geri adımlarla kapıya yanaştım… ve kendi dünyamdaki “savaş ve barış” döngüsüne döndüm…</p>
<p>“Elvedâ ebedî sükûnet ve elvedâ ebedî hareket”… dediğimde… </p>
<p>Camda yansıyan kaçış hâlime baktı ve tebessüm etti… </p>
<p>&#8220;Sisin ardındaki dağ&#8221;.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Niye Bizi Okuyacaksınız ki? yazısına uzaklardan bir gizem tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/niye-bizi-okuyacaksiniz-ki/#comment-2988</link>
		<dc:creator>uzaklardan bir gizem</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 May 2008 13:01:04 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/niye-bizi-okuyacaksiniz-ki/#comment-2988</guid>
		<description>B.

Ellerinize saglik... Ozellikle bizim gibi, ta uzaklarda olup da iki kelam "Sevgilisi" hakkinda konusamayanlar, konusacak bir ortak bulamayanlar icin ne kiymetli bilseniz yaptiklariniz.

Nacizane tek diyecegim, belki yazarlarin yazilarinda editorler daha mi cok yazim kurallarina dikkat etseler? Ozellikle -de, -ki gibi eklerde uyumsuzluk oldugunda uzuluyorum, elimde degil.

[...]

Tekrar sonsuz tesekkur ve selamla... Nice yillara...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>B.</p>
<p>Ellerinize saglik&#8230; Ozellikle bizim gibi, ta uzaklarda olup da iki kelam &#8220;Sevgilisi&#8221; hakkinda konusamayanlar, konusacak bir ortak bulamayanlar icin ne kiymetli bilseniz yaptiklariniz.</p>
<p>Nacizane tek diyecegim, belki yazarlarin yazilarinda editorler daha mi cok yazim kurallarina dikkat etseler? Ozellikle -de, -ki gibi eklerde uyumsuzluk oldugunda uzuluyorum, elimde degil.</p>
<p>[&#8230;]</p>
<p>Tekrar sonsuz tesekkur ve selamla&#8230; Nice yillara&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Oku Kur&#8217;an&#8217;ını yazısına bir'ol tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/oku-kuranini/#comment-2987</link>
		<dc:creator>bir'ol</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 May 2008 12:48:29 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/oku-kuranini/#comment-2987</guid>
		<description>Uzaklardan bir Gizem'e...

Öncelikle; Allah ismi ile işaret edilen Ekberdir!. Bu yüzden de O, isim ve sıfatlarla kayıtlanamaz diye başlamalıyım..

Doksan dokuz diye tabir edilen sıfatlar, Allah'ın ilk ve tek tecellisi olan ''Nokta''ya (Esma boyutu) aittir. Biz insanların da varlığı O boyuta ait olduğundan dolayı, O sıfatlar biz insanların anlayış düzeylerince bildirilmiştir..
Bilinç seviyesi geliştikçe, herhangi bir sıfattan anladığın anlam da değişir...
Doksan dokuz tane olması ise, bir hüviyeti oluşturabilecek kadar olmasındandır.. Doksan dokuz tane özelliği olan biz ZAT, en mükemmel hüviyete de sahiptir ki, bu özellikler doksan dokuzla kayıtlanamaz!!...
Teşekkürler</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Uzaklardan bir Gizem&#8217;e&#8230;</p>
<p>Öncelikle; Allah ismi ile işaret edilen Ekberdir!. Bu yüzden de O, isim ve sıfatlarla kayıtlanamaz diye başlamalıyım..</p>
<p>Doksan dokuz diye tabir edilen sıfatlar, Allah&#8217;ın ilk ve tek tecellisi olan &#8221;Nokta&#8221;ya (Esma boyutu) aittir. Biz insanların da varlığı O boyuta ait olduğundan dolayı, O sıfatlar biz insanların anlayış düzeylerince bildirilmiştir..<br />
Bilinç seviyesi geliştikçe, herhangi bir sıfattan anladığın anlam da değişir&#8230;<br />
Doksan dokuz tane olması ise, bir hüviyeti oluşturabilecek kadar olmasındandır.. Doksan dokuz tane özelliği olan biz ZAT, en mükemmel hüviyete de sahiptir ki, bu özellikler doksan dokuzla kayıtlanamaz!!&#8230;<br />
Teşekkürler</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Niye Bizi Okuyacaksınız ki? yazısına edeniz tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/niye-bizi-okuyacaksiniz-ki/#comment-2986</link>
		<dc:creator>edeniz</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 May 2008 12:33:06 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/niye-bizi-okuyacaksiniz-ki/#comment-2986</guid>
		<description>Nice yıllara nice yaşlara inşallah Değerli YorumsuzBlog ekibi ve de Çok değerli OkurYazarlar..

