Reklam çubuğunu görmek istemiyorsanız ve daha hızlı olmak istiyorsanız lütfen bu adresimizi kullanın..

Ahlaki Çöküntü Sürüyor

// 26 Mart 2008

Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de ahlaki dejenerasyon süreci hızla ilerliyor. Erkek egemen toplum tarafından, eğlenilecek ve evlenilecek kadın ayrımının yapıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Ahlaki çöküntü sadece kadın sömürüsünde yaşanmıyor elbette. Ticari ahlaktan tutun da spor ahlakına kadar birçok alanda gerçekten iyi bir noktada değiliz..

Yaptığım bazı gözlemler neticesi özellikle üniversite gençliğinde ahlaki olarak olumsuz gelişmelerin yaşandığını söyleyebilirim. Bu çöküntünün gerçekten dikkate alınması ve üzerinde fikir yürütülerek meseleye bir çözüm bulunması, toplumsal sorumluluk açısından hayati önem arzetmektedir.

Bir gece içimde inanılmaz bir sıkıntı hissettim. Zihnim de bu meseleden ötürü oldukça karışıktı. Biraz olsun rahatlamak için kısa bir gece yürüyüşü yapmaya karar verdim. Kaldırım boyunca bir süre ilerledikten sonra bir köşe başında, ellerinde sigaralarla bekleyen, yaş ortalaması 25-27 olan bir genç üniversiteli bayan grubuyla karşılaştım. Sadece çok kısa süreli göz göze geldikten sonra yoluma devam ettim. Manzara beni pek fazla şaşırtmamakla birlikte içimde hafif bir burukluk hissetmeme yol açmıştı. Rahatlamak isterken iyiden iyiye hüzünlendim. Dalgın ve düşünceli bir hâlet içerisinde evime döndüm. İçimde derin bir ürperti hissettim. O gece o mekana gidişimin sebepsiz olmadığını, bütün bu olumsuzluklara karşı olsam da kader noktasında sistemin değişmeyeceği gerçeğiyle bir kere daha yüzleşmem amacıyla, ilahi plan tarafından oraya sevk edildiğim kanaati bende hâsıl olmuştu. Meseleyi kendimce düşünmeye çalıştım. Neden diye sordum kendime. Neden bu gencecik insanlar bu tarz yollara tevessül ediyorlar? Onları bu yönelişe iten etkenler neler olabilir?. Sorular birbirini kovalarken saat bir hayli ilerlemişti. Sorulara bazı yanıtlar buldum şöyle ki:

Sorun kanaatimce öncelikle aile faktörüne dayalı. Bireyin toplumsal yaşama hazırlanmasında en önemli faktör olarak karşımızda duruyor. Yeni yetişen bireylerin, ebeveynleri tarafından çok yönlü yetiştirilmeleri bir gereklilik. Ceza ve yaptırım tarzı yaklaşımlar yerine sevgi ve anlayış içinde bir yoğun yakınlaşma onlara büyük oranda tesir edebiliyor. Genç neslin hem ahlaken hem ruhen hem de psikoloji olarak sağlıklı gelişimi için aile içi eğitim öncelikli diyoruz.

İkinci bir faktör olarak ta ekonomik istikrar yapısını örnek gösterebiliriz. Aslında mesele, eğitim politikasındaki rant ve para öncelikli sisteme dayanıyor. Sorunun ekonomik istikrarla bağlantı noktası önem arz ediyor. Zira ekonomik istikrar yapısındaki sağlıksız büyüme ve gelişme toplum genelinde hissedilen sorunsal bir gerçek. Halkımızın belirli bir alt gelir seviyesinde yaşayan kesimi gerçekten sıkıntılı günler yaşıyor. Açlık sınırında ve onun da altında yaşayan insanlar ise cabası. Örnekler çoğaltılabilir. Bir çok aile, çocuklarını bu zor şartlarda sırf gelecekleri için okutmaya çabalıyor. Bunun için büyük bir fedakarlık ve özveride bulunuyor. Ne var ki iş üniversiteyi kazanıp okumaya gelince işler daha da karmaşıklaşıyor. Bahsettiğimiz eğitim politikasındaki rant öncelikli düzenlemeler sebebiyle gençler ekonomik yönden büyük bir kıskacın içerisinde kalıyor. Devletin verdiği burs yardımları da yetersiz kalıyor. Üstüne üstlük bir de özellikle Tıp ve Hukuk gibi branşlarda okul masrafları had safhaya çıkınca gençler ister istemez farklı arayışların içine itilmiş oluyor. İtilmiş oluyor derken, genç kesimdeki bu sapmanın temelinde de aslında genel olarak yine toplumsal düzenin yer aldığını vurgulamak istedim. Başka bir deyişle bireysel anlamdaki yozlaşmalar toplumsal yozlaşmaya, toplumsal anlamdaki yozlaşmalar da bireysel çöküntülere sebebiyet vermiş oluyor. Burada karşılıklı bir etkileşim söz konusu diyebiliriz. Bu noktada meseleye determinist (gerekircilik) düşünce yapısıyla yaklaştığımı belirtebilirim.

