Kur’an Kavramları (3): DİN GÜNÜ
- “(Allah), Din gününün mâliki ( sahibi)dir.” (Fâtiha, 3)
- “Sonra din gününün ne olduğunu nereden bileceksin? O gün, kimsenin hiç kimseye hiçbir fayda sağlamayacağı bir gündür. O gün emir yalnız Allah’a aittir.“ (82/İnfitâr, 17-18)
Ayetlerde geçen DİN GÜNÜ kavramı ile neye işaret edilmektedir ?..
İPUÇLARI:
http://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/…
http://kitap.ihya.org/…
http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/gokyarildi_3.html
…
Onlar (o akıl sahipleri) ki kıyam’da (ayakta), kuud’da (otururken) ve yanları üzere oldukları halde Allahı zikrederler ve Semavat ve Arz’ın halkedilişi içinde/hakkında tefekkür ederler (de şöyle derler:) “Rabbimiz bunu batıl olarak yaratmadın… SUBHANsın sen… Nar’ın azabından bizi koru”. (Al-i İmran-191)
“Bir saat tefekkür, bin yıl nafile ibadetten hayırlıdır.” Hz.Muhammed (sav)
YORUMUNUZU-İLMİNİZİ DOSTLARLA PAYLAŞIN..
(Önemli hatırlatma: Oturuma katılanların fikirleri üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.)
…
BEYİN FIRTINASI:
Yeni fikirler oluşturmak üzere, düşüncelere engel koymaksızın, önceden belirlenmiş kurallar dahilinde yapılan fikir yaratma yöntemi.
Bir grubun belirli bir konu üzerinde mümkün olduğunca çok sayıda fikir üretmesi amacıyla kullanılan demokratik ve katılımcı bir çalışma tekniğidir.
Disiplinli ama baskıcı olmayan bir yaklaşımla; basit, aykırı, karmaşık, uçuk … düşüncelerden yaratıcı ve uygulanabilir fikirler oluşturmak için grup sinerjisini kullanmayı amaçlar.
Uygulama Adımları:
- Söylenen fikir üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.
- Fikirler tükendiği zaman beyin fırtınası oturumu tamamlanır.
Prof. Dr. Nüket Yetiş
TÜSSİDE Başkanı
| Kategori: Beyin Fırtınası |
|
|
21 January 2008 16:16
Bence din günü, kimsenin kimseye hiç bir faydasının olmayacağı dendiğine göre insanın Allah’tan başka hiç bir şey düşünemeyeceği bir gün olsa gerek..
Tüm insanlığın yaşadıklarının bir hayal ve sadece bir tanıtımdan ibaret olduğunu ve bunların hepsinin de tek sahibinin yüce yaratıcımız olduğunu anladığımız gün olabilir, diye düşündüm.
Yani Tüm insanlık için uyanış günü olabilir.
22 January 2008 03:09
Din günü, ölmeden önce ölmek, her an kendini sorgulamak, her an Allah’ın huzurunda olduğunu düşünüp hayatı ona göre yaşamak… Hesap günü beklenmedik bir sürprizle karşlaşmamak için Ey âşık! Âşıkların hayatı ölümdedir.
Ölüm gününde ulu bir bey olmak için ecel vaktine kadar iyi tohumlar ekmek gerek.
Bu âlem oyun yeridir, ölüm de gece. Geri döner gidersin; fakat kese bomboş, sen de yorgun argın!
Bil ki iyiler ölünce kaybolmaz, Allah geri gel diye ferman etti mi gelirler.
(Allah’tan razı olan) ezelî emir, neyse ona uyar; hayatla ölüm, onun yanında bir olur.
(Onlar) yaşarsa Allah için yaşar, mal, mülk ve hazine için değil… Ölürse Allah için ölür, korkudan hastalıktan değil!
İşte tıpkı bunun gibi ölürken de aynı çeşit ölürüz, ama yarımız ziyan içindedir, yarımız padişah (gibi).
Ebedi aşkla kapı yoldaşı olmak için ölüm gününe hazırlan da şimdiden öl!
Tatlı yaşayan, sonunda acı ölür; ten kaydında olan canını kurtaramaz.
(Mesnevi)
22 January 2008 14:01
Din günü gelecekteki bir gün değildir.