Şu ana kadar yazan ve gelecekte de fikirleriyle bizlere ışık olacak tüm dostlar

Gönlünüze sağlık Allah Razı Olsun.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Nice yıllara nice yaşlara inşallah Değerli YorumsuzBlog ekibi ve de Çok değerli OkurYazarlar..</p>
<p>Şu ana kadar yazan ve gelecekte de fikirleriyle bizlere ışık olacak tüm dostlar</p>
<p>Gönlünüze sağlık Allah Razı Olsun.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Niye Bizi Okuyacaksınız ki? yazısına dattt...Dataaa...data tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/niye-bizi-okuyacaksiniz-ki/#comment-2985</link>
		<dc:creator>dattt...Dataaa...data</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 May 2008 11:26:13 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/niye-bizi-okuyacaksiniz-ki/#comment-2985</guid>
		<description>İlk araba kornası sesi gibi oldu değil mi hep öyle oluyor, o yüzden "dat dat dat" diye diye, oh be dataaa... Tabii dataaa önce şaşkınlık ifadesi gibi oluyor aaa bu çoğaltmaya da bir son verebilirsem tek A yapabilirsem İŞTE SANA DATA.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>İlk araba kornası sesi gibi oldu değil mi hep öyle oluyor, o yüzden &#8220;dat dat dat&#8221; diye diye, oh be dataaa&#8230; Tabii dataaa önce şaşkınlık ifadesi gibi oluyor aaa bu çoğaltmaya da bir son verebilirsem tek A yapabilirsem İŞTE SANA DATA.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Niye Bizi Okuyacaksınız ki? yazısına fatihaa tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/niye-bizi-okuyacaksiniz-ki/#comment-2984</link>
		<dc:creator>fatihaa</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 May 2008 09:11:18 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/niye-bizi-okuyacaksiniz-ki/#comment-2984</guid>
		<description>Güvenlik kodu fatiha çıktı...:) size ve kendimize fatiha okuyoruz..
çok zamane bir tanıtım reklamı olmuş.. ama hoş olmuş.. insan eğlenerek ve kendisi de oyuna katılarak öğrenirse kalıcı olur.. burası eski zamanların felsefe okullarına benziyor ve ben o yüzden çok seviyorum... her isteyen istediğini özgürce söyleyebiliyor.. cem olmak için en güzel yöntem bu... sohbet halkası daima işliyor yanii..
sevgiler..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Güvenlik kodu fatiha çıktı&#8230;:) size ve kendimize fatiha okuyoruz..<br />
çok zamane bir tanıtım reklamı olmuş.. ama hoş olmuş.. insan eğlenerek ve kendisi de oyuna katılarak öğrenirse kalıcı olur.. burası eski zamanların felsefe okullarına benziyor ve ben o yüzden çok seviyorum&#8230; her isteyen istediğini özgürce söyleyebiliyor.. cem olmak için en güzel yöntem bu&#8230; sohbet halkası daima işliyor yanii..<br />
sevgiler..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Oku Kur&#8217;an&#8217;ını yazısına özde tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://yorumsuzblog.adrese.com/oku-kuranini/#comment-2982</link>
		<dc:creator>özde</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 May 2008 07:58:06 +0000</pubDate>
		<guid>http://yorumsuzblog.adrese.com/oku-kuranini/#comment-2982</guid>
		<description>Sevgili Metinav demiş ki;

&lt;em&gt;“…Ayrıca makro ve mikro boyutta sayısız alemler mevcuttur. Kainatta geçerli kanunlar değişmez, büyükte de küçükte de geçerlidir.”&lt;/em&gt;&lt;em&gt;

Sevgili dostum, "AMA" bilim böyle demiyor; 
&lt;em&gt;
"-Atom altı boyutta (“Kuantum boyutu” - ”Strring Boyutu”) makro sistemdeki geçerli olan yasalar hükmünü yitirir… Tamamen olasılıklardan oluşan bir sistem  ya da  kaos…" &lt;/em&gt;

(bu konuyu bilimsel veriler ışığında hele bir araştıralım dostlar..)