Determinist düşünceye göre fiziksel ve ruhsal her olay ve oluş, kendinden önceki olayların gerekli ve kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkar. Toplumsal bütün varlık birimleri arasında bağlılık zorunluluğu söz konusudur. Bunu, zerrenin küllün aynası oluşu özelliği ile de açıklayabiliriz. Burada zerreyi birey, toplumu küll olarak alırsak karşımıza şu sonuç çıkar:

Bireysel oluşumlar toplumsal oluşumları yansıtan bir ayna işlevi görmektedir. Bireyin içinde bulunduğu hal gerçekte toplumun halini göstermektedir.

Determinist düşünüş, ruhbilim, toplumbilim ve ahlak felsefesinde de önemli bir kavramdır. Kavramın temelinde de insanın eylem ve iradesinin değişmez yasalara bağlı olduğu gerçeği yatar. Bu da aslında kader sisteminin ta kendisidir.
Biz her şeye rağmen yine de ümitsiz olmamalıyız. Yaşanan bütün bu olumsuzluklara rağmen toplum olarak yeniden dirilişimiz her zaman mümkün gözüküyor. Yeter ki birey ve toplum olarak yeterli özveride bulunabilelim ve gelecek yeni nesil adına gerekli önlemleri şimdiden alabilelim. Kader sistemi zaten işleyişini sürdürecek.

Nazım Akpınar
www.yorumsuzblog.net.tc
ahad103@hotmail.com

İstifade Edilen Kaynak:
Büyük Kültür Ansiklopedisi (Başkent Yayınları)

Arkadaşına gönder -EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Kategori: Nazım Akpınar

Bu Yazıyı yazdır Bu Yazıyı yazdır


10 Yorum >> “Ahlaki Çöküntü Sürüyor”

Bu yazı için yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden Geri izleme yapabilirsiniz.
  1. natilus Yazmış:

    Haramlar ve helaller iki kez farz oluyor insana.

    Birincisinde; henüz kendimizin farkında değilken ailemiz ve toplumsal kurumlar hatırlatıyor. Kendi farkında olmayış ölünceye ve öldükten sonraya kadar ve sonsuza kadar devam ediyor. Bu boyutun eğitimi; koşullu şartlanmaya dayanan ödül ve ceza…

    İkincisinde; kendini fark eden insan için haramlar tekrar haram, helaller tekrar helal oluyor. Artık buradan sonra geri dönüş ve mazeret yok. Ödül ve ceza yok. Koşullu şartlanma yok.

    Her nedense Allah sisteminde her devirde ve her boyutta KENDİNİ TANIMAYANLARIN DÜZENİ “EKSER/çoğunluk” olur. Hüküm de “ekser” e göredir.

    Allah sisteminde KENDİNİ TANIYANLARIN VE HELALİ YAŞAYANLARIN sayısı her an “AZINLIK”tır.