Zaman boyutu beşere yani bizlere göre vardır. O gün bu gündür. Burada gelecek bir Din gününden bahsedilmiyor.
Din gününün MALİKİ. Kainatta yaratılan her varlık ALLAH’ın iradesiyle vardır ‘O’dan gayrı değildir ve yaradılışının gereğini yerine getirmektedir. Din gününün MALİKİ tarafından. Her şeyi alnından çekip götüren ‘O’ dur. O gün veya bu gün diye birşey yok. O gün bu gündür ve emir yanlızca ALLAH’a aittir. Sanki “bu gün emir başkasına aittir de O gün emir yalnız Allah’a aittir,” anlaşılmasın. Sahip olan sahip olduğu üzerinde istediği tassarufa sahiptir. ‘O Malik el Mülktür’.
22 January 2008 16:01
Şule yirçi arkadas yazmis ki,
”Her an Allahin huzurunda oldugunu dusunmek” ….!
Gokte iki dudakli veya kainattan daha buyuk (mekan ve izafi) bir tanrinin huzuruna gidecegini mi ZANanlardansin?
Birincisi, hakkinda tefekkur bile edilemiyecek bir varlik hakkinda boyle bir cumle kurmak, bilgi eksikligi ve sartlanmalarin gostergesidir. Ben sizi elestirmiyorum! Ancak, yorumlarinizi okuyacak olursaniz bu sitede, bu gibi cumleler kurmak, tanrilik ve peygamberlik kavramlarinin hala ILIM paylasilan yerlerde de dusunuluyor demektir. Lutfen, ayetler hakkinda yorum yapmamayi ogrenin!..
Mehmet
Azerbaijan
Az. Tibb Univer. / Norologiya
22 January 2008 16:20
Her AN mülkünde dilediği gibi tasarruf eden EKBER ALLAH ahadiyeti, samediyetiyle noksan sıfatlardan münezzehtir… La mevcude illa hu, ya hu ya men hu.
22 January 2008 20:48
SORU: Din nedir?
CEVAP: “Allah indinde din İSLAMdır”
Din= İslam
SORU: İslam (din) nedir?
CEVAP: İslam; bir anlamı teslimiyet, diğer anlamı selamet…
SORU: Teslimiyet nedir? Selamet nedir?
CEVAP: Teslimiyet; her şeyde, her an Allah’ın isimlerinin manalarının açığa çıkması, Allah’ın varlığına boyun eğmesi demektir. Bu anlamda; her şey, her an Allah’a teslimdir.
Selamet; her şeyin, her an Allah’ın takdir ettiği manaları açığa çıkarma, takdir edilen nihayi hedefe ulaşma halidir. Bu anlamda; her şey, her an Allah’ın selameti üzerindedir.
SORU: Gün ile anlatılmak istenen nedir?
CEVAP: “Allah’ın indinde din İSLAMdır” ayetinde DİN=İSLAM ise GÜN ile kasdedilen de ALLAH’IN İNDİ’dir. Yani gün; zamansız (geçmiş-şimdi-gelecek üçlemesi olmayan) TEK’in indindeki sınırsız-sonsuz-tek bir AN’dır.
SORU: Din günü nedir?
CEVAP: Din günü; AN’daki teslimiyet (ve selamet)dir. Yani; Allah’ın indinden varlığa bakıldığında, varlık Allah’ın manalarının, Allah’ın varlığı ile açığa çıkmasıdır ki, manalarda elbette tek ve bir olan sahibine teslim ve selamet halindedir. AN-TEKlik bilinciyle bakıldığında; DİN-İSLAM bize Allah’ın yaratış sistemini anlatmaktadır ki; bu da MUTLAK (sınır tanımayan, özden kaynaklanan) TESLİMİYETtir.
22 January 2008 22:21
BİLDİĞİMİZ ALEMLERDE DE SULTAN O, BİLMEDİĞİMİZ ALEMLERDE DE SULTAN O.
BİZ O İSTEMEDEN NE YAPABİLİRİZ Kİ… SONUNDA RAHMETİNE SOKACAKTA O, ATEŞE SOKACAK İSE KENDİ ELLERİMİZLE ÜRETTİKLERİMİZ… ALLAH, BİZLERİ RAHMETİNE SOKACAKLARINDAN EYLESİN.