“Zerre külün aynasıdır” uyarısını şimdi bu noktada nasıl anlayacağız?..

Ya da mikrokosmos - mikrokosmos sınırını belirleyen NE?..
Holografik olarak her zerrede olan ne ?..

Algılama araçlarımız mı ? 
Algılama kapasitemiz mi? 
Ya da başka neler olabilir?

Neresinde ?.. Nasıl bulunuyor ?..

(14 Milyar ışık yılı)  çapında genişleyen bir İNSAN evreni (makrokosmos) - (…)  çapında atomaltı en küçük ZERRE evreni.. (mikrokosmos) 

Sınırlar  nerede başlıyor, nerede bitiyor ?.. Hepsi bir bütün TEK ise, sınır niye?..

Algılanamayan büyüklük ve küçüklükler… İnsan bunun neresinde?.. 
Hangi noktada?(n) olaylara bakıyor ve değerlendiriyoruz?. Ya da değerlendirmeliyiz? 

Nasıl ?.. Ya HU !..

Mikrodan makroya bakış zor… Makronun sistemi mikroda geçersiz.. Zıtları nasıl cem edeceğiz..  Akıl kendi kendini sorguluyor;  neyim?.. niçinim?.. neredenim?.. derken, PUF deyip sigortalar atıyor… Devreye hemen güç kaynağı İMAN  giriyor… "B" sırrı ile İMAN..

Allah cümlemize hazmını versin, kolaylaştırsın….

İllallah.. Allahuekber.. İllahu…
Sevgi ve saygılarımla..
Güvenlik kodu: kuantumm</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Metinav demiş ki;</p>
<p><em>“…Ayrıca makro ve mikro boyutta sayısız alemler mevcuttur. Kainatta geçerli kanunlar değişmez, büyükte de küçükte de geçerlidir.”</em><em></p>
<p>Sevgili dostum, &#8220;AMA&#8221; bilim böyle demiyor;<br />
</em><em><br />
&#8220;-Atom altı boyutta (“Kuantum boyutu” - ”Strring Boyutu”) makro sistemdeki geçerli olan yasalar hükmünü yitirir… Tamamen olasılıklardan oluşan bir sistem  ya da  kaos…&#8221; </em></p>
<p>(bu konuyu bilimsel veriler ışığında hele bir araştıralım dostlar..)</p>
<p>“Zerre külün aynasıdır” uyarısını şimdi bu noktada nasıl anlayacağız?..</p>
<p>Ya da mikrokosmos - mikrokosmos sınırını belirleyen NE?..<br />
Holografik olarak her zerrede olan ne ?..</p>
<p>Algılama araçlarımız mı ?<br />
Algılama kapasitemiz mi?<br />
Ya da başka neler olabilir?</p>
<p>Neresinde ?.. Nasıl bulunuyor ?..</p>
<p>(14 Milyar ışık yılı)  çapında genişleyen bir İNSAN evreni (makrokosmos) - (…)  çapında atomaltı en küçük ZERRE evreni.. (mikrokosmos) </p>
<p>Sınırlar  nerede başlıyor, nerede bitiyor ?.. Hepsi bir bütün TEK ise, sınır niye?..</p>
<p>Algılanamayan büyüklük ve küçüklükler… İnsan bunun neresinde?..<br />
Hangi noktada?(n) olaylara bakıyor ve değerlendiriyoruz?. Ya da değerlendirmeliyiz? </p>
<p>Nasıl ?.. Ya HU !..</p>
<p>Mikrodan makroya bakış zor… Makronun sistemi mikroda geçersiz.. Zıtları nasıl cem edeceğiz..  Akıl kendi kendini sorguluyor;  neyim?.. niçinim?.. neredenim?.. derken, PUF deyip sigortalar atıyor… Devreye hemen güç kaynağı İMAN  giriyor… &#8220;B&#8221; sırrı ile İMAN..</p>
<p>Allah cümlemize hazmını versin, kolaylaştırsın….</p>
<p>İllallah.. Allahuekber.. İllahu…<br />
Sevgi ve saygılarımla..<br />
Güvenlik kodu: kuantumm</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