    AZINLIK her an çoğunluğun haramından kaçtığı gibi “çoğunluğun işlediklerini” doğal düzen olarak düşünüp tamamına ulaşamamanın “ızdırabını” yaşar sonsuza kadar…

    Fildişi kulelerimizde yaşayan bizlere bazı acı gerçekleri hatırlattığınız için teşekkür ediyorum…


  2. aysen Yazmış:

    Yalnız, geceleyin yürüyüş yaparken üniversiteli bayanlarla karşılaşmanızın toplumdaki ahlaki çöküntüyle ne alakası var ben pek anlayamadım da. Siz tek başınıza gece yürüyüşüne çıkabiliyorsunuz da, onlar toplu olarak çıkamıyorlar mı?


  3. Ahlak??? Yazmış:

    Susamış bir köpeğe, ayakkabısı ile kuyudan su çekerek veren, kötü yola düşmüş bir kadının cennetle müjdelendiğini duymuştum…

    Bununla beraber ömrü ibadetle geçen birinin de kibir, gıybet, iftira vb… hallerinden dolayı, ibatetinin boşa çıkarılıp, cehhennemle cezalandırıldığını duymuştum…

    Bence etrafımıza bakacağımıza kendimize dönüp bakalım; başkalarının kulvarıyla uğraşacağımıza kendi yolumuza bakalım… Başakalarına faydamız varsa yardım edelim; faydamız yoksa hiç olmazsa hem onlara, hem kendimize zararımız dokunmasın… Herkes yoluna diyerek geçelim, bu işleri…

    Çalışmalarımız başkalarını küçümseme, suçlama, kınama, hor görme, vb..; kendimize de büyüklenme, kibir, kurtulmuş olduğunu sanma, kurtarıcı olmaya çalışma vb. kötü haller kazandırmamalı…


  4. veysel Yazmış:

    Yüreğine diline sağlık. Evet aynı konu üzerinde düşünmek ve bunları böyle bir ortamda görerek paylaşmak çok şey kazandırıyor bizlere.
    İçinde bulunduğumuz durumun farkında olarak ve hele bir de yukarıda sayılan sıkıntıları yaşamakta isek, olmamız gereken nokta ile bulunduğumuz durumun kıyaslanamayacak kadar derin uçurumlardan oluştuğunu hepimiz görebiliriz.

    Burada ZERRE İLE KÜLL örneği yerinde kullanılmış ama zerrenin oluşumundaki faktör küllden kaynaklandığı için iş hem çok zor hem de bir o kadar üzücü oluyor.
    Bizler doğup büyüdüğümüz çevrenin yaşam tarzını benimsemek zorundayız, belirli bir yaşa ya da olguya gelene kadar!!! HAK-hakikat, çevremiz için ne ise bizim için de değişmez. Bunun için küll’e uymak zorunluluğu altında perdelenmiş oluruz. Ama nasipte var ise düşünmek gerçeği.!! O zaman çevrenin size aslında ne kadar yabancı olduğunu, içinde bulundukları durumun içler acısı olduğu kanısına varırsın. Okumak istedim okuyamadım, çünkü paramız yoktu fakirdik hala fakiriz. Annem babam bildikleri (öğrendikleri) GERÇEKLER DOĞRULTUSUNDA YAŞAMIŞ ve yaşlanmışlar. Sonra ben çalışmak istedim, arkadaş-dost istedim, güzel anılarımın olacağı herkesten farklı duyguları paylaşabileğim birilerini aradım. İŞ, buldum, çalıştım ama her iş yerinde en fazla 6 ay.

    ARKADAŞ, hepsi aynı geldi bana neden mi? çünkü hepsinin de zihnine aynı düşünce yer etmişti. Eğlenmek, gezmek, sevgili bulmak vs. vs. daha fazlası bizde kalsın. DOST, biri var sandım ama o da yokmuş. Sonra ŞU sözü okudum biyerlerde:
    DOST İSTERSEN ALLAH YETER.!!!!! sustum.

    Usanmadım aramaktan. Neyi mi? Tabiki yeni bir İŞ. Yeni ARKADAŞLAR! Ve gerçek DOSTLAR!!! Şimdi işsizim. Param yok. Babam ve annem benden birşeyler bekliyorlar çünkü başka beklentileri yok. Üstüne bir de sözlümden ayrıldım. O da bugün oldu. İki ay önce söz kestik, bu gün o kesip attı.