23 January 2008 01:43
Bütün çakraların bir olması. Bir olunca da hiç olursun. “Olursun”u biliyorsun da; ee, hazmetmek nerde?..
23 January 2008 12:36
Din günü kıyamet ile ilintilidir. Hz. Muhammed’in anlattığı hakikat de kıyamet ile ilintilidir..
Hz. Muhammed’e kadar var olmuş hiç bir nebi ve resul kıyametten bahsetmemiştir/bahsedememiştir!. Önceki resuller veya nebiler ölüm ötesi realitesinden ve var olduğu kavmin helakinden haber vermiş ama kıyametten söz edememişlerdir..
Kıyameti basit bir şekilde, gelecekte olacak bir felaketmiş gibi düşünmezsek eğer; kıyametin Allah ismi ile işaret olunanın zatına özgü bir sıfat olduğunu algılarız. Yani, celal, kahhar, bais, muntakim gibi isimlerin işaret ettiği özelliklerin, var olmuş olan sistemde el-an yürürlükte olmasıdır kıyamet. Kıyamet el-an yürürlüktedir, işte o malum din günü de, o an’dır…
23 January 2008 20:48
mehmet tekci arkadaş, oralardan zahmet edip beni eleştirene kadar, keşke kendi yorumunuzu yazsaydınız da nasiplenseydik biz de… size mesneviden şu satırları okumanızı tavsiye ederim.
…
Musa, dağda bir çobana uğradı. Çoban aklınca Allah’ı zikrediyordu. Şöyle diyordu:
“Hey koca Tanrı!.. Gel bana sakalını tarayayım, gel bitini ayıklayayım, gel sana süt içireyim, gel de kulübemde dinlen”
Musa hiddetlendi:
“Behey sersem, Allah’la nasıl konuşursun? Dua ederken kâfir oldun gitti, behey akılsız”
Çoban bir feryat etti ki, ağlayarak tası tarağı bıraktı çöllere düştü. Allah Musa’ya vahyetti;
“Kulumla arama girmeye utanmaz mısın? O ne güzel, beni kendi aklı ve gönlünce anardı. Ey Musa sen Allah’a yaklaştırmaya mı geldin uzaklaştırmaya mı?”
Musa hatasını anladı ve üzüldü de çobanın ardına düştü. Çoban çöllerde idi artık. Musa “Hakkını helal et, sürünün başına dön” dedi. Çoban “Sen beni azarlayana dek ben dünyada idim. Şimdi Rabbim beni öyle bir nurla ateşledi ki durmam artık, perde açıldı ey Musa!” dedi ve gözden kayboldu.
…
Can, sevgiden nurdur. Allah can ehlinin diline bakmaz; kalbine bakar. Kâbe’nin içine girene “Kıbleye dön” demek ne kadar abestir.
23 January 2008 23:07
saim Yazmış:
22 Ocak 2008 20:48
SORU: Din nedir?
CEVAP: İlahi Saadet için "Tam Bilgi" ile Yola Çıkılmalı
24 January 2008 22:29
İNFİTAR SURESİ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
1-) İzesSemaunfetaret;
Sema yarıldığında,
İÇSEL YORUM: Hiçlik-yokluk (ZAT boyutu) halinde olanın, varlık-hepliğinin(sıfat boyutu),
2-) Ve izelkevakibünteseret;
Kevkebler (yıldızlar, gezegenler) saçılıp dağıldığında,
İÇSEL YORUM: Sınırsız-sonsuz manalarından (esma-isimler boyutu),
3-) Ve izelbiharu fucciret;
Denizler fışkırtıldığında,
İÇSEL YORUM: Esma-isimler birleşimi, terkipsel olarak açığa çıktığında (efal-fiiller boyutu),
4-) Ve izelkuburu bu’siret;
Kabirler deşilip içindekiler dışarı çıkarıldığında,
İÇSEL YORUM: Sınırlı kapasite ile algılanılanların özüne inip, özden değerlendirme yapıldığında,
5-) ‘Alimet nefsün ma kaddemet ve ahharet;
Her nefs takdim ettiği (yapıp önceden gönderdiği) ve te’hir ettiği (yapmadığı, sonraya bıraktığı) şeyi bilmiştir (her halleri kendilerine zahir olur).