    Dışarıda HAYAT devam ediyor, ben gibisi çok. Ama bunların hepsi BOŞ, biz HERŞEYDEN ÖNCE ŞU UÇURUMLARI NASIL KAPATABİLİRİZ DİYE DÜŞÜNELİM ARKADAŞLAR.
    YAŞADIĞIMIZ HAYAT ne kadar zor olursa olsun bizi perdeleyecekse biz bitmişiz, demektir.
    ALLAH HEPİMİZİN ÖNCE GÖNLÜNDE YATANI BİR YAPSIN, SONRA HEPİMİZİN GÖNLÜNE GÖRE VERSİN.


  5. dikkat Yazmış:

    Nazım arkadaşımız içinde yaşadığımız toplumsal bir yaraya kendi gözlemlerinin de katkısıyla değinmiş ve çözüm arayışına girmiş. Mesele bundan ibarettir. Kendisine teşekkürlerimi sunuyorum. Değinilen objektif bir sosyal olguyu farklı taraflara çekip, eleştiri yaptığını zannedenlere ithaf olunur. Tekrar tekrar teşekkürler Nazım Bey


  6. Aysen Yazmış:

    Benim Nazım arkadaşımızın yazıları ile bir problemim yok. Gerçekten yazılarını genel anlamda güzel buluyorum. Bu vesile ile kendisine yazıları ile bizim tefekkür ufkumuzu genişlettiği için teşekkürlerimi sunuyorum. Sizin de değindiğiniz gibi benim problemim objektif olduğunu düşündüğünüz bu sosyal olguda..
    Nedense toplumda bir ahlaki çöküntüden bahsedildi mi; hep kadınlar günah keçisi ilan ediliyor. Her zaman toplumda arka planda kalması tercih edilen kadın, bir anda oyunun başrol oyuncusu oluveriyor.
    Aslında kızmamak lazım; Nazım arkadaşımızın da değindiği gibi erkek egemen bir toplumda yaşıyoruz. Erkekler Hep Kahraman!


  7. ayşen Yazmış:

    “Ey Müslüman sen bizzat edep iste. Edep her edepsize sabret­mektir ancak.
    Falan kişinin kötü karakteri ve huyu vardır diye şikayet eden kişi, bil ki kötü huylu olduğu için kötü huyluyu kötüler.
    Güzel huylu kötü huylulara sessiz kalan, kötü karakterli­lere ta­hammül edendir (Mesnevî, IV, 771-774).

    “Sen artık küçük insanların, burcu burcu basitlik kokan düşüncelerini de, akıllı dostlarından mara da ektiğini biçerken sana yadigar kalan en kurnaz sözü kulağına küpe et; KÖTÜ SÖZLERİ SAHİPLERİNE GERİ GÖNDERİVER Bİ ZAHMET.. Ahlaki çöküntüyse konu eğer, insanlarla dalga geçip, onlarla alay etmek, birtakım fiziki özellikleriyle dalga geçmek, küçük düşürmek, uluorta kusurunu yüzüne vurmak gibi birtakım erdem dışı özelliklerden bahsedelim mesala arkadaşın, hoşuna gider böyle şeyler; ektiğini biçer, zavallı AYŞEN derken sürekli kendini dinlemekten bir haller oldu… Ben de buna üzülüyorum; hep birlikte gülüyoruz


  8. burcu-yeğenin Yazmış:

    AYŞEN TEYZE; sen de bilirsin benim kalbim temiz, içim dışım bir, ben daha 9 yaşındayım ama, sen herşeye rağmen dua et benim için çok ihtiyacım var!!! ben de senin için dua edeceğim, yakında bizim meşhur sayın saygılı bayan KOPYALA-YAPIŞTIRA benziyceksin. Olduğun gibi görünmek neden sana bu kadar zor geliyor insanları uğraştırmamak ta bir erdemdir, bunu unutma!!! Aslında böyle insanlar hakkında kötü konuşmak ta ahlak dışı bir davranış bunu da unutma!!! Seni savunanlar oldu birgün biz bunları unutmadık sen de UNUTMA!! Savunmak ta bir erdemdir, savunanlar bunun farkında sen farkında değilsin belki ama… küçük yeğenin diyor ki; ALLAH HEPİMİZİN YAR VE YARDIMCISI OLSUN.