İÇSEL YORUM: Her birimin yapacakları da, yapamayacakları da bellidir. Çünkü her birim belli bir kapasite ile, değişmez bir sistem içinde yaratılmıştır.
6-) Ya eyyühel’İnsanu ma ğarreke BiRabbikelkeriym;
Ey insan!… Keriym olan (Bi-) Rabbine (ortak, rakip, nankör olmaya) nasıl cür’et ettin/seni Rabbine karşı cüretlendirip aldatan nedir (ki O’na kafir oldun) ?.
İÇSEL YORUM: Ey insan; sen, özündeki Rabbinin(esma terkibinin) ikram ettiği manalarla var sayılan bir varlıksın, bunun dışında var olma imkanın var mı? Yok!.. Gerçek manada sen asla, Rabbinin istemediği manaları açığa çıkaramazsın.
7-) Elleziy halekake fesevvake fe’adelek;
O (ismi Allah olan) ki seni (insan sûretinde) yarattı (izhar etti), seni tesviye etti (nefh-i ruh için düzenledi, kemalatını kabul edecek hale getirdi), seni mu’tedil kıldı (tam dengeli yaptı; özel mükemmelsin).
İÇSEL YORUM: Sen O’nun varlığı ile varsın, O’nun manalarının terkibiyle oluşmuşsun. Sistemi de; dilediği manaları açığa çıkartacak mana terkipleriyle var ettiği için; sen de dilenilen manaları açığa çıkaracaksın.
8 ) Fiy eyyi sûretin ma şae rekkebek;
Dilediği herhangi bir sûrette (hangi sûrette diledi ise) seni terkib etti.
İÇSEL YORUM: Dilediği herhangi bir, manalar terkibiyle seni yarattı.
9-) Kella bel tükezzibune Biddiyn;
Hayır (iş sandığınız gibi değil) !… Bilakis Diyn’i (Sistem’i B sırrınca) yalanlıyorsunuz (siz) !.
İÇSEL YORUM: Hayır (Yani özsel, gerçek, mutlak manada imkansız ama…) Görsel, birimsel manada; özden gelen, yukarıdaki ayetlerde açıklanan din (teslimiyet-selamet) anlayışının gereğini yaşamıyorsunuz!..
24 January 2008 23:18
İNFİTAR SURESİ:
10-) Ve inne ‘aleyküm lehafizıyn;
Muhakkak ki üzerinizde hafızlar (her fiilinizi zabt-muhafaza edenler, hafaza) olduğu halde.
İÇSEL YORUM: Belli mana terkibiyle yaratıldığınızdan, terkibinize yönelik manaları değerlendirebilirsiniz. Bu şekilde açığa çıkaracağınız manalar muhafaza edilmiş olur.
11-) Kiramen katibiyn;
Kiramen (Keriymler?), Katibiyn (yazıcılar).
İÇSEL YORUM: Bundan çıkarılacak birinci sonuç; açığa çıkacak manalar size ikramdır(sizin bireysel, özgür etkiniz yoktur); ikinci sonuç; yukarıda açıkladığımız sistemle, size yazılmıştır.
12-) Ya’lemune ma tef’alun;
(O kiramen, katibiyn olan hafızların üçüncü bir sıfatı da) ne fiil ederseniz bilirler.
İÇSEL YORUM: Üçüncü sonuç; sizi oluşturan mana terkibi ve terkibinizin algılayıp- değerlendirebileceği manaların, belli olmasına dayanarak işleyen sistem gereği, sizden açığa çıkacak fiiller de bilinir, bellidir.
25 January 2008 13:02
Bilincsizligimde zaten beser olarak din gününü yasiyorum. Bilincimde eger an´da teslim olabilirsem, İslam olabilirsem, Allahu Tealanin Malikim oldugu sarabini icebilirsem, aldigim nefesin, harcadigim enerjinin Malikimi zikr etmekte oldugunu hissedebilirsem, ben de din günümün el-an oldugunu idrak edenlerden olurum insAllah. Allah cümlemize nasip etsin. Amin…..
25 January 2008 15:19
Es Selammm
Fayda ve zarar yalnızca Allahımızdan ise
Ve dın gunu hıc kımsenın kımseye faydası olmayacak ıse zaten “HER AN” dİn gunudur.
VEYA YASADIGIMIZ HERGUN DIN GUNUDUR bu anlamda.
Şırkten kurtulunmadıgı surece (benlik şirkinden bahsetmiyorum) İnsanların, cinlerin fayda, zarar verebilecegi dusuncesını tasıdıgımız surece, zaten hep dın gununu yasıyoruz “acz” icinde.
Aczi “bildirilen” zaten hergun din gununu yasadıgını anlıyor.
Aciz olmak demek, sanki;
“DIN GUNUNUN” her an oldugunun anlamasına “ızın verılen” kisi demek.
“Ve la havle vela kuvvete illabillahilaliyyul azım.”in anlamı aynı zamanda din gununun anlamı sanki.
DIN GUNU ZATEN HERAN YASANIYOR.
Estagfurullah.
Sevgi saygı ve selam ile
emre k.
25 January 2008 21:23
İNFİTAR SURESİ:
13-) İnnel’ebrare lefiy na’ıym;
Muhakkak ki Ebrar (iyiler; şükür fiili-infak-yakınlık hali sahipleri), elbette Naiym (ni’met cenneti) içindedir.
İÇSEL YORUM: HAkikat-gerçek odur ki; yakınlık hali sahipleri, Allah’ın isimlerinin manalarıyla bol bol nimetlendirilmişlerdir.Kapasiteleri daha geniş manalarla oluşmuş, daha geniş manaları açığa çıkararak, Allah’a yakınlık haline sahip olmuşlar, sahip oldukları kuvveleri kullanarak, nimete- huzura kauşmuşlardır.
14-) Ve innelfuccare lefiy cahıym;
Ve muhakkak ki füccar (kötüler, Hak’dan sapanlar, Rablerinin ni’metine nankörler), elbette Cahıym (cehennem, ateş)’dedirler.
İÇSEL YORUM: Ve hakikat-gerçek odur ki; uzaklık ehli sahipleri, Allah’ın isimlerinin manalarının daha dar kapasitesiyle oluşmuş, manalar daha dar açığa çıkmıştır. Bundan dolayı Hak’tan sapmışlar, uzaklık ehli olmuşlar, kuvvelerini yeterince açığa çıkarıp kullanamadıklarından, ateş-azap içinde kalmışlardır.
15-) Yaslevneha yevmeddiyn;
Diyn Günü maruz kalırlar ona!.
İÇSEL YORUM: Nimet ehli ve ateş ehli de; özlerinden gelen mutlak teslimiyet-selamet sistemiyle bu haldedirler.Yani Allah; kimi hangi amaç için yaratmışsa, onu dileğini açığa çıkaracak kapasiteyle yaratarak, hedefine ulaştırmıştır.
16-) Ve ma hüm ‘anha Biğaibiyn;
Ve onlar ondan (Bi-) gaib olmadıkları halde.
İÇSEL YORUM: Ve onların, özlerinden gelen mutlak teslimiyet-selametin, dışında-saklı-gizli halleri, varlıkları da yoktur, bu sistemin dışına çıkamazlar.
17-) Ve ma edrake ma yevmüddiyn;
Diyn Günü’nü sana bildiren nedir (bilirmisin Diyn Günü’nü) ?.
İÇSEL YORUM: Allah sınırsız-sonsuz-tek var olan olduğuna göre; var sanılanların varlığı elbette Allah’a bağlı olacaktır. Varlıkların oluşumu başka şekilde olabilir mi? Olamaz!.
18-) Sümme ma edrake ma yevmüddiyn;
Sonra, Diyn Günü’nü sana bildiren nedir (bilirmisin Diyn Günü’nü) ?.
İÇSEL YORUM: Allah sınırsız-sonsuz-tek var olan olduğuna göre; var sanılanların varlığı elbette mutlak teslimiyet-selamet sistemi üzere Allah’ın varlığına dayanacaktır. Varlıkların oluşumu başka şekilde olabilir mi? Olamaz!.