  9. BURCU Yazmış:

    “…Haddizatında, yüce dinimiz de, kendi müntesiplerine, elden geldiğince affetmeyi, kine, nefrete yenik düşmemeyi ve öç alma duygusuna kapılmamayı salıklar ki.. başka türlü davranması bir yana, hakiki mü’min oturur kalkar hep başkaları için hayır yolları araştırır, hayır dileklerinde bulunur, ruhundaki sevgiyi hep canlı tutmaya çalışır, hatta bütün muamelelerinde sevginin de ötesinde şefkati esas alır; gayz, nefret ve kine ise hep uzak kalır. O, kendi gönlünden işe başlayarak, her bucakta iyilik ve güzellik fidelerinin boy atıp gelişmesine zemin hazırlar; üzerine kinle, nefretle gelenleri bile tebessümlerle ağırlar ve en mütecaviz kimseleri dahi sevginin gücüyle savar.

    Geniş vicdanlı insan, hemen her zaman sevmenin ve şefkat etmenin heyecanıyla yaşadığından dolayı, duygu ve düşüncelerinde, hal ve hareketlerinde olduğu gibi ibadet ü tâat ve dualarında da bencillikten uzak durur, himmetini her zaman âlî tutar..

    İnsanın vicdanını inkişaf ettiren vesilelerin başında mehâsin-i ahlak gelir; bu itibarla da, vicdan genişliğinin en önemli alâmeti, güzel ahlaktır. Mesela, afv u safh güzel ahlakın bir şubesidir; kusurları bağışlama ve affedici olup dostça muameleyi sürdürme vicdanı geniş bir mü’minin şe’nidir.

    Böyle güzel sıfatların sahibi bir mü’min, başkalarından gördüğü kötü muameleler karşısında bile sabırlı, temkinli, bağışlayıcı ve muhasebe derinlikli olur. O, hemen her kötülük ve musibete “Ben daha büyüğüne müstehaktım!” mülahazasıyla yaklaşır. Nasreddin Hoca’nın, kafasına ceviz düşünce yerdeki kabağa bakıp, “Her şey yerinde güzel; ağacın dalında ceviz yerine ya bu kabak olsaydı!” diyerek hikmet-i ilahiyeye bakışını seslendirdiği gibi, o da “Ya tam istihkakıma göre bir musibetle karşı karşıya kalsaydım.. Demek ki Allah (celle celaluhu) başıma gelecek belayı rahmetiyle ezip büzdü, küçülttü, böyle minnacık bir şey yaptı ve öyle düşürdü; hamd olsun O’na!” diyerek meseleyi kendi hata ve günahlarına, istihkâkına ve kader-i ilahîye bağlar; geriye kendisine kötülük yapan insanın az bir hissesi kalmışsa onu da affeder. “


  10. inci Yazmış:

    Evet, beşer kendisini tıpkı bir mekanizma, bir sistem gibi yaratan ve sonra onun yanı başına -tabir caizse- bir katalog gibi kitabını koyan Hz. Allah’ın esas ve prensiplerine uygun hareket ettiği takdirde huzur bulacak, bu esas ve prensiplere muhalefet ettiğinde de huzursuzluk yaşayacaktır. Her şeyi en iyi bilen Allah’tır (c.c.).

    Ey bütün sebepleri yaratan ve onlara hükmeden Yüce Sultan’ımız! Nezdinden göndereceğin inayet sürprizleriyle, bize de, ümitlerimizin ve hayallerimizin ötesinde maksûdumuza, matlûbumuza, mahbûbumuza ulaşacağımız imkanlar lütfet!
    Ve insanların içindeki hırs, kin ve nefsin (egonun) kötü isteklerinden ve şerrinden bizleri koru ve herşeye rağmen birbirimizi sevmeyi bize ihsan eyle!!!


YORUMLAYIN


hayrann

Yorumsuz Blog'un Yayın İlkeleri 'ndeki Yayın İlkeleri ve Yayın Şartları başlığı altındaki koşulları okudum.