19-) Yevme la temlikü nefsün linefsin şey’a* vel’emru yevmeizin Lillah;
O Gün bir nefs (bir başka) nefs için bir şeye malik değildir… O Gün Emr, (mutlak hükümran, tüm kuvvelerin sahibi) Allah’a aittir (beşeri, göresel hiç bir değer ve temenninin geçerliliği yoktur).
İÇSEL YORUM: Varlığa özden, hakikatlerinden baktığında, her şey üzerinde mutlak tasarruf sahibi Allah’tır. Varlığını oluşturan manalar, kapasite yeterli değilse, hiç kimse kimseye yardımcı olamaz. Her nefste varlığı ve manaları ile hüküm süren Allah’tır…
26 January 2008 19:06
HER ŞEY “KADER” İLEDİR. Her şey “takdir” edilmiştir. Her şey “ÖLÇÜyle” var olmuştur. Her şey belli bir “kapasite” ile yaratılmıştır. Her şey “terkiple” oluşmuştur.
Her şey Allah’ın esmalarının, değişik ölçülerde birleşimiyle oluşmuş, terkiplerdir. Öz’den gelen her mana grubu; her an, “domino taşları misali” her alt boyuttaki oluşumu açığa çıkarmakta, “daire misali” ÖZ’e ulaşarak, yeni mana gruplarını oluşturmaktadır.
Bu oluşum; her an, her birimde, bu şekilde işlemektedir. “Yalnız sana kulluk ederiz VE yalnız senden yardım dileriz…” ayeti de bu işleyen sistemi açıklamaktadır.
Bu gerçeğe eren; “Rabbi kimdir, ana kitap nedir, korunan levhalar nerededir, kader nereye yazılmıştır, yaratma nasıl olur, -sözün kısası din günü nedir?-” sorusunun cevabını bilir…
Anahtar kelime ÖLÇÜdür. (kapasite, takdir, terkip)
27 January 2008 08:09
Din günü;
“imânı örtülü” olanların şimdi reddettikleri bir gündür ki;
herkes öldükten sonra dirilince toplanacağımız
öyle muazzam, öyle muhteşem
bir zaman dilimidir ki…
“İmânı örtülü” olanların başları önde olacakları;
“Eyvâh yazıklar olsun bize! İşte inkâr ededurduğumuz gün geldi de çattı.
Şimdi kim yardım edecek bize?”
diyecekleri bir mahşer günüdür ki…
Biz “imânı açık” olanların bile;
o dehşetli, korkunç, ve yargılama günü uzadıkça…
O kadar uzadıkça… Hiç bitmeyecekmiş kadar uzadıkça…
O ânın dehşetli bekleyişinden cehenneme dahi girmeye razı olacağı…
Çok uzun, ..ama çok çok uzun, ..fakat o kadar uzun ki insan aklının eremeyeceği kadar uzun bir zaman boyutudur,
diye inanmaya gönül verdiğimiz bir esrârdır.
Avuturuz kendimizi “O günün dehşetinden”; “Dilimizi evirip çevirerek getirdiğimiz tanıklık tümcesiyle”… (Şehâdet Cümlesi nasîp ola cümlemize)…
Avuturuz kendimizi “O korkunç günün paniğinden”; “İki bakla bir takla yuvarladığımız namazların yüzü suyu hürmetiyle”…
Yine de kalbimiz mutmain değildir. Çünkü kalpler Hakk’ın adalet terazisidir ki “Mâliki yevmiddîn” hattından aldığı katıksız kudret enerjisiyle çalışır…
Din Günü’nün korkunç manzarasını “imânı örtülülere” satıp, kendimizi rahatlatma formülümüzü tartmaz…
İçten içe “şüphe kırbacını” şaklatır da şaklatır…
İter bizi araştırmaya…
İki kefesi denk oluncaya kadar depreşir de depreşir…
Aratır bir “usta sarraf”… hassas tartmayı bilen… dilini eğip bükmeyen… net sonucu bir cümleyle ilân eden… “o günün” manzarasını öznefsimize tastik ettiren…
Aratır da aratır.
“el-cevââp: Din günü mâlum ola ki Hak’tır, öylece imân ve tastik oluna. Biz ancak haber verilene akıl erdirebiliriz. Hakikatini elbette Allah bilir. Ümîd edilir ki ehli imân o günün sıkıntısından muhafaza oluna.”
Fetvâsına küser gönlümüz. İçimiz karardıkça kararır… Belirginliksiz sisleri ruhumuza çöker… Akılcağızımızı alacakaranlık kuşağında bırakır.
Aklın çıkar hesabıyla “taklîden” kabul etmek zorunda kaldığı mevzûyu kalbine “tahkîken” tastik ettirmek için son bir ihtimal kalmıştır.
Kuş konmââz-kervan geçmeez bir köy vardır. Kışın üçyüz bin yerli, yazın bir milyon turist yaşar o köyde.
Bir apartman vardır o köyde. Köy odası vardır apartmanda, klimalı, dayalı-döşeli.
Uzlete çekilir bir “Bilge” bazı cumalar “Cum’a öncesi ve sonrası”, yirmi aç-susuz vatandaşın orta yerinde. Bu nice uzletse?
Açlıktan nefesi kokan bir genç, içinde oynayan terazinin kefelerini dengeleyebilir miyim niyetiyle… kimsenin duyamayacağı sesiyle;
“Üstâdım” der, “Ben duydum ki kıyâmetten sonra mahşer varmış. Hesap varmış kitap varmış. Hepsine imanlıyım. Hesabı-kitabı geçerim inşallah. Cennete girerim inşallah. Cennette Allah’ın cemâlini görecekmişiz inşallah. Onu görünce bâzımız O’nun güzelliği karşısında kendinden geçecekmiş de sonsuza kadar o nûrdan bir daha asla ayrılamayacakmış. Kendi benliği dahi yok olup gidecekmiş. Bir daha cennete, cennetteki eşine, çocuklarına, arkadaşlarına, kendi bilinçli varlık hâline ve hatta Hz. Muhammed (s.a.v.)’in makâmına komşu olmaya dahi dönemeyecekmiş…”
Kimse duymasın diye sesinin volümünü biraz daha indirerek;
“Ben cennetten ve sevdiklerimden ebedî ayrılmayı kabul edemiyorum. Âilemi ve sevdiklerimi fedâ edemiyorum. Cennette O’nun cemâlinin beni yok etmesini kabul edemiyorum. Bu düşünce suçumu kimseye söyleyemiyorum ve hazmedemiyorum… Biliyorum, O’ndan ayrıldım fakat O’na dönmek istemiyorum…”
Ve içinden gizlice; “Oh! İçimdeki çıngıraklı yılanı masaya saldım” der. Sorusuna bir konferans bekler.
“Bilge” tebessüm eder… Hayret! Sualin saçmalığına “darılmamış ve kızmamıştır”. Ve konferansa başlar;
“Delikanlı!.. İnsan asla O’ndan ayrılmadı ki tekrar O’na dönsün!” der.
(Cümle beşer hafızasının silme özelliği nedeniyle birkaç kelime değişimine uğramış olabilir. Orijinali değil, hafıza prizmamdan kırılarak yansımış halidir.)
Ve Oku’nmaya başlayan Cum’a ezanını duyunca köy odasının döner koltuğundan yavaşça doğrularak;
“Haydin bakalım Cum’a’ya” diyerek kentin “câmi”sine doğru yürür.
Dünyanın en kısa fakat en kapsamlı “BİR CÜMLELİK” konferanslarından birisi daha bitmiştir… Terâzinin kefeleri eşitlenmiştir. Dünyâ günleriyle âhiret günleri arasına örülü Sedd-i Zülkarneyn “Allah’ın izniyle” (kerâmet bazlı değil, bilgi bazlı olarak) aşılmış; DİN GÜNÜ (bilgi boyutunda) yaşanmaya başlanmıştır.
Bir kez daha köy evinin duvarına asılı “Allah hazmini versin” duâsı ve uyarısı okunmuş, ve köy evinin kapısı kapatılarak “salat-ı cum’a”ya (cumâ namazına) doğru yönelinmiştir.
Her şeyin hakikatini göze ve öze açacak olan zaman sürecini sabırla bekleme kolaylığı versin biz âciz olmaktan dahi aciz olan kullarına “Din günü”nün tek sâhibi olan” Yüce Rabbimiz…
ısırgan & gül
( urtica.rose@hotmail.com